Yapı Sektörünün Haber Portalı

Çırağan Sarayı ve Savarona Yatı da Satılacak mı?

Hazine'den irtifak hakkı yoluyla alınan araziler üzerinde kurulan otel, tatil köyü, üniversite ve özel hastaneler, bu taşınmazları devletten kiralayan

Çırağan Sarayı ve Savarona Yatı da Satılacak mı?
Hazine'den irtifak hakkı yoluyla alınan araziler üzerinde kurulan otel, tatil köyü, üniversite ve özel hastaneler, bu taşınmazları devletten kiralayan kişi ya da kuruluşlara satılıyor. Anadolu Ajansı'nın haberine göre Kahraman Sadıkoğlu tarafından işletilen Atatürk'ün kullandığı Savarona Yatı ve halen Alman Kempinski tarafından işletilen Çırağan Sarayı da satılacak varlıklar arasında yer alıyor.

Çırağan Sarayı'nın satışının yolunu açan Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nün tebliğine ilişkin haberin yayımlanmasının ardından Milli Emlak Genel Müdürü İlyas Arlı, Çırağan Sarayı'na talep olmadığını olsa bile satılamayacağını söyledi. Arlı, "İrtifak hakkı olsa bile eğer bir Hazine arazisi sit alanı içindeyse, Milli Park'sa, orman alanıysa, askeri yasak bölge ya da güvenlik bölgesi içindeyse, çevre koruma alanı sınırlarındaysa satılamaz. Çırağan Sarayı da sit alanı içinde olduğu için satışı mümkün değil" dedi. Çırağan Sarayı'nın tarihi eser olması nedeniyle farklı bir statüye sahip olduğunu söyleyen Arlı, sarayın 8 ve 38 dönüm olmak üzere iki parselden oluştuğunu, padişah sarayının da bu parseller üzerinde yer aldığını belirterek siyasi iradenin bu yönde bir karar alması ve Kültür Bakanlığı'nın da onay vermesi durumunda sarayın satışının önünde engel kalmayacağını söyledi.

İlyas Arlı, halen irtifak hakkı yoluyla işletilen Savarona yatının ise, "yatın taşınmaz olmaması" nedeniyle satılamayacağını açıkladı.

Mimarlar Odası:
"Turizmi teşvik için kiralanan kamu arazileri ulusal mal varlığımızdır"
Mimarlar Odası tarafından yapılan açıklamada, Turizmi Teşvik Yasası kapsamında kiralanan kamu arazilerinin kiracılara satışının, "hukuk devleti ve ulusal değerler açısından" kabul edilemez olduğu belirtildi.

Bu arazilerin, Türkiye'nin en değerli doğal, tarihsel ve kültürel sitleri ile kıyılardaki koruma ve orman bölgelerinde "turizmi desteklemek" gerekçesiyle 1980'lerde ve 1990'larda yatırımcılara imar ve planlama ilkeleri ile şehircilik ve çevre koruma kurallarına da aykırı olarak tahsis edildikleri hatırlatılan açıklamada, bunun sonucunda ülkenin en değerli alanlarında ve kentlerin koruma bölgelerinde, kültürel ve doğal dokuları tahrip eden uygulamalar gerçekleştirildiğine dikkat çekildi.

"Bu olumsuz örneklerin gerçekleştiği kamu arazilerini, aynı tahribatları yaratanlara 'satmak' ise söz konusu kültür ve çevre katliamının artık 'kuşaktan kuşağa kalıcı kılınması' anlamına gelmektedir. Bu nedenle de söz konusu arazilerdeki toplumsal ve ulusal çıkarlara aykırı işgâlleri hiç değilse kiralama süresi sonunda gidermek yönündeki 'hukuk devleti hedefi' bile böylesine bir pazarlamayla yok edilmektedir" dendi.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.