Jeoloji Yüksek Mühendisi ve Tıbbi Jeoloji uzmanı Dr. Eşref Atabey, Türkiye'nin en kritik tarım ve su havzalarından biri olan Büyük Menderes Havzası'ndaki madencilik ve enerji yatırımlarının yarattığı tahribata dair kapsamlı bir tıbbi jeolojik rapor yayımladı. Havzanın jeolojik yapısından biyoçeşitliliğine, su potansiyelinden halk sağlığı risklerine kadar birçok konuyu 10 ana bölümde ele alan rapor, bölgenin karşı karşıya olduğu ekolojik felaketi bilimsel verilerle ortaya koyuyor.
Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre; Dr. Atabey, su zengini olmayan ve su stresi yaşayan Türkiye'de, 2,5 milyondan fazla insanın hayat bulduğu bu havzanın, kontrolsüz madencilik ve yeşil enerji adı altında hayata geçirilen projelerle adeta can çekiştiğini vurguluyor.
Havzada 461 maden projesi ÇED sürecinden muaf tutuldu
Raporda paylaşılan en çarpıcı verilerden birini, havza sınırları içerisinde yer alan Afyonkarahisar, Uşak, Denizli, Aydın ve Muğla illerinde toplam 461 madencilik projesinin ÇED sürecinden muaf tutulması oluşturuyor. Bu izinlerin illere göre dağılımı ise şu şekilde listeleniyor:
Denizli: 128 proje
Muğla (Kavaklıdere ve Yatağan): 94 proje
Uşak: 86 proje
Aydın: 86 proje
Afyonkarahisar: 67 proje
Bu projelerin 33 adedi 1. grup, 355 adedi 2. grup, 53 adedi 14. grup-a, 6 adedi 4. grup-b ve 14 adedi 4. grup-c madenlerden oluşuyor. Özellikle Denizli, Yatağan ve Kavaklıdere bölgelerinde yoğunlaşan mermer ve taş ocaklarının, bölgenin doğal su depoları olan kayaç yapılarını yerinden sökerek ormanları ve su kaynaklarını geri dönülemez şekilde yok ettiği belirtiliyor.
Siyanür tehlikesi ve asit maden drenajı yüzyıllarca sürüyor
Altın ve gümüş madenciliğinde kullanılan siyanürün sanılandan çok daha derin çevresel etkileri bulunduğunu belirten Dr. Atabey, siyanürün toprakta doğal olarak hareketsiz duran kurşun, cıva, antimon ve çinko gibi son derece zehirli ağır metalleri hareketli hale getirdiğini ifade ediyor. Hareketli hale gelen bu metaller bitki kökleri tarafından emilerek besin zincirine ve nihayetinde insan bünyesine ulaşıyor.
Ayrıca siyanürlü atık suların nehir ve derelere ulaşması halinde suda oldukça kolay çözünen ve son derece zehirli olan siyanojen klorür gazına dönüştüğünü, bunun da akarsulardaki toplu balık ölümlerinin en temel nedeni haline geldiğini vurguluyor.
Sülfür içeren altın madeni pasalarının yani atıklarının yağmur sularıyla yıkanması sonucu oluşan asit maden drenajı ise çevre için büyük tehdit oluşturuyor. Kayalardan süzülen asidik sular ve ağır metaller nehirleri, gölleri ve tarım topraklarını kirletiyor. Dr. Atabey, sülfürlü minerallerden kaynaklanan bu asit maden oluşumunun maden kapatılsa bile yüzyıllar boyunca devam edebileceğini belirterek Balıkesir'in Balya ilçesindeki kurşun madenini örnek gösteriyor.
Yeşil enerji yatırımlarının ekolojik faturası ağırlaşıyor
Yenilenebilir enerji kaynaklarının çevreye hiçbir zararı yokmuş gibi sunulmasının bilimsel bir yanılgı olduğunu savunan Dr. Atabey, Büyük Menderes Havzası'nda ÇED sürecinden muaf tutulan 241 adet güneş enerjisi santrali (GES), 26 adet jeotermal enerji santrali (JES) ve 6 adet rüzgar enerjisi santrali (RES) projesinin çevresel etkilerini mercek altına alıyor.
Jeotermal santraller incir ve zeytin ağaçlarını vuruyor
Havzada özellikle Aydın'ın Buharkent ve Germencik, Denizli'nin Sarayköy, Pamukkale ve Karahayıt ile Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçeleri jeotermal açıdan zengin kaynaklara sahip bulunuyor. Ancak yer altından çıkarılan bu jeotermal akışkanların arıtılmadan Büyük Menderes Nehri'ne deşarj edilmesi akarsuda termal kirlenme, tuzluluk ve bor kirliliğine yol açıyor.
Bu durum tarımsal üretime büyük darbe indiriyor. Özellikle Aydın'da yoğun şekilde yetiştirilen incir ve zeytin ağaçları bor elementinden önemli ölçüde zarar görerek meyve veriminde ciddi düşüşler yaşıyor. Akışkanların içindeki bor, arsenik, florür, radon gazı, karbondioksit ve hidrojen sülfür toprağı çoraklaştırıyor, yer altı ve yüzey sularını kirletiyor. Sıcak suların akarsularda oksijensizleşmeye, yani ötrofikasyona neden olarak sucul ekosistemi ve balık ölümlerini tetiklediği görülüyor.
Güneş panelleri yer altı suları için risk oluşturuyor
Güneş enerjisi santrallerinin çok geniş arazileri kaplayarak habitat kaybına neden olduğunu belirten Atabey, kullanım ömrünü tamamlayan milyonlarca güneş panelinin geri dönüştürülemediğine dikkat çekiyor. Bu panellerin galyum arsenit, tellür, gümüş, kristal silikon, kurşun ve kadmiyum gibi ağır metallerden oluşan zehirli bir karışım barındırdığını, çöplüklere atılan panellerden sızan maddelerin yer altı su kaynaklarına karışma tehlikesi taşıdığını açıklıyor.
Haberin tamamına linkten ulaşılabilir.
0 Yorum
Yorum Yap