Yapı Sektörünün Haber Portalı

Ulaşım Uygulamalarındaki Çarpıklık

Ulaşım Uygulamalarındaki Çarpıklık

Ulaşım Uygulamalarındaki Çarpıklık
Ülkemizdeki ulaşım politikalarına baktığımızda, giderek dışa bağımlılığın arttığını görüyoruz. Üstelik dışa bağımlı olmak yetmiyor, karar vericilerimiz bir de en pahalı ulaşım sistemlerini tercih etmektedirler.

Ulaştırma sektörüne göz attığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır.
-Ulaştırma sektöründe petrol ürünlerinin enerjideki payı yüzde 99 civarındadır.
-Ülkemizin tükettiği toplam enerjinin yaklaşık yüzde 20-23?ünü bu sektör tüketmektedir.
-Yolcu taşımada karayolu yüzde 94.1 ile birinci, demiryolu yüzde 4.2 ile ikinci, hava yolu yüzde 1.5 ile üçüncü ve deniz yolu ise binde 1 ile sonuncu sırada yer almaktadır.

Yük taşımacılığında ise şöyle bir tabloyla karşılaşmaktayız.
-Karayolu yüzde 85.1 ile gene birinci, demiryolu yüzde 7.47 ile ikinci, denizyolu yüzde 7.17 ile üçüncü ve havayolu ise binde 17 ile sonuncu sırada yer almaktadır.

Yukarıdaki bilgilere yakıt türünü, araç tiplerine göre sayısal dağılım gibi birtakım bilgileri de katmak mümkün. Ancak bu başlı başına bir dosya olacağı için değinmek istemiyorum. Fakat merak edenler DİE, TÜBİTAK, TMMOB gibi kurumların internet sitelerinden detaylı bilgileri alabilirler.
Benim asıl üzerinde durmak istediğim ve dikkatinizi çekmek istediğim konu, ulaşımda dışa bağılılığın bir zorunluluk olmadığıdır. Bu açıdan bakınca, yukarıdaki tablo bir utanç tablosu olarak da algılanabilir. Çünkü dört bir yanı denizlerle çevrili bir ülkede denizyolu taşımacılığının yolcu taşımadaki payı sadece binde 1?dir. Demiryolu ise sadece yüzde 4.2.

Karayolunun yapımında kullanılan asfalt bir petrol ürünüdür. Araçların lastikleri ve yakıtları da petrol ürünüdür. Yani tamamıyla petrole dayalı bir ulaşımdır karayolu. Petrol ise dışarıdan alınan bir enerji kaynağıdır.

Oysa demiryolunun yolu demirdendir. Lokomotifler ve vagonlar demir tekerleklerle yol alırlar. Ayrıca lokomotiflerin ille de petrolle çalışması gerekmez. Elektrikli lokomotifler gayet sessiz ve konforlu bir şekilde çalışmaktadırlar.

Ülkemizde demir cevheri var. Bu cevheri eritecek ve çelik yapacak enerji kaynaklarımız da bulunmakta. Lokomotifi ve vagonları yapabilecek altyapımız mevcut. Lokomotifi çalıştıracak elektriği üretecek yerli enerji kaynaklarımız da var. Yani demiryolu her şeyiyle yüzde yüz kendi kaynaklarımızla gerçekleştirebileceğimiz bir ulaşım yöntemidir.

Denizyolunda da benzer bir durum söz konusudur. Deniz, deniz taşıtlarının çalışmasına uygun bir yapıya sahiptir. Yani denizyolu açmak için dalgaları düzlemek gerekmez. O zaten milyonlarca yıldır buna uygun bir yapıya sahiptir. Tek yapacağınız şey, deniz araçlarının yanaşacağı liman ve iskeleleri inşa etmektir. Ayrıca deniz yağmurda karda kışta bozulmadığı için karayolunda olduğu gibi yol bakım masrafları da yok.

Yolcu ve yük taşımacılığında en ucuz uygulama, demiryolu ve denizyoluyla yapılmaktadır. Demiryolu yolcu ve yük taşımacılığında, karayolunun üçte biri kadar enerjiyle bu işi gerçekleştirmektedir. Üstelik bu değer Almanya gibi bize göre daha akıllı ulaşım politikası izleyen bir ülkenin değeridir. Bizim gibi karayolunda toplu ulaşımın oldukça düşük ve kalitesiz olduğu bir ülkede bu değerin daha da yüksek olacağı ortadadır. Çünkü bizde hem karayolu egemenliği bulunmakta, hem de karayolunda toplu taşımacılık değil, daha çok otomobillere ve küçük yolcu taşıtlarına ağırlık verilmektedir.

Elbette ki şehir içi ve şehirlerarası ulaşımda kimseyi silah zoruyla otomobil kullanmaktan vazgeçiremezsiniz. Ama toplu taşımacılığın kalitesini yükselterek, özellikle demiryolu ve denizyoluna gerekli yatırımları yaparak cazip duruma getirebilirsiniz. Böylece ulaşımda hem enerjiyi daha etkin kullanmış olursunuz, hem de dışa bağımlılığı azaltırsınız.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.