Sağladığı yasamsal işlevlerle yağmur ormanlarından sonra yeryüzünün en
üretken ekosistemleri olan sulak alanlar ciddi sorunlarla karşı karşıya. Başta
tarımsal sulama ve sanayideki verimsiz su kullanımı olmak üzere, sürdürülebilir
olmayan su yönetimi uygulamaları ve yanlış altyapı yatırımları sulak alanları
tehdit ediyor. Tüm bu sorunlara, son yıllarda yaşanan kuraklık karşısında
getirilen kısa vadeli çözümler de çare olamıyor.
Türkiye’nin su ve kuraklığa dair sorunlarını daha çok su altı yapı inşaatı
kapsamında görmek, kontrolsüz yer altı suyu kullanımı, havzalar arası su
transferi gibi yüksek maliyetli en son çarelerin öncelikle devreye sokulması
sulak alanların varlığını tehdit ediyor. Oysa, beklenmedik kuraklık ve sellerle
küresel iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde hissettiğimiz bu dönemde;
varlığıyla yağış rejimini düzenleyen, taşkınları kontrol eden, yer altı sularını
besleyen ve içmesuyu, tarımsal sulama, balıkçılık gibi yaşamsal ve ekonomik
hizmetler sunan sulak alanlarımıza her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Geleceğimizin sigortası olan sulak alanlarımız iyi yönetilmek, korunmak ve
gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılmak zorunda.
WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Doğa
Derneği ve Kuş Araştırmaları Derneği, 2 Şubat
Dünya Sulak Alanlar Günü’nde yaptığı uyarının, başta Devlet Su
İşleri olmak üzere diğer yatırımcı kurumlar ve tüm yetkili taraflarca
duyulmasını bekliyor. Tarafları acilen harekete geçmeye davet eden üç sivil
toplum kuruluşu, Mart ayında Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleşecek olan
Beşinci Dünya Su Forumu’nun önemini de vurgulayarak, su kaynakları yönetimi
konusunda yenilikçi, katılımcı ve bütüncül bir yaklaşıma geçilmesiyle Forum
sürecinin Türkiye için bir dönüm noktası olabileceğinin altını çiziyor.
Konuyla ilgili açıklama yapan Doğa Derneği Genel Müdürü Bahtiyar
Kurt, “Coğrafyamızdan birer ikişer silinen göllerden gelen çatlamış
toprak görüntüleri ve kuruyarak ölen flamingo yavruları bu ülkenin kaderi
değildir. Bu manzaraların nedeni iddia edildiği gibi küresel ısınma değil,
DSİ’nin politikasıdır. Türkiye’nin sulak alanlarının yaşamasını sağlamak için
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği’nin harfiyen uygulanması gerekmektedir”
dedi.
Kuş Araştırmaları Genel Koordinatörü Osman Erdem de, “Son 50
yılda izlenen yanlış su politikaları nedeniyle Orta Anadolu’da etrafına hayat
veren göllerin yerinde tuz çölleri yarattık. Su kaynakları kuruyor ve Anadolu
hızla çölleşiyor. Su; yaşamın ve bireylerin en temel gereksinimi.Orta Anadolu'yu
ilk terk edenler kuşlar oldu. Yakında sıra insanlara gelecek. Dünya Sulak
alanlar Günü vesilesiyle yetkililere bir kez daha sesleniyoruz. İnsanlar terk
etmeye başlamadan, bu yanlışa dur diyelim. Çünkü, insanlar terk etmeye
başladığında artık yapılacak bir şey kalmamış olacak. Yeryüzündeki diğer çöller
gibi” şeklinde konuştu.
WWF-Türkiye Genel Müdürü Dr. Filiz Demirayak ise “Dünyada,
küresel iklim değişikliği ile mücadelede sulak alanların oynadığı kilit rol
kabul edilmiş ve bu alanların korunması için etkin yönetim çalışmalarına hız
verilmiştir. Türkiye’de de sulak alanların korunması, tahribin önlenmesi,
ekolojik yapısı bozulmuş olanlar için restorasyon programlarının oluşturulması
ve korunan alanların artırılması gerekmektedir. Bu kapsamda, su
politikalarımızda köklü değişimler olması kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Su
kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için ekosistemlerin korunması, bir “arka
plan” konusu değil başlı başlına bir hedef ve öncelik olarak ele alınmalı ve bu
alandaki bütün yatırımlar “ekosistem ihtiyaçları” göz önüne alınarak
planlanmalıdır. 21. yüzyıl Türkiye’sinde suyu kullanan ve yöneten tüm tarafların
bu bilinç ve sorumlulukla hareket etmesi elzemdir. WWF-Türkiye olarak ilgili
taraflarla birlikte çalışmaya ve destek vermeye hazırız” dedi.
Bilgi için: Doğa Derneği
Yücel Sönmez, Kurumsal İletişim Koordinatörü yucel.sonmez@dogadernegi.org
Bilgi için: Kuş Araştırmaları Derneği
Osman Erdem, Kuş Araştırmaları Derneği Genel Koordinatörü osmanerdem@kad.org.tr
Bilgi için: WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)
Sezen Gülşen, İletişim Sorumlusu sgulsen@wwf.org.tr
[Sayfa]
Doğa Derneği, Kuş Araştırmaları Derneği ve WWF-Türkiye, geçmiş politika ve
uygulamalardan öğrenerek atılması gereken öncelikli adımları
şöyle özetliyor:
* Su yönetimi konusunda yetki ve sorumluluğa sahip bütün kurumların
vizyonu, uygulamaları ve etkinliği gözden geçirilmeli ve Ulusal Su Yasası
kapsamında yeni bir kurumsal yapılanma gerçekleştirilmelidir.
* Geçmiş yıllarda planlanan su altyapı yatırımları; günün koşulları ve
ekosistem ihtiyaçları dikkate alınarak gözden geçirilmeli; gerekli revizyonlar
yapılmalıdır. Planlanan bütün projeler için; küresel iklim değişikliği
etkilerini de dikkate alan; gerçekçi fayda-maliyet analizleri ve çevresel etki
değerlendirmeleri yapılmalıdır.
* Su kaynaklarıyla ilgili her türlü müdahalede gelecek kuşakların yaşam
hakkını da dikkate alan üstün kamu yararı gözetilmelidir.
* Su kaynaklarının yönetiminde “havza” ölçeğinin ve “talep yönetiminin”
esas alındığı “Entegre Havza Yönetimi” yaklaşımı benimsenmeli, ülkemizdeki 25
akarsu havzasının su bütçeleri hesaplanmalı, havza komisyonları kurulmalı ve bu
komisyonlar aracılığıyla havza yönetim planları hazırlanmalıdır.
* Tarım politikaları ve uygulamalarında köklü değişimler gerçekleşmeli,
tarım-su-çevre politikaları birbiriyle uyumlu ve tamamlayıcı nitelikte
olmalıdır.
0 Yorum
Yorum Yap