Önümüzdeki otuz yıl kişi başına su tüketiminin yarı
yarıya azalması bekleniyor. İstanbul'da dün başlayan Dünya Su Forumu'na
katılanlar daha şimdiden duş yaparken muslukları kısmaya başlamış. Fakat bu,
işin tali ve sembolik kısmı. Türkiye'nin suyunun yüzde 70'inin tarımsal sulamada
kullanıldığı düşünülürse asıl kırsal alanlarda tasarrufa ihtiyaç var. Kıtlık
çekenler arasında Türkiye yer almıyor. Ama önlem alınmazsa Türkiye'de de
"su mültecileri" türeyebilir. Bu yüzden kanalizasyon sularını
arıtmak da dahil pek çok yöntem deneniyor. Forum ve su kıtlığı tehdidi ile
ilgili sorularımızı yanıtlayan Çevre ve Orman Bakanı Veysel
Eroğlu, önümüzdeki tehlikeyi küçümsemememiz gerektiğini söylüyor.
Genelde siyasilerin -daha çok iktidarda olanların- çok iyimser ve vaatkâr
konuştukları bilinir. Su konusunda tecrübeli olan Eroğlu ise temkinli:
Acil eylem planı hazır
Küresel iklim değişikliklerine bağlı olarak su kaynaklarının tükenme
riskine karşı aldığınız önlemler neler?
Şu anda dünyada tatlı su kaynaklarının yüzde 1'i kullanıma müsait durumda.
2007 itibariyle ülkemizde kişi başına düşen su miktarı 1600 metreküptür ve
gelişmiş ülke ortalamalarının altında kalan bu rakam Türkiye'nin su zengini bir
ülke olmadığı anlamına gelmektedir. Gerekli yatırımlar yapılmadığı takdirde
ülkemizin su sıkıntısı yaşaması kaçınılmazdır. Öncelikle bütün illerimizin içme
suyu ihtiyaçları tespit edilerek, 2008-2013 arasını kapsayan "İçme Suyu Acil
Eylem Planı" hazırlandı. Eylem Planı ile 2013'e kadar acil, 2023'e kadar da uzun
vadeli su ihtiyacını karşılayacak tesislerin tamamlanması planlanıyor.
Havzalardaki sulama suyu ihtiyacına yönelik olarak ise "Sulama Eylem Planı"
ortaya konuldu. Bu çalışma, Türkiye'de ilk defa yapıldı. Artık nerede ne kadar
suya ihtiyaç var, havza genelinde ne kadar su var bileceğiz ve buna göre hareket
edeceğiz.
Bütüncül havza
Su kaynaklarının yönetiminde çok başlılığı önlemek için idari bir
düzenleme düşünüyor musunuz?
Su kaynaklarının tek elden yönetilmesi, kurumlar arası koordinasyon eksikliği
ve yetersizliğini ortadan kaldıracağı için çok önemlidir. Gelişmiş ülkelerde de
su kaynakları bütüncül şekilde, tek elden yönetiliyor. Biz buna "Bütüncül Havza
Yönetimi" diyoruz. Bugün Hollanda'ya bakıldığında "Bütüncül Havza Yönetimi"
yaklaşımı sayesinde problemler çözülmüştür. Su kaynaklarının bütüncül şekilde,
tek elden yönetilmesi de önemli bir tedbirdir. Su artık sadece tabii değil,
sosyal ve ekonomik bir kaynak olarak da tanımlanmaktadır. "Bütüncül Havza
Yönetimi" yaklaşımı ile su kaynakları çevre bütünü içinde değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede ülkemizde de her akarsu havzası için koruma eylem planı
hazırlanıyor
[Sayfa]
'Su temel bir insan hakkı'
Açık Radyo'nun Yayın Yönetmeni Ömer Madra küresel ısınma
konusunda Türkiye'deki en duyarlı isimlerden biri. Türkiye'nin "en tanınmış"
çevrecilerinden biri olan Ömer Madra, 5. Dünya Su Forumu'na biraz mesafeli
yaklaşıyor. Çünkü çeşitli şirketler ve bu şirketlerle bağlantılı NGO'ların
(sivil toplum kuruluşları) üyesi olduğu Dünya Su Konseyi'nin düzenlediği bir
forumun küresel su meselesine gerçek anlamda çözüm olamayacağına inanıyor Madra.
Ona göre su temel bir insan hakkı ve bu hakkın tanınmadığı sözleşmeler hangi
iddialı hükümleri içerirse içersin işe yaramamaya mahkûm:
ABD'den başlamalı
"Dünya Su Forumu deyince insanın aklına şu geliyor: Bütün insanlık camiası
Birleşmiş Milletler gibi bir kurumun öncülüğünde oturdu ve 'Su meselesini nasıl
çözeriz' diye konuşmaya başladı. Ancak maalesef gerçek bu değil. Dünyanın en
büyük su şirketlerinden birinin yöneticisi olan Loic Fauchon, Dünya Su
Konseyi'nin de başkanı. Su meselesine bağımsız bir organizasyonun öncülüğünde
çözüm aranmalı. Dünyada su kaynakları hızla azalıyor. Su sorunu, ekolojik
dengeyle bağlantılı bir sorun. Yani sera gazlarının salınmasını azaltmadan bu
soruna çözüm bulmak mümkün değil. Biz yüzde 1 oranında salıyoruz, ABD yüzde 24.9
oranında salıyor. Küresel önlemlerin Amerika'dan başlaması gerekiyor."
[Sayfa]
Her 3 kişiden biri susuz
Son verilere göre 1.2-2 milyar arası insan sağlıklı, temiz suya ulaşma
imkânına sahip değil. Başka bir deyişle dünyanın nüfusunun yaklaşık üçte birinin
boğazı ve bedeni yeterince su görmüyor.
- İklim değişikliklerine bağlı kuraklık, daha sulak yerlere olan göçleri
artırıyor. Bu yeni durum, "iklim mültecileri" kavramının icat edilmesine yol
açtı. Darfur gibi su sorunu bulunan bölgelerde savaşlar yaşanıyor. Kadınlar,
omuzlarına birer bidon koyup kilometrelerce öteden hiç de sağlıklı olmayan kuyu
sularından getiriyorlar. Yolda Janjavid denilen atlı milislerin tecavüzüne
uğramazlarsa kendilerini şanslı sayıyorlar.
- Yerkürenin bazı bölgelerindeki bu dramatik olaylar göz önüne alındığında
istisnasız her bireyin güvenli bir şekilde suya ulaşabildiği Türkiye'nin şanslı
olduğunu söyleyebiliriz. Gelgelelim önümüzdeki 30 yıl içinde ülkemizde su
arzının yarı yarıya azalacağı düşünülürse bizim de şapkayı önümüze koyup
düşünmemizin vakti geldi. Şimdilik havzalardan su getirme daha ucuz ve yeterli
bir çözüm gibi görünse de gelecekte deniz, hatta kanalizasyon sularını arıtmak
da gerekebilecek.
- Küresel ölçekte durum daha vahim. Önümüzdeki 50 yıl içinde 65 ülkenin su
kıtlığı çekeceğine dair tahminler yapılmakta. 5. Dünya Su Forumu'nu organize
edenlerin en önemli amacı da bu ciddi tehdide karşı önlemler
almak.
0 Yorum
Yorum Yap