Antalya Kaleiçi gibi bir kentsel sit
alanının sokaklarında yürürken ağır iş makinesi sesi duysanız ne düşünürsünüz?
Herhalde trafiğe kapalı yaya bölgesinde bir TIR ile karşılaşmış gibi olursunuz
ve “Bu nerden çıktı?” sorusu geçer aklınızdan. Benim de öyle
oldu. Geçtiğimiz yıl (22 Ekim), Antalya Kaleiçi’de bir arkadaş ziyareti için
telaşla yürürken duyduğum iş makinesi sesi için “Bu nerden çıktı?” diye sormam,
antik liman yolu ve atık su kanallarının yanı sıra bir müze galerisini
dolduracak kadar tarihi eserin kurtarılmasına vesile oldu.
Kaleiçi’nde, etrafı iki insan boyunda tahtalarla sıkıca kapatılmış arsada,
sesi sokağa taşan iş makinesinin marifetini gördüğümde şok oldum. Büyükçe bir
kepçe, yerden aldığı toprakla birlikte yaklaşık 40x60x90 cm boyutunda temel
taşlarını traktöre yüklüyordu; üç traktör de sıradaydı. Kısa bir görüntü
kaydından sonra ilk aklıma gelen, 200 metre ilerideki Koruma
Kurulu’na bilgi vermekti. Gördüklerimin koruma mevzuatı açısından
incelenmesini talep eden bir dilekçeyi Kurul Müdürü’ne verdim. Müdür’den, iş
makinesi ile temel kazısı yapılan arsanın 3. Derece Sit Alanı
olduğunu, bu alandaki tescilli iki evin yerine yapılacak Akdeniz
Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü’nün (AKMED) misafirhane olarak
kullanacağı otel kompleksinin, restorasyon ve rekonstrüksiyon projelerinin
Kurul’dan onay aldığını, temel kazısının da arkeologlar denetiminde ve elle
yapılması mecburiyeti olduğunu öğrendim.
Vatandaşlık görevini yapmış olmanın kıvancıyla Kurul binasından çıktığımda
ise biraz önce temelden çıkan hafriyatın doldurulduğu traktör, yükünü boşaltmaya
gidiyordu. Hiç hesapta yokken karşıma çıkan bu olay nedeniyle beklettiğim
arkadaşımın affına sığınarak bu kez bir taksi ile traktörü takip ettim. Traktör,
Narenciye Bahçesi yakınında, bir arsaya yükünü boşalttı.
Önceden dökülmüş 10 römork kadar toprağın arasında da çok sayıda parçalanmış
tarihi temel taşı vardı. Arsa, traktörcüye aitti ve çöplüğe götürülmesi istenen
kazı toprağındaki taşları, ev inşaatında kullanmak istemişti. Kaleiçi’ne dönerek
temel kazısının ve traktörün video görüntülerini Kurul
Müdürü’ne izlettim ve dört de fotoğraf verdim.
Ters giden bir şey
Aynı gün, iş makinesi ile temel kazısı yapılan alanı inceleyen Kurul’un
uzmanları, 7x15 m boyutlarında ve 1 m derinliğinde bir alanın kazıldığı ve çıkan
malzemenin dışarıya taşındığını rapor etmişler. Bu raporla bilgilendirilen
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü de, “iş makinesi ile temel kazısı
yapıldığı ve kültür varlığı tahribatına sebep” olunduğu için Cumhuriyet
Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş. Antalya Koruma Bölge Kurulu,
27.11.2008 tarihli toplantısında benim dilekçeyi, uzman raporlarını, savcılığa
suç duyurusunu ve temel kazısı yapılan alandaki projenin müellifi ve aynı
zamanda o tarihte Kurul’un başkan yardımcısı olan Dr. M. Sinan
Genim’in başvurusunu değerlendirerek, proje uygulama iznini Müze’nin
yapacağı kurtarma kazısı sonuna kadar askıya aldı: “...otel fonksiyonunda
rekonstrüksiyon projeleri onaylanan tescilli yapıların 3. derece arkeolojik sit
alanında bulunmasından dolayı, temel çalışmalarının Müze Müdürlüğü denetiminde
yapılarak, hazırlanacak belgelerin Kurulumuza getirilmesinden sonra uygulamaya
devam edilebileceğine; ..”
Bu karar üzerine, Antalya Müzesi arkeologu Nilüfer Karakaş
ve araştırmacı Nermin Karagöz’ün 17.12.2008’de başlattığı temel
kazısında, yüzeyden 2.20 m aşağıda Kaleiçi’nde varlığı bilinmesine karşın
güzergâhı bugüne kadar tam saptanamamış antik döneme ait taş döşeme yol ve bu
yolun kıyısında da, ikisi seramik atölyesi ve çok sayıda dükkan kalıntısı ortaya
çıkarıldı. 17.12.2009’da tamamlanan kazıda ayrıca lüle (34 adet), kandil, testi,
minyatür kaplar, Bizans dönemine tarihlenen bronz sikkeler,
Bizans-Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait
seramik parçaları, bronz röliker, mermer dibek ve geç dönem cam şişeler bulundu.
Şimdi Koruma Kurulu, Müze uzmanlarının kazı raporu doğrultusunda, söz konusu
otel projesini yeniden değerlendirecek.
Kaleiçi’nde, iş makinesinin kepçesi ile parçalanmaktan kurtarılan tarihi
eserlerin fotoğraflarına bakarken kıvrandım. Ancak, Koruma Kurulu’na 200
metrede, uzmanların olduğu yerde bu zaaf yaşanıyor ve iş makinesi ile kaçak kazı
yapılıyorsa Türkiye’deki kültürel koruma uygulamalarında ters giden bir şey var
diye düşünüyorum. Sonucu sevindirici olsa da bir yurttaş olarak tesadüfen tanık
olduğum bu olay kara mizah gibi geldi. Olayın yargı boyutu devam ettiği için
yorum yapamıyorum ama sanırım Kültür Bakanlığı mevcut kültürel koruma
çalışmalarına bir ek yaparak, sit alanlarında şu uyarı tabelasını da asmalı:
Dikkat, iş makinesi çıkabilir!
Hasan Üstün / İÜ, Arş. Gör.
0 Yorum
Yorum Yap