Biz ülke vatandaşları olan biteni neden sorgulamayız,
çıkan yasaların neler getirip neler götüreceği hususunda neden araştırma
yapamayız, bilinmez. Genetik bir özellik midir, dikkatler başka yerde midir,
yoksa her şeyi hap gibi almaya alıştığımız için farkında olma yeteneğimiz mi
yok.. bu da bilinmez. Her şey olur biter, sonuçlar çıkar.. o zaman “Ne oluyor”
deriz.. ama iş işten geçmiştir.
Seçim öncesi çoğumuzun farkında olmadığı önemli bir olay gerçekleşiyor:
Orman vasfı kaybolmuş arazilerin özel mülkiyete konu edilmesi.
Aslında orman vasfının kaybolmasının mümkün olmadığını bu konuda kendisi ile
görüştüğümüz Orman Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi 2. Başkanı Besim
Sertok şöyle açıklıyor: “Orman alanlarının vasfı kaybolmaz,
kaybettirilir. Belgrad Ormanları’nda olduğu gibi orman arasına yapılaşma olsa
da, insanlar çekildiğinde orman kendini yeniler. Bu nedenle orman vasfı
kaybolmaz.. ama orman alanları insan eliyle orman sınırları dışına
çıkarılabilir.”
Yıllardan beri orman vasfı kaybettirilerek Orman Kanunu’nun
2. maddesinin B bendinde yer alan düzenleme kapsamında yer aldığı için 2B olarak
adlandırılan arazilerin ekonomiye kazandırılması ve orman köylüsüne verilmesini
sağlamak üzere teknik düzenlemeler içeren 5831 Sayılı Kanun 27
Ocak 2009’da yürürlüğe girdi. Bu kanun aslında bir uvertür kanun; orman vasfını
kaybetmiş arazilerin değerlendirilmesini sağlamıyor. Bunun için ayrı bir kanun
çıkacak. Esas kanun taslağı, “Orman köylülerinin kalkındırılmaları ve Hazine
adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin değerlendirilmesi” adını
taşıyor.
Peki çıkan bu kanun ve çıkarılacak esas kanun anayasamıza aykırı olacak mı?
Evet.. çünkü anayasamızın 169. maddesi “… Orman olarak muhafazasında bilim ve
fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına
dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981
tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş
olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya
hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba
ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında
daraltma yapılamaz” düzenlemesini getirmiştir. Buna göre 1981 yılından önce
orman vasfı kaybolmuş yerler ancak değerlendirilebilir. Öte yandan anayasamızın
170. maddesi de orman köylüsünü kalkındırmada bu yerlerin kullanılacağını
öngörmüştür. Oysa yıllardan beri orman vasfı kaybettirilmiş yerler zaten işgal
edilmiş, yapılaşmaya dönüşmüş, iş işten geçmiş alanlardır.Yani özel mülkiyete
konu olmuş veya olacak alanlardır.. yani orman köylüsü avcunu yalayacaktır.
Eski Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Orhan Özkaya da
bu alanları yağmalanacak alanlar olarak adlandırmakta.. “Orman köylüsünün
kalkındırılması diye bir şey yok, büyük sermayeye açılacak. Yabancılar da bundan
nasibini alacak” diyor. Öte yandan Orhan Özkaya, 5831 Sayılı Kanun’la 3402
Sayılı Kadastro Kanunu’na eklenen kadastro çalışmalarını düzenleyen Ek 4.
maddede yer alan “… Bu maddeye göre yapılacak kadastro çalışmaları ikinci
kadastro sayılmaz” hükmünün aslında bir değerinin olmadığı, bu kanun kapsamında
yapılacak kadastro çalışmalarının ikinci kadastro sayılacağı, dolayısıyla orman
alanları için yapılamayacak olan ikinci kadastronun bu şekilde sağlanmaya
çalışıldığını önemle vurgulamaktadır.
Değerlendirilecek orman alanlarından sağlanacak 15-20 milyar dolar parayı
cari açığın kapatılmasında kullanacağız, orman değerini kaybetmiş bu yerler
ekonomiye kazandırılacak, dolayısıyla ne güzel bir iş yapıyoruz derken.. aslında
ormanlar yönünden fakir kabul edeceğimiz ülkemizin doğasının bozulmasının
getireceği maliyetin bu faydanın çok çok üstünde olduğunu dikkate almıyor,
gelecek nesiller düşünsün, biz seçim kazanalım diyoruz. Ormanları yaratan Allah
bunun hesabını bizden sorarsa ne yapacağız? Onu da mı kandırmaya çalışacağız?
Yok yok.. Müslüman da olsak bu işten yırtamayacak, onun varlığını telef
ettiğimiz için galiba cezalandırılacağız…
0 Yorum
Yorum Yap