Artık her şey serbest, çünkü 2B yasası yöntem değiştirerek
uygulamaya sokuldu. Anayasaya aykırı olduğu için
Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği orman özelliğini yitirmiş
alanların satışı ile imara açılmasını öngören yasa, Tapu
Yasası’na eklenerek kabul edildi. TBMM’de 15 Ocak 2009 tarihinde
benimsenen 5831 sayılı Tapu Kanunu’nun yanı sıra 6831
sayılı Orman ve 3402 sayılı Kadastro yasalarında
yapılan değişiklikler de yine aynı amaç doğrultusunda düzenlendi.
Herhangi bir yerin “orman” sayılıp sayılmamasına karar verebilecek bilgilere
sahip olmayanlardan oluşan kadastro ekiplerinin orman kadastrosu yapabilme
yetkileri de sınırsızca genişletildi. Bu, daha önce orman kadastrosu yapılarak
“orman” olduğu kesinleşmiş yerlerin daraltılmasına dahi yol açabilecek...
Kısacası siyasal iktidar, bu son düzenlemeleriyle “2B
arazileri” olarak anılan yerlerin, genişletilip satılabilmesi ve
“2A” uygulamasının kolaylaştırılması için gerekli hukuksal
altyapıyı oluşturdu. Konuyu Türkiye Ormancılık Kooperatifleri Merkez
Birliği (ORKOOP) Genel Başkanı, aynı zamanda Ormanlarımıza
Sahip Çıkalım Birliği (OSB) sözcüsü Cafer Yüksel ile
görüştük...
Orman tahribatını özendirmeye yönelik bir temel yaratan yasada satış adına
hiçbir ifade bulunmuyor, ancak Yüksel’e göre o bir sonraki adımda olacak, hem
artık altyapı hazır, bu altyapının kullanılacağı hukuksal düzenlemeler gözden
geçiriliyor. Yakında “2B” ve “2A” arazilerinin “değerlendirilmesiyle” ilgili
yasa tasarısı da gündeme gelecek ve hukuksal süreç tamamlanmış olacak. Yüksel 2A
arazilerinin, 2B’lerden daha da büyük sıkıntılara sebep olacağını söylüyor.
2A’ların, 2B arazilerinden farkını ise şöyle açıklıyor; “2B’ler, 31.12.1981
tarihinden önce orman vasfını yitirmiş yerler, 2A’larda ise böyle bir süre
sınırlaması yok, yani ucu açık.”
Türkiye’de 470 bin hektar 2B arazisi var. Bu arazilere, Sultanbeyli ve
Beykoz’un bazı bölgeleri de giriyor. Yüksel “Örneğin Sultanbeyli” diyor, “20 yıl
öncesinde burada en fazla beş ev vardı, şimdi ilçe oldu, zaten tekrar orman
olmaları mümkün değil. Siyasal iktidar, bize o bölgeleri örnek gösterip, ‘Nasıl
yıkacağız da satacağız?’ diyor. Oysaki bizim asıl derdimiz bu bölgeler değil,
üstelik bu tip örnek gösterilen yerlerin sayısı çok az. 2B arazileri içinde
meralar, açık otlaklar ve orman köyleri de var.”
Ona göre en büyük sıkıntılardan biri de, ormanları satışa çıkarmayı amaçlayan
bu tip yasaların ve yasa tasarılarının seçim öncesinde gündeme gelmeleri, çünkü
bu durum halka gelir kaynağı olarak yansıtılıyor. Yüksel şöyle anlatıyor:
“2003’te 2B’lerin satışlarından 25 milyar elde edileceği söyleniyordu. Şimdi 50
milyar diyorlar. Olay halka, ‘Türkiye’nin bu kadar borcu var, burada da bir 50
milyarlık gelir var, zaten bu alanlar orman statüsünde değil, ama yasanın
çıkmasına izin vermiyorlar’ şeklinde yansıtılıyor. Ancak iş bu kadar basit
değil, arkasında çok daha farklı boyutları var.”
Yüksel’in bahsettiği, “farklı boyutlar” en çok da orman köylülerini
ilgilendiriyor. Çünkü, 2B arazilerinin önemli bir bölümü, orman köylülerinin
yaşamakta olduğu yerleri kapsıyor. Anayasada ise 2B’lerin ancak orman
köylülerine devredilebileceğini belirten bir madde var. Yüksel bu maddenin orman
köylülerinin tapusu olduğunu vurguluyor; “Yine bu madde doğrultusunda, 2B’ler
satışa çıkarılırsa da ancak onlara satılabilir, fakat orman köylüleri milli
gelirden en az yararlanan kesim, almaları mümkün değil” diyor. Yüksel onlar
alamayınca da başkalarına satılacağını söylüyor, tabii bu durumda orman
köylüleri hem işlerinden olacak, hem de yerlerinden yurtlarından edilecekler.
Türkiye’de 20 bin orman köyü var, bu köylerde toplam 17 milyon orman köylüsü
yaşıyor. Yasa çerçevesinde tehlike altında olanlar ise, 2B arazileri üzerinde
yer alan 11 bin köy, yani yedi buçuk milyon insan...
ORKOOP olarak da orman köylülerinin sesi olmaya çalıştıklarını da anımsatan
Yüksel, geçimini devlet tarafından kurulan kooperatiflerde çalışarak sağlayan
orman köylülerinin de yeni uygulamalarla daha fakirleştirildiğini söylüyor.
“Orman Genel Müdürlüğü ağaçları dikili haldeyken mühürleyip, satacağını
söylüyor” diyor; “Bu durumda, tüccar ağacı dikili halde alacak ve istediğine, en
ucuza kesene kestirecek. Bu köylüler zaten Türkiye’nin en fakir kesimi,
böylelikle de her şeyleri ellerinden alınıyor. Bu korkunç bir şey, vicdana da
aykırı. Eğer bu durum yasalaşırsa, açlık grevine gireceğim!”
Yüksel’in bir talebi daha var, Cumhurbaşkanı Gül’ün yasa onaylanmadan bir de
onlarla görüşmesi… Gerçekler belki de uygulamayı
değiştirebilecek…
0 Yorum
Yorum Yap