TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu
tarafından organize edilen 'İstanbul'un Deprem Gerçeği / Sizce İstanbul
Depreme Hazır mı?' başlıklı panel Bahçeşehir Üniversitesi
Toplantı Salonu'nda gerçekleştirildi. Murat Dokur,
Haluk Eyidoğan, Murat Fırat, Cemal
Gökçe, Oğuz Gündoğdu, Tahir Öngür,
Mücella Yapıcı'nın panelist olarak katıldığı toplantı,
'tespitlerin dışında deprem için ne yapıldı' sorusunun
cevaplarını aradı.
Türkiye artık 'kent depremleri' sürecinde
Türkiye'nin bir deprem kuşağı üzerinde olduğunu belirten Prof. Dr.
Haluk Eyidoğan, 'deprem olacak mı, olmayacak mı?' ikileminin tartışmayı
hiçbir yere götüremeyeceğini vurguladı. 20 yüzyılda Türkiye genelinde 21 adet 7
ve üzeri şiddette deprem olduğuna dikkat çeken Eyidoğan, 21. yüzyılın ilk 8
yılında henüz şiddetli bir deprem yaşanmamasını doğanın verdiği bir şans olarak
yorumladı. "Türkiye, kent depremleri sürecine girmiştir" diyen Eyidoğan, 1927'de
yüzde 24 olan kentsel nüfusun 1997'de yüzde 65'e çıktığını ve bunun da kentlerde
yaşanabilecek kayıp riskini artırdığını söyledi. Eyidoğan, Türkiye'de kent
nüfusunun yüzde 32'sinin Marmara Bölgesi'ne yığıldığına ve bölgenin kent
nüfusunun yüzde 66'sının da İstanbul'da yaşadığına vurgu yaparak, şöyle konuştu:
"İstanbul'un yüzde 58'i deprem bakımından birinci ve ikinci dereceden deprem
kuşağında; yani deprem bakımından en tehlikeli alan olma özelliğini taşıyor.
Göç, kayıp riskini arttırıyor. Tehlikeyi biliyoruz"
Depreme hazır olmak bir insan hakkıdır
Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür, bir jeoloji mühendisi
olarak hala deprem üzerine konuşuyor olmaktan duyduğu utancı dile getirdiği
konuşmasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin web sitesinde yer alan
"İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Ve Deprem Önleme Çalışmaları"
başlıklı basın açıklamasında yer alan verileri eleştirdi. Büyükşehir
Belediyesi'nin hala 6 - 6.5 yıl önce ortaya konulmuş rakamları baz aldığını
ifade eden Öngür, 'depreme hazır olmanın bir insan hakkı olduğunu söylüyordu'
dediği Deprem Master Planı'nın da Kadir Topbaş yönetimi tarafından unutulmasını
kınadı. İBB'nin hiçbir projesinde 'deprem' olasılığına karşı bir strateji
benimsenmediğini savunan Öngür, Deprem Master Planı'nda değinilen hukuksal
düzenlemelerle ilgili adım atılmamış olmasını da bir suç olarak niteledi ve
"Benim yaptığım da bir suç duyurusudur" dedi.
Bir savunma mekanizması olarak 'inkar'
Konuya felaket psikolojisi açısından yaklaşan Psikiyatr Dr. Murat
Dokur ise, 'inkar'ın doğrudan kullanılan bir savunma mekanizması olma
özelliğine dikkat çekerek, kaygı dozunun biraz arka planda kalması gerektiğini
düşündüğünü söyledi. Dokur, yoğun yaşanan 'kaygı'nın direnci de beraberinde
getirdiğini ve bunun da yapılabilecek pekçok şeyi yapılamaz kıldığını
belirterek, yaşanılan durumu 'tuhaf' olarak nitelendirdi: "Tuhaf bir durum!
Sanki İstanbul depremi bir grup insan için olacakmış, çoğunluk için olmayacakmış
gibi bir durum yaşanıyor".
Deprem olmasa bile yenileme şart
İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Cemal Gökçe de mevcut yapı
stoğunun deprem riski olmasa bile yenilenmesi gerektiğini söyledi. Yapı Denetim
Yasası'nın eksiklikleri üzerinde duran Gökçe, "Pekçok denetleme kuruluşu,
denetleyeceği inşaatın yerini bile bilmiyor" diye konuştu. Artık dünya
gündeminin kaynakların sınırlılığı ve sürdürülebilirlik üzerine yoğunlaştığını
hatırlatan Gökçe, bütüncül bir yenileme ve planlama çalışmasına ihtiyaç olduğunu
savundu. Gökçe, ayrıca boş her alanın bir rant kapısına dönüştürülmesinin aksine
mevcut yapılaşmada yoğunluğun azaltılması gerektiğini de sözlerine
ekledi.
0 Yorum
Yorum Yap