Yapı Sektörünün Haber Portalı

Depremin 3. Yılı; 360 Bini Aşkın Yurttaş Hâlâ Konteynerde

6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine karşın 360 bini aşkın yurttaş konteynerlerde yaşamaya çalışıyor. Sorumluların yargılandığı deprem davaları ise ağır yürüyor.

Depremin 3. Yılı; 360 Bini Aşkın Yurttaş Hâlâ Konteynerde

En büyük felaketlerden biri olarak kayıtlara geçen 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçti. İktidar tarafından 27 Aralık itibarıyla 450 bin TOKİ’nin teslimi yapıldığı açıklansa da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Kahramanmaraş ve Hatay Depremleri Yeniden İmar ve Gelişme Raporu’na göre bugüne kadar gerçekleştirilen kura törenleri sonucunda toplam 433 bin 667 konut ile 21 bin 690 işyerinin kurası tamamlandı. Ancak anahtar teslimi yapılan birçok konut, altyapı yetersizliği nedeniyle yaşamsal ihtiyaçları karşılamaktan uzak. Üç yıl geçmesine karşın 360 binden fazla insan konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor.

Cumhuriyet’ten Çağdaş Bayraktar’ın haberine göre; barınma sorununu tetikleyen unsurlardan biri TOKİ’lerin altyapı sorunları olurken diğer bir sorun ise özellikle Hatay ve Adıyaman’da ekonomik döngünün eski haline gelememiş olması. Deprem bölgesinde eğitim koşulları da hem öğrenciler hem de öğretmenler açısından 6 Şubat öncesinin şartlarından uzakken depremzede yurttaş açısından sağlığa ulaşım da kısıtlı. Yurttaşın öncelikli sağlık ihtiyaçlarını karşılayan onlarca Aile sağlık merkezinin (ASM) yıkıldığı bölgede yeniden yapılan ASM sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Depremzede yurttaşların bir diğer sorunu ise deprem davalarında yargılamaların ağır ve “cezasızlık algısı” yaratan biçimde ilerlemesi. Binlerce binanın yıkıldığı depremde, deprem davaları kapsamında cezaevinde bulunan kişi sayısı yalnızca 60’ı hükümlü olmak üzere 208. Öte yandan psikolojik desteğin yetersiz kaldığı bölgede yurttaşlar, yaşadıkları acı ve hissettikleri adaletsizlik duygusuyla başa çıkmakta zorlanıyor.

Reklam Goruntulenme Bolumu

‘Rezerv alan’ çilesi
Deprem sonrası yeniden düzenlenen 6306 sayılı kentsel dönüşüm yasasına eklenen “rezerv alan” uygulaması, başta Hatay olmak üzere tüm deprem bölgelerinde yurttaşların anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını yaralıyor ve daha birçok alanda ciddi hak kayıplarına yol açıyor. İlgili yasaya eklenen düzenleme ile yurttaşların mal sahibi olduğu yerler kamulaştırılabiliyor. Türkiye’nin yüzde 89’unun afet riski altında olduğunu belirten hukukçu Cihat Açıkalın, “Bu yasa, afet riski gerekçesiyle neredeyse tüm ülkede mülkiyet sistemini dayatan ciddi bir politik silah” uyarısında bulundu.

Adalet enkaz altında
“Depremin üzerinden üç yıl geçti. Bugün geldiğimiz noktada ne yazık ki ‘adalet’ hâlâ büyük ölçüde gecikmiş durumda” diyen Adalet Peşinde Aileler Platformu üyesi ve kayıp yakını Döne Kaya, “Açılan davaların önemli bir kısmı ya eksik soruşturmalarla ilerliyor ya da halen soruşturma aşamasında sürüncemede bırakılıyor. Üç yıla rağmen iddianamesi düzenlenmemiş dosyalar, bilirkişi raporu beklediği için ilerleyemeyen davalar ve kamu görevlilerinin yargı denetimi dışında bırakıldığı dosyalar mevcut” dedi.

Firari sanıklara ilişkin yakalama kararlarının etkili biçimde uygulanmadığını söyleyen Kaya, “Bunun yanında bazı binalara ilişkin dosyalar, sorumluluk zinciri daraltıldığı için ya hiç açılmadı ya da yalnızca alt düzey faillerle sınırlı kaldı. Ruhsat veren, denetlemeyen, göz yuman kamu görevlilerinin büyük bölümü hakkında ise soruşturma izni engeline takılan dosyalar ilerlemiyor” ifadelerini kullandı.

Etkileri bugün de hissediliyor
“Geçen zamana rağmen, depremzedelerin yaşadığı ruhsal yük hâlâ gündelik hayatın bir parçası olmaya devam ediyor” diyen Hatay Akademik Psikologlar Derneği Başkanı Doğan Kuş, “Bugün karşılaştığımız tablo, travmanın bitmediğini sadece daha sessiz, daha görünmez bir hal aldığını gösteriyor. İnsanlar artık yaşadıklarını yüksek sesle anlatmıyor ama bedenleri ve duyguları bu yükü taşımayı sürdürüyor” tespitinde bulundu.

Birçok depremzede için temel sorunun, güvende hissetme duygusunun kaybolması olduğunu belirten Kuş, “Barınma, iş ve gelecek planları konusunda yaşanan belirsizlik, sürekli bir tedirginlik halini besliyor. Bu durum zamanla umutsuzluğa, içe kapanmaya ve hayattan geri çekilmeye yol açıyor. Yaşananlar geride kalmış gibi görünse de etkileri bugün de hissediliyor” dedi.

Haberin tamamına linkten ulaşılabilir.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.