Yapı Sektörünün Haber Portalı

Yolsuzluk, Cahillik ve Yoksulluk

Kimi kime şikâyet ediyoruz? Konulmuş standartlara uymayan binaları yapanlar da bizim insanlarımız; bu binalara ruhsat verenler de bizim kamu görevlilerimiz; o kamu görevlilerini tayin edenler de bizim seçtiklerimiz.

Yolsuzluk, Cahillik ve Yoksulluk
İstanbul'un Zeytinburnu semtinde durduğu yerde beş katlı bir bina daha çöktü, yerle bir oldu. Enkaz altından iki ölü ile 24 yaralı çıkarıldı. Facia 'Huzur' apartmanı sakinlerini bir gece yarısı bulmuştu. O gece yer sarsıntısı olmamıştı; hatta belki rüzgâr bile esmiyordu. Böyle bir olay ülkemizde ilk değil. Birkaç ayda bir yurdun çeşitli yerlerinde benzeri olaylar yaşanıyor. Bazen konutlar, bazen de kamu binaları durup dururken enkaza dönüyor.

Hiç kuşkumuz olmasın, bu olay bir son da olmayacak. Benzeri haberleri duymaya devam edeceğiz. Her defasında 'yetkililer' araştırma başlatıp sorumluları aramaya başlayacak. Birkaç kişi itham edilecek. Sonunda suçlu tespit edilemeyecek ya da bulunsa bile açılan dava zamanaşımına uğrayacak. Olan yakını ölenlere veya yuvası yıkılanlara olacak.

Aslında çok fazla uzağa gitmeye gerek yok. Bireysel düzeyde olmasa bile toplum olarak bütün bu olayların gerisinde biz varız. Çünkü bu düzeni biz yarattık ve biz devam ettiriyoruz.

Yeni bir depremi bile beklemeden çöken bu binaları yapan müteahhitler aramızda dolaşıyor. Biraz daha fazla kâr etmek için bütün standartlar ayaklar altına alınıyor. Maliyet düşürülsün diye yapıların kolonları inceltiliyor. Denizden çekilen ıslak kum elemeye bile lüzum görülmeden kullanıliyor. Bunun böyle olduğunu Zeytiburnu'nda yıkılan binanın enkazı açıkça ortaya koyuyor.

Güya yapılan inşaatlar belediyelerin kontrolu altında. İskân ruhsatını veren de belediyeler. Yani bizim seçtiğimiz mahalli yönetimler meskenlerimizin oturulabilir olup olmadığına karar veriyor. Bazı sağlam yapılar için bile ruhsat almada çeşitli bürokratik engellerle boğuşulurken, standartlara uymayan yapılara çoğu zaman nasıl kolayca oturma izni alındığı bilinmeyen bir şey değil.

Kimi kime şikâyet ediyoruz? Konulmuş standartlara uymayan binaları yapanlar da bizim insanlarımız; bu binalara ruhsat verenler de bizim kamu görevlilerimiz; o kamu görevlilerini tayin edenler de bizim seçtiklerimiz.

Öte yandan cahillik yakamızı bırakmıyor. Cahilliğin verdiği sahte güven duygusu ile 'bize bir şey olmaz' anlayışı içinde insanlarımız en tehlikeli şeyleri yapmaya devam ediyor. Çoğu zaman bu tutum kurnazlık sanılıyor. Açıkgöz olarak da tanımlanan bu insanlara saygı bile duyuluyor. Aynı anlayış içinde, Zeytiburnu'nda yıkılan binanın duvarlarında 1999 depremi sonunda meydana gelen çatlakların sıva ve boya ile kapatılıp hiçbir şey olmamış gibi davranıldığını gazetelerde okuyoruz.

İlginç bir diğer nokta, Zeytinburnu yıkılma tehlikesi altındaki konutları tasfiyeyi amaçlayan 'kentsel dönüşüm projesinin' uygulandığı bir bölge. Oysa yetkililer, herhalde 'Huzur' apartmanına dışarıdan bakarak 2 bin 300 konutu içeren 'ciddi risk altındaki binalar' listesine bile almamışlar.

Cahillik ile yoksulluk bir yerde birleşiyor. Zeytinburnu'nda ciddi risk altındaki binalarda aileler oturmaya devam ediyor. Niçin? Çünkü bu binalarda kiralar sağlam binalara oranla çok daha düşük. Daha yüksek kiraya güçleri yetmeyen insanlar hayatlarını risk altına sokarak buraları kullanıyor. Yıkım kararı alınan birçok konutu aileler oturacak yerimiz yok diye terk etmiyor. O yüzden yıkım yapılamıyor.

Mesken sahipleri bir araya gelerek yeteri parayı toplayamadıkları için, binaları daha sağlam duruma getirecek iyileştirmeler yapılamıyor.
Gecekondulardaki durum bundan farklı mı? Ruhsatsız yapıldığından kontrolden kaçan bu meskenleri 'ucuza çıkartmak' için sahipleri her türlü malzemeden tasarruf ediyor.

Cahillik ve yoksulluk, yolsuzlukla birleşince ortaya bugün karşı karşıya olduğumuz tablo çıkıyor. Sonuç ölümcül olabiliyor. Bir toplum bu üç olumsuzluğun üzerine etkili bir şekilde gidemediği sürece de felaketlerin önlenmesi neredeyse imkânsız.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.