İzmir’in ulaşım sorununu çözecek olan 80
kilometrelik Aliağa-Menderes Raylı Sistem ile metro inşaatının
tamamlanması bir başka bahara kaldı. Geçmişi hatırlayanlar bilir, metro
projesinin ilk ortaya çıkışı sırasında başlangıç noktası
Üçkuyular’dı. Onun yerine Üçyol’dan başladı.
Şimdi aradaki mesafe kapatılmaya çalışılıyor. Yine ilk planda toprak altından
giden metroyu Varyant civarında viyadükler üstüne çıkartan
değişiklik üzerine başlayan tartışmalar, metro inşaatında iki yıl
kaybettirmişti. Oysa Birinci Kordon’a altı şeritli yol yapmak için inatlaşmak
yerine raylı sistem çok önceleri desteklenseydi ulaşım sorunu bugüne kadar
çözülmüş olurdu.
Karayolu yapımının ulaşım sorunlarını çözmek yerine beraberinde başka
sorunlar da getirdiği gerçeği artık pek çok kişi tarafından kabul ediliyor.
Kordon’a altı şeritli otoyol yapılmış olsaydı, her gün trafiğe katılan araç
sayısı göz önüne alındığında yine de yeterli gelmeyecek; İzmir’in sembolü
sayılan Kordonboyu, araç trafiğine ve egsoz dumanına boğulmuş
olacak; deniz kenarındaki çimlerde güneşli günlerin tadını çıkaran
İzmirliler, denize uzaktan bakmak zorunda kalacaklardı.
Karşıyaka Bostanlı’da deniz kıyısı boyunca uzanan oto yol,
Mavişehir çevresinde inşaatı tamamlanan ve devam eden yeni
siteler ile çok yakında yetersiz kalacak gibi görünüyor. Şu haliyle bile sabah
ve akşam saatlerinde bu yoldan karşıya geçmek, yayalar için büyük tehlike
yaratıyor.
Bir yandan çevre sorunları gürültü ve kirlilik yaratan, diğer yandan kaza
riski çok daha yüksek olan karayolları yerine demiryollarına yatırım yapılması
için meslek odalarının baskısı artıyor. Çünkü maliyet açısından da çok daha
avantajlı olan demiryollarına yapılan yatırım, durma noktasına gelmiş
bulunuyor.
TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nca hazırlanan
“Ulaşımda Demiryolu Gerçeği” konulu raporda demiryollarının
bilinçli olarak geriletildiği belirtiliyor. MMO’nun oldukça radikal bir önerisi
var; karayollarına yapılmakta olan bütün yeni yatırımların durdurulması ve
ağırlığın demiryollarına verilmesi. Bu konuda haklı olduklarını gösteren
rakamlar şöyle:
“Türkiye’nin 2008 itibariyle toplam demiryolu hattı uzunluğu yaklaşık 10 bin
984 kilometre. Bunun 4 bin 559 kilometresi yabancı şirketlerin imtiyazında
Osmanlı döneminde yapıldı ve Kurtuluş Savaşı’ndan sonra devletleştirildi; 4 bin
643 kilometresi ise 1923-1950 yılları arasında yapıldı. 1950-2001 arasında 1738
kilometre hat yapıldı. 2001-2005 arasında ise 44 kilometre yeni hat
yapıldı.”
Karayolları Genel Müdürlüğü ve TÜİK’in ulaşım verilerine göre 2005’te
ülkemizde yolcu taşımacılığının yüzde 95’i karayolu, yüzde 0,01’i denizyolu,
yüzde 3.40’ı demiryolu yüzde 1.57’si havayoluyla yapılıyor. Raporda
demiryollarının yüzde 95’inin tek hatlı olduğu, mevcut hatların yüzde 30’unun 27
yaş gibi çok yüksek bir yaş sınırının bile üstünde bakımsız kaldığı, yol bakım
ve yenileme çalışmalarının da son derece yetersiz olduğu vurgulanıyor. Ankara
Ticaret Odası’nın da demiryollarına yönelinmesi gerektiğine ilişkin bir raporu
var. Bu raporda, Avrupa’da yolcu taşımacılığının yüzde 25’i demiryolu ile
yapılırken bu oran ABD’de yüzde 40, Japonya’da yüzde 50’ye varıyor.
Türkiye’deki kamyon sayısının tüm AB ülkelerindeki toplamdan fazla olduğu
kaydedilen raporda, karayolunun demiryoluna göre kaza sayısı bakımından 22 kat,
ölü sayısı bakımından 8 kat daha tehlikeli olduğu vurgulanıyor. ATO’nun
raporunda 1980’lerden bu yana karayolları için yaklaşık 30 katrilyon lira
harcandığı, bu parayla 12 bin 500 kilometrelik demiryolu yapılabileceği
belirtiliyor. Yine rapora göre karayolu taşımacılığı demiryoluna göre 7 kat
pahalıya geliyor; yakıt açısından da demiryolu karayoluna göre 6 kat ucuz.
Eldeki tüm veriler demiryollarına daha fazla yatırım yapılması gerektiğini
gösteriyor. Ancak hükümetimiz, ne yazık ki duble yol yapmakla övünüyor.
Niçin gerçekleri yazmıyorsunuz? 1 km demiryolu yapımının kaça patladığından ve uzman yükleniciler gerektiğinden neden bahsetmiyorsunuz?