- yapi.com.tr
- 24.07.2010
- GÜNDEM
- 20 okunma
Yer / Küreselleşme
Dünya mirası listesinde olmak nasıl talana, bayağılığa, savurganlığa engel olamadıysa listeden atılmak da bu saçmalıklara karşı durmaya, doğru örnek bulup çıkarmak için çalışmaya engel değil. Listede kalmakla mirasın korunacağına inanmak, AB’ye girmekle ‘insan haklarına saygılı demokrasi’ geleceğine inanmakla eşdeğer.
Vapur iskeleden uzaklaşırken leylek
belirginleşirdi. Gagasında
‘yuva’
taşıyan, kanat çırpıp duran leylek.
Çabalar durur ama yuvasını
sakin
bir toprağa konduramazdı. Banka,
konut kredisi ile müşterilerine
yuva
vaadini neon reklamla anlatıyordu.
Hava kararınca kanat
çırpmaya
başlayan kuş gece yarısı gibi sönerdi.
Aradan yıllar geçti.
Evimizin hemen
arkasında dev bir reklam ekranı zuhur
etti. Kuleleri diken
inşaat şirketi, zemin
kattaki hipermarket (mahallede hiper-
süper-mini
toplamı bir düzine olmalı),
bitişiğindeki elektronik
perakendecisi
reklamlarını ekrana yansıtıyorlar. Tam
24 saat! Ne dedikleri
önemli değil.
(Mac Luhan olsa ‘medyum önemli
değil, önemli olan ekran’
derdi.) 24
saat kıpkırmızı, sapsarı, zırt beyaz
ışık evlerin içinde.
Hiçbir kalın perde
durduramaz. Giderek tüm işlek
caddelere, meydanlara bu
dev
ekranlardan yerleştiriliyor. Kentlilik
vergisi olarak
o sınır tanımayan ışık
biçare gözlerimizin ta içine sokuluyor.
Hem ışık hem de renk algımızı bu
yeni kent heykelleri rehin aldı. Tüm
o
anıtlar, taklar, çeşmeler, heykeller ekranların yanında ‘sönük’ kalıyor.
Galiba iki yıl kadar önceydi. Madrid’de belediyeye bağlı ‘Kentsel
Kalite
Komisyonu’ yeni kent anıtı yapılmasını yasaklayan bir
moratoryum ilan etti.
Özel bir bağlam/ mekân gereği
olmadıkça yeni şeyler
yapılıp
meydanlara, caddelere konulamıyor.
İstanbul’daki kent anıtlarının
envanteri
nerededir? Eldekiler yetmez mi?
Belki de şimdi İstanbul ve anıt konuşma
sırası hiç değil. İstanbul
dünyada
kültürel mirasını tehlikeye atan kentler
arasına adını yazdırmak
üzere. Haftaya,
Brezilya’da, İstanbul’un mirasına
sahip
çıkan kentler listesinden atılması
oylanacak. En çok konuşulan da
bir anıt.
Metropolü yöneten kişinin de müellifleri
arasında yer aldığı
bir metro köprüsü.
Hem de boynuzlu, moynuzlu (eh, Altın
Boynuz’u katedecek
ya o kadar da
olsun). Bu gidişle Süleyman’ın ismiyle
müsemma camisinin
minareleri gölgede
kalacak. Bazıları UNESCO’nun
listesinden atılmayı pek önemsiyorlar.
Yine açık mektuplar imzalanacak,
demeçler verilip gösteriler yapılacak.
Ben, doğrusu, liste konusuna önem
de
vermiyorum. Dünya mirası listesinde
olmak nasıl talana, bayağılığa,
savurganlığa engel olamadıysa listeden atılmak da bu saçmalıklara
karşı
durmaya, doğru örnek bulup çıkarmak
için çalışmaya engel değil.
Listede
kalmakla mirasın korunacağına
inanmak, AB’ye girmekle
‘insan
haklarına saygılı demokrasi’
geleceğine inanmakla
eşdeğer. Hem
sonra son dakikada Brüksel’de üyeliği
kurtarmak, son
dakikada gelen golle
dünya şampiyonasına gitmek (‘son vagon
sendromu’?)
Türk ulusunun hasletlerinden
değil mi? Hem atma işini erteleyip
top
çeviren UNESO komisyonunun birkaç
uzatma dakikası
daha oynamak
istemeyeceğini kim bilebilir? Yurttaşı
ses çıkarmak için
sabırla seçim sandığı
bekleyen, aydını fikir, çözüm üretmek
yerine
abilerin, ehveni şer’lerin
arkasından giden bir ülkede (ancak)
olur böyle
vakalar.
Mimarların hiç mi suçu yok?
Yarışmalara teklif çağrılarına
koşarak
giden mimarlar. Sunumlarını, çizimlerini eğretilemelerle, (işte tam
burada
metafor yerine bu kelime
yakışıyor) felsefe kavramlarıyla ince
ince
süslemeleri işe yaramıyor. Çoğu
zaman iz bırakma, imza atma coşkusu
toplumsal kaygının, bağlamın önüne
geçiyor. Hem (ağa)babalardan
R. Koolhaas
‘satmışım bağlamı’ (‘fuck the context’
dememiş miydi?). Yerelleşme söylemi
sürdükçe gitgide yeknesak bir
korkunç
kente dönüşen dünyada, tarihi boyunca
iktidarla içli dışlı olmuş
mimarlık mesleği
yeni bir tanımlamaya, cesur bir altüst
oluşa şiddetle
ihtiyaç duyuyor.
Parlak etkinlikleri, parlak yayınları,
tumturaklı konferans
konuşmalarını
durdurmak mümkün olmadığına belki
mimarlık alanı dışından
biri/leri kalkıp
iki fikir üretmeye cesaret edebilir?
İstanbul’a gelince. Leonardo’nun ruhu
gelip de köprünün
boynuzlarıyla ilişki
şayiasını tekzip edemeyeceğine göre, belki
de iş başa
düşüyor.
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap