- yapi.com.tr
- 12.12.2007
- GÜNDEM
- 3 okunma
Van'dan 'davet' var...
Van 'daki Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi'nin 10. Kuruluş Yılı etkinliklerindeydik... Mühendislik dallarının "mezun" ları
Van 'daki Yüzüncü Yıl Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi'nin 10. Kuruluş Yılı etkinliklerindeydik... Mühendislik dallarının "mezun" ları varken, mimarlık bölümü öğrenime hâlâ başlamamış bile...
Rektör Prof. Dr. Hasan Ceylan ile Dekan Prof. Dr. Sefer Örçen , nedenini şöyle açıklıyorlar: "Düzeyli eğitim için gerekli öğretim üyesi sayısına ulaşmadan başlamak istemiyoruz. Gerçi YÖK'ün öngördüğü 'en az' akademik kadromuz var; ama bize göre yeterli değil..."
Bu tavrın, hem üniversiteye, hem mesleklere, hem de topluma karşı, gerçek bir "bilimsel duruş" olduğunu söylememe gerek var mı?
Nice yeni üniversitede, bu "sorumluluk" tan uzak bir öğrenim var. Yeterince eğitilemeyen "diplomalı" lar, mesleklerini "yaşamın içinde" öğrenmeye çalışıyorlar. Bunun toplumsal zararlarını önemsemek içinse Van'daki gibi bilime, yurtseverlikle bağlı olmak gerekiyor.
Nitekim "öğrencisiz" Mimarlık Bölümü'nün Başkanı Yrd. Doç. Dr. Sedat Bekiroğlu da diyor ki: "Mimarlığı Van'da öğretmenin değerini bilecek ve burada yaşamaktan keyif alacak hocalar bekliyoruz..."
Yani, binlerce yıllık Urartu uygarlığının, insanı şaşırtan imar ve altyapı düzeninden, başta anıtsal kaleler ve Akdamar gibi tarihsel mimarinin muhteşem örneklerine kadar; hatta Bitlis , Ahlat , Hoşap gibi anıtsal kentlerle bezeli "Van Gölü Havzası" nda...
Bu eşsiz olanağa, zengin kültürel değerleri, "Anadolu'nun denizi"nin gizemli güzelliklerini, her mevsim karlı dağları, balıkların oynaştıkları akarsuları, soludukça gençleşilen yayla havasını, coşkulu oyunları, türküleri, içten dostlukları ve elbette doyumsuz "Van kahvaltısı" nı da eklediğinizde; ülkemizin yüz akı üniversitelerinden birinin "öğretim üyesi bulamama" sı garip değil midir?
Üstelik özellikle Van'ın, adeta su gibi, ekmek gibi mimarlığa ihtiyacı varken...
'Kimliksiz'leşme...
Bunu görmek için Cumhuriyet Caddesi'nde yürümek yetiyor. Geçmişe ait "izler" in bile kalmadığı bu en "eski" ana caddedeki kimliksiz apartmanların zemin katlarında ünlü markaların mağazaları sıralanıyor.
Aynı caddedeki eski belediye başkanlarından Mustafa Çohaz 'ın adıyla anılan meydana, "aynı isim" le dikilmiş "saat kulesi heykeli" ise sanki aynı kimliksizliğin "anıt" ı gibi... Üzerindeki dev termometreden hava sıcaklığını öğrenmeniz olanaksız; çünkü sadece "süs" ... Tepesindeki saat bile bir saat ileri! Yukarı doğru kalınlaşan oransız yüksekliği de meydanı çiğneyen abuk bir kütle yaratmış...
Yakın zamana kadar kenti süsleyen eski PTT'nin yerinde inşa edilen Telekom binası, son yıllardaki "kültür yoksunu kamu yapıları" nın devasa bir örneği (daha)... Neyse ki eski Tekel binası, yalın taş mimarisi ve Selçuklu döneminden esinlenilmiş karakterli girişiyle, 1940'ların "kimlikli kamu binaları" nı simgelediğinden, koruma altına alınmış...
Buna karşın, "yaşıt" ı denebilecek Gümrük binası ise kültür varlığı "sayılmadı(!)" ğından; "cumhuriyet" in ikinci ve "son" tanığı tehlikede. Van Koruma Kurulu o "alçakgönüllü mimari" yi, ağırbaşlı bir dönemi "simge" lemesinden ötürü "kent belleği" ne armağan etmeli...
Van'daki tek sivil tarihi yapı ise Sıhke Caddesi'nde, sadece dış duvarlarının bir kısmı ayakta kalabilen 'Mustafa Dilaver Evi' ... Her yönüyle, bir "ahşap ve kerpiç güzeli" olan konak için Mimarlar Odası Şube Başkanı Şahabettin Öztürk diyor ki: "Restore ederek, Van kahvaltısının da en güzelinin sunulacağı küçük bir otel işleviyle yaşatılmasını hedefliyoruz..."
'Bak hele bak'
Peki, şu "törensel kahvaltı" nın "en güzel" i nasıl olur?
Merakımızı giderebilmek için, sabah, Van'ın ünlü turizm gönüllüsü "Bak Hele Bak" ın yeni mekânındaydık. Yani Belediye Sarayı altındaki, adı da "Kahvaltı Kültür Sarayı" olan Yusuf Konak' ın yerinde...
Yusuf Bey, bilmecelerini bilenlere armağanlar dağıtırken, "Bak hele bak" derse, hemen susmalı ve dinlemelisiniz... Van'ın bir ilçesiyle ilgili şu "şaka fıkra" ya, yan masadaki "oralı" larla birlikte gülerken, aynı zamanda engin "Anadolu hoşgörüsü" nün de bilge örneğini yaşıyoruz...
Uçak Van'a doğru "o ilçe" nin üstünden alçalırken, hostes anons yaparmış: "Sayın yolcular, (...)den geçiyoruz; herkes çantasını, cüzdanını kollasın..."
İlçenin adını bilenler Yusuf Konak'ı 0 432 214 29 38'den ararlarsa, armağanlarını da alırlar...
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap