- yapi.com.tr
- 25.01.2010
- GÜNDEM
- 8 okunma
Ünlü Camiler Kapılarını Yeniden Açıyor
İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürü İbrahim Özekinci, hali hazırda restorasyonu devam eden ve ihtişamıyla hayranlık uyandıran Süleymaniye, Fatih, Pertevniyal Valide Sultan Camilerinin, 2010'da kapılarını yeniden açmaya hazırlandığını belirtti. Osmanlı'nın yaşayan en güzel mimari eserlerinden olan camilerin restorasyonları Vakıflar Bölge
İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürü İbrahim Özekinci, hali hazırda
restorasyonu
devam eden ve ihtişamıyla hayranlık uyandıran Süleymaniye, Fatih,
Pertevniyal Valide Sultan Camilerinin, 2010'da kapılarını yeniden açmaya
hazırlandığını belirtti.
''Yıllarca Türkiye'de kapsamlı
restorasyon dediğimiz şey yapılmadı. Eserler restorasyon adı altında çok çeşitli
yanlış müdahalelere maruz kaldı '' diye konuşan Özekinci, Süleymaniye Camisi'ni
''Yaşayan Tarih'' olarak nitelendirerek, restorasyonda
görev alan Prof. Dr. Ferudun Çılı ve ekibi tarafından, caminin simülasyonunun
bilgisayar ekranına aktarıldığını ifade etti.
''Buraya 7-8 şiddetinde bir
deprem uygulandığı zaman bunların mukavemeti nedir, bu ölçüldü. Ondan sonra
restorasyon çalışmalarına devam edildi'' diyen Özekinci, caminin kubbe bölümünde
herhangi bir sorun olmadığını ve gerekli dolgular gibi basit işlemler yaparak
buradaki işlemleri tamamlayacaklarını vurguladı.
Özekinci, ''Yerden 53
metre yükseklikte Süleymaniye Camisi'nin kubbesine dokunma ayrıcalığını
yaşıyoruz'' diyerek duygularını ifade ederken, bu caminin en büyük özelliğinin
ise, Fatih Camisi'nden sonra Osmanlı Dönemi'nin, en büyük site topluluklarından
meydana gelen bir eser olduğunu kaydetti.
Süleymaniye Camisinin zemin
özelliklerinin oldukça engebeli olduğunu belirten Özekinci, buna rağmen zamanın
teknolojisine göre topografik özelliklerin çok iyi kullanıldığını vurgulayarak,
''Engebeden dolayı ortaya çıkan boşluklar toprakla doldurulmuştur''
dedi.
Turşu küpüyle gelen akustik sistem
Sesin
bir noktadan çıkarak caminin her köşesine eşit şekilde dağılması için, Mimar
Sinan'ın üzerinde çalıştığı akustik sistemin, Anadolu'da kullanılan turşu
küplerinden içi boş 65 tanesinin ağızları aşağıya bakar vaziyette ana kubbenin
etrafındaki duvarlara yerleştirilmesiyle oluştuğunu anlatan Özekinci şunları
söyledi:
''Bu sistemle aşağıda çalışma yapılırken, biz 53 metre
yükseklikte bile en ufak sesi duyabiliyoruz. Mimar Sinan'ın caminin akustik
yapısıyla ilgili olan efsanesi şöyledir:
Rivayete göre Mimar Sinan'ın,
akustiğin temini için camide nargile içtiğini öğrenen Kanuni Sultan Süleyman
hışımla gelip, Mimar Sinan'a bunun sebebini sorar.
''Sinan, 'Sultanım
bakınız bunun içerisinde tömbeki yoktur, sadece su vardır. Bu, çektiğim zaman
fokurdayan suyun sesinin kubbeye nasıl ulaştığını ve caminin her noktasına eşit
vaziyette nasıl dağıldığını temin için yaptığım bir çalışmadır' diyerek Padişaha
durumu özetledi''
Cevahir minaresi her daim ışıl ışıl
Özekinci, ''Cevahir Minaresi'' hakkındaki rivayeti de şöyle
anlattı:
''İran Şahı Tahmasb Han, mali açıdan sıkıntı çekildiğini ve
sonuç olarak cami yapımının uzadığı düşüncesiyle, Kanuni'ye inşaatın devamı için
elmas ve değerli taşlar gönderdi. Kanunu Sultan Süleyman ise kendisini
öfkelendiren bu hediyelere cevaben, caminin her taşının bu taşlardan çok daha
değerli olduğunu ve gönderilen değerli taşların, cami inşaatının herhangi bir
yerine karıştırılmasını söyledi. Sinan da bu taşları öğüterek, ''Cevahir
Minaresi'' olarak anılan minareye karıştırdı. 'Cevahir Minaresi'nin bu yüzden
sabah ve akşam güneşinde pırıl pırıl parladığı söylenir.''
Tarihi
is odası, hatıra odası gibi
''İs odası, Mimar Sinan'ın
teknolojik harikalarından biridir'' diyen Özekinci, Süleymaniye Camisi'ni
aydınlatan yüzlerce kandilin isinin bu odada toplandığını ve elde edilen isten,
padişah tuğralarında da kullanılan mürekkebin yapıldığını ifade
etti.
Özekinci, yapımında bu kadar ince hesap ve ustalıkla düşünülen İs
Odası'nın şu anki halinin ise kötü olduğunu vurgulayarak, ''Ancak bu oda
restorasyon kapsamı dışında tutuldu. Tarihi dokusunu bozmadan bu odayı nasıl
restore ederiz diye düşünmekteyiz'' diye konuştu.
İs odası'nın duvarları
askerlik hatıraları, tarihler, kalp içine alınmış isimler ve benzeri yazılarla
doldurulmuş vaziyette. Bir zamanlar içerisinde padişah tuğraları için kullanılan
isin toplandığı ''İs Odası'', şu ana kadar orijinal hali bozulmaması
gerekçesiyle restore edilmiyor.
Kandillerden çıkan is, meydana gelen hava
akımıyla mihrabın aksi yönüne hareket ederek, kapının üstünde dışarıya açılan 4
adet küçük pencereden, orta kapının üstündeki is odasına
doluyor.
İhtişamın ve gücün simgesi tarihi kapılar
Camide yürütülen en büyük konservasyon işlemlerinden birinin de ahşap
işleri olduğunu belirten Özekinci, ''Süleymaniye'nin ahşap işleri, gerçekten her
yönüyle mükemmel bir dönemin özelliklerini yansıtıyor'' dedi.
Restorasyon
çalışmalarımına başlandığında, kıyıda köşede kalmış ahşap elemanlar olduğunu
belirten İbrahim Özekinci, ''Üzerinde çalışılan ahşaplar, özellikle kapılar,
yıllardır kendi haline bırakılmış, kurtlanmış ve terk edilmiş haldeydi''
şeklinde konuştu.
''Camide bulunan tarihi ahşap kapılar gibi bir çok
eser, şu anda yaptığımız çalışmalarla tekrar hayata kazandırılıyor'' diyen
Özekinci, restorasyonları tamamlanan ahşap eserlerin tekrar camide
kullanılacağını söyledi.
[Sayfa]
İstanbul Vakıflar 1. Bölge Müdürü
İbrahim Özekinci, ahşap ustalarının el emeği göz nuru ile çok titiz bir çalışma
yürüttüklerini belirterek, şöyle devam etti:
''Şu an işlem gören kapı tam
750 kilogram civarındadır. Avludan cami haremine girerken Cümle Kapısı'dır. Bu
da çok kötü haldeydi. Ustalarımızın son derece titiz çalışmaları sonuncu bu hale
geldi. Bu kapı ceviz, abanoz, armut ve aklınıza gelebilecek tüm ağaç
çeşitlerinden oluşturulmuş. En önemli özelliği içinde hiç metal malzeme
olmamasıdır. Binlerce parçanın iç içe geçmesi sonucu oluşan kapıdan,
restorasyondan önce sağlam kalan sadece 10 santimlik bir bölüm vardı. Kapıda
kullanılan malzemenin tetkikleri yapıldı, motifin özellikleri ortaya çıkarıldı
ve eser ilk yapıldığı haline getirildi.''
Fatih Camisi
Özekinci, Fatih Camisi'nin restorasyonu ve tarihçesi hakkında şu
bilgileri verdi:
Fatih Camisi restorasyonu için yapılan ilk ihale 2007
yılının sonunda gerçekleştirildi. İhaleyi, ''İstanbul'da faaliyet gösteren bir
firmanın alması sonucu, tespit aşamaları gibi nedenlerle çalışmalara 2008
yılının Mart ayında başlandı.
Caminin ilk yapımına 1462 yılında başlandı
ve 1470 yılında tamamlandı. Mimar Atik Sinan tarafından yapılan cami, 1509
İstanbul depreminde büyük hasar gördü ve II. Bayezit döneminde onarıldı. 1766
yılında yaşanan bir depremden dolayı harabe haline geldiği için Sultan III.
Mustafa, 1767- 1771 yılları arasında camiyi Mimar Mehmed Tahir Ağa'ya tamir
ettirdi. Bu nedenle cami orijinal görünümünü kaybetmiştir. 29 Ocak 1932'de ilk
Türkçe ezan bu camide okunmuştur.''
Pertevniyal Valide Sultan
Camisi
Restorasyon çalışmalarının daha çok dış cephelerde devam
ettiği Pertevniyal Valide Sultan Camisi'nde ise Şantiye Şefi Hülya Aktaş, en
büyük sorunun yanlış müdahaleler ve çevresel etkiler nedeniyle dış cephelerdeki
taş süslemelerinin erimesi olduğunu ifade etti.
''Bu sorunlar şundan
kaynaklanıyor, daha önceki müdahalelerde kum taşı denilen bir taş kullanılmış ve
bu taş da çevresel etkiler yüzünden çabuk eriyebilen bir özelliğe sahip''
şeklinde konuşan Aktaş, zaman zaman da dış etkenlerden kaynaklı kirlilikleri
örtmek için dış cephede badana yapıldığını belirtti.
Aktaş, badana
artıklarını temizlediklerini bildirerek, ''İç kısımda da yoğunluklu olarak kalem
işi yapılmış. Dışarıdaki taş süslemeye paralel olarak iç kısımda kalem işleri
yapılmış'' dedi.
Çalışmaların 2007 yılının Kasım ayında başladığını ama
işe başlamanın 2008 yılı Mayıs ayına denk geldiğini kaydeden Aktaş, ''Burada bir
bilim kurulunun oluşturulması istendi ve bu kurulun oluşması da hemen hemen bu
tarihlere denk geldi. Önce analiz çalışmaları yapıldı. Uygulamalara geçilmesi de
Eylül ayına denk geldi. Çalışmalar, 2010'un Temmuz ayında bitecek şekilde devam
ediyor'' diye konuştu.
Bodrum katta tarihi küpler
bulundu
Çalışmalar sırasında bodrum katta, beton zemine
gömülmüş tarihi küpler bulduklarını ifade eden Aktaş, ''Bu alanın bir sergi
alanı olarak hayata geçmesini istiyoruz. Küpler caminin yapımından kalma. Burası
o dönemlerde bir mahya merkeziymiş. Mahya malzemelerinin deposu olarak
kullanılan bodrum katta 21 adet kadar da tarihi küp bulduk'' dedi.
Aktaş,
restorasyon kapsamında, ortalama olarak 5-6 milyon lira kadar harcama olacağını
düşündüğünü belirterek, ''Restorasyon çok farklı. Bu işin ruhunu almış olmak
lazım. Biz burada eskiyi bozmadan korumaya çalışıyoruz'' şeklinde
konuştu.
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap