- yapi.com.tr
- 19.12.2010
- GÜNDEM
- 3 okunma
'Uluabat Gölü'nü Denizle Buluşturma Projesi 5 Milyon Yıllık Mirası Öldürür'
Süleyman Demirel Üniversitesi Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Erol Kesici, "Proje, dünyanın yaşayan en önemli 40 gölü arasındaki Uluabat Gölü'nün ölümü anlamına gelir." dedi. Kesici, "Gölün hayat süreçlerini ve sağlıklarını belirleyen en önemli etken, kendi doğal yapıları ve dış çevre şartlarıdır. Doğal göllerin tatlı olan
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın Uluabat
Gölü'nü Marmara'yla birleştirme projesi tartışma
konusu oldu. Uluabat Gölü'nün yaklaşık 5 milyon yıl önce üçüncü jeolojik çağın
(Tersiyer-Pilyosen) son döneminden günümüze kadar geldiğini dile getiren
Süleyman Demirel Üniversitesi Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi
Yrd. Doç. Erol Kesici, "Proje, dünyanın yaşayan en önemli 40
gölü arasındaki Uluabat Gölü'nün ölümü anlamına gelir." dedi. Kesici, "Gölün
hayat süreçlerini ve sağlıklarını belirleyen en önemli etken, kendi doğal
yapıları ve dış çevre şartlarıdır. Doğal göllerin tatlı olan sularının deniz
suyuyla karışması, gölün canlı yapısının yok edilmesidir, kısacası gölün
ölümüdür." diye konuştu.
Uluabat Gölü'nün doğal ortam özelliği ve havzasındaki canlı türlerinin çok
zengin olması sebebiyle dünyada sadece 40 göle verilen 'Yaşayan
Göl' unvanına sahip Türkiye'deki tek göl olduğunu belirten Kesici şu
görüşleri dile getirdi:
"Uluabat Gölü, doğal özelliği sebebiyle çok çeşitli ve sayıda kuşların üreme,
barınma ve yaşam alanını oluşturduğundan gölün doğal yapısının koruma altına
alınacağına söz verdiğimiz için, uluslararası Ramsar Alanı olarak ilan
edilmiştir. Bizim yapmamız gereken son 50 yıldır atık deposuna dönüştürülen
gölün kirletilmemesi için radikal önlemleri almaktır. Doğal göllerin doğal
yapılarına müdahale edilmedikçe su taşkınlarının olması söz konusu değildir.
Çünkü sulak alanlarımız su taşkınlarını, selleri önleyen en önemli alanlardır."
Kesici, göle ulaşan dere ve çayların yataklarına müdahale edilmemesi
gerektiğini belirterek, Uluabat Gölü ile ilgili karar için tekrar düşünülmesi
gerektiğini söyledi. Gölün deniz seviyesinden yüksekliğinin 8 metre olduğunu
belirten Kesici, "Açılacak kanalların, taşkınların oluşturacağı etkiler iyi
hesaplanmalıdır." dedi. Uluabat Gölü'nde şimdiye kadar ekonomik gerekçeler öne
sürülerek hiçbir çalışma yapılmadığını da kaydeden Su Ürünleri Fakültesi Öğretim
Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kesici, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gölü çöp deposuna dönüştüren tarım-sanayi atıklarından sonra, gölün daha çok
para için marinaya dönüştürülmemesi gerekir. Uluabat Gölü, Marmara Denizi'yle
buluşturulunca oraya gelecek yatlarla, orada oluşturulacak rekreasyon
alanlarıyla gölün su yapısı bozulacak ve kirlilik yükü daha da artacaktır. Deniz
suyunun etkisi gölün ekolojisini tamamen değiştirecek ve gölü 'su birikintisine'
dönüştürecektir." Doğal sulak alanların tüm canlıların hayat alanlarını
oluşturduğunu belirten Kesici, "Marina vb. projeleri yapay alanlar tasarlayarak
planlamalıyız. Ekoloji ve ekonomi uyum içinde olmalıdır." dedi.
Benzer projelerin doğal tatlı su göllerinde meydana getirdiği olumsuzlukların
dünyada çok sayıda bilimsel örneklerinin bulunduğunu aktaran Kesici, sözlerini
şöyle tamamladı: "Birkaç yıl öncesi de su bütçesinin yüzde 25'ten fazlasını
kaybeden acı göl özelliğindeki Burdur Gölü'ne Akdeniz'den deniz suyu aktarılması
planlanmış ve öne sürdüğümüz bilimsel gerekçelerle bu çok yanlış olan ve Burdur
Gölü'nü başkalaştıracak projeden vazgeçilmişti. Su ve besinin en önemli ilgi
konusu olduğu günümüzde, sulak alanlarımızın korunması ve gelecek kuşaklara en
sağlıklı yapısıyla iletilebilmesi kuşkusuz bir ulusal güvenlik konusu olmalıdır
ve göz ardı edilmemelidir."
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap