UIA Berlin Kongresi Değerlendirmeleri
UIA 2002 Altın Madalya Ödülü "Renzo Piano'ya" verildi.
UIA Başkanı Vassilis Sgoutas'tan Türk Mimarlarına
UIA Berlin 2002'ye Giden Yol ve Beklentiler
UIA Başkanı Sgoutas: "Mesleğimiz yol ayrımında"
Uluslararası Mimarlar Birliği UIA'nın 21. Dünya Mimarlık Kongresi
UIA Berlin Kongresi Değerlendirmeleri
Mimarlar Derneği 1927
TMMOB MIMARLAR ODASI ANKARA SUBESI - MIMARLAR DERNEGI 1927 ORTAK ETKINLIGI
TARIH :14 Aralik 2002 Cumartesi saat: 17.00
YER: Mimarlar Derneği 1927
UIA BERLIN KONGRESI
“Acilimlar ve Degerlendirmeler”
Sunus: Demet Irkli ERYILDIZ – Semih ERYILDIZ - “Ekoloji”
Berrak SEREN - “Sağlık Yapıları”
Mehmet Onur YILMAZ - “Cocuk ve Mimarlik”
yapitr.com
-------------------------------------------------------
UIA 2002 Altın Madalya Ödülü "Renzo Piano'ya" verildi.
Uluslararası Mimarlar Birliği'nin (UIA) 22. Genel Kurulu ve 21. UIA Dünya Mimarlık Kongresi Berlin'de yapıldı. 22-26 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen "Kaynak Mimarlık" temalı kongreye çeşitli ülkelerden 4000 mimar, plancı, mimarlık eleştirmeni, gazeteci ve politikacı katıldı. Kongre süresince 34 oturumun yanısıra 40' tan fazla sergi, forumlar atelye çalışmaları, çalışma raporları sunuşları ve pekçok etkinlik düzenlendi. UIA' nın geleneksel ödülleri verildi. Berlin Dünya Mimarlık Kongresi'ne küreselleşme, kültür miarası, dünya yaşam dengelerini alt üst eden ekolojik sorunlar, göçler, yoksulluk, teknolojik gelişmeler ve mimarların bu konularda insanlığa karşı sorumlulukları damgasını vurdu.
Altın Madalya Renzo Piano' nun
1984' te oluşturulan UIA Altın Madalya Ödülü'nün bu yılki sahibi Renzo Piano oldu. Mimarlık dünyasının en onur verici ödüllerinden biri olarak kabul edilen UIA Altın Madalyası, yaşamı boyunca insanlığa, topluma ve mimarlık sanatının ilerlemesine katkılarından dolayı yaşayan bir mimara veriliyor.
Jüri Renzo Piano'nun dünya mimarlığına benzersiz katkıları nedeniyle bu ödüle değer bulunduğu belirtilirken, "yapıtlarının niteliği ile mesleğin çerçevesinin ötesine geçen, insanlığın hem maddi, hem de manevi gereksinimlerini karşılayarak toplumun uyumlu gelişmesinde yer alan hizmetlerde bulunmuştur"dedi.
Renzo Piano, 1990 RIBA Altın Madalyası, 1991 Neutra Ödülü, 1995 Premium Imperiale ve 1998 Pritzker Ödülü ile Richard Rogers'la birlikte 1978 UIA Auguste Perret Ödülü'nün sahibi.
Yapı Dergisi
--------------------------------------------------------
UIA Başkanı Vassilis Sgoutas'tan Türk Mimarlarına
Uluslararası Mimarlar Birliği Başkanının, 12-14 Nisan günlerinde Ankara'da yapılan Mimarlar Odası Merkez Genel Kurulu'ndaki konuşması:
Sizlere UIA Başkanı olarak seslenmekten mutluluk duyuyorum. Burada, aranızda olmanın benim için çok özel bir yeri var. Bir sürü eski dostu görmenin ötesinde bütün Türkiye'den seçimle işbaşına gelmiş yönetimlerle bir arada olmak da bana ayrı bir onur veriyor.
UIA'da görev yaptığım süre boyunca Türkiye'deki Mimarlar Odası'yla çok özel ilişkilerim oldu; burada kendimi evimde gibi hissediyorum. Uluslararası Mimarlar Birliği çok önemli bir örgüt haline geldi. Üyelerimiz 102 ülkeyi kapsıyor ve 1.200.000 mimarı temsil ediyoruz bütün dünyada.
Kongrelerimiz de giderek çok önemli bir etkinlik haline dönüşüyor. Belki bir bölümünüz biliyorsunuzdur; altı yıl önce Barcelona Kongresi'ne on binin üzerinde mimar ve mimarlık öğrencisi kayıt yaptırmıştı. Size bu kongreler hakkında bir fikir vermek için aktarıyorum: Barcelona Kongresi sırasında ben UIA Genel Sekreteri idim. Sabahki oturum saat 09:00'da açılıyordu. "9'a çeyrek kala oraya gitsem, idare eder" dedim. O saatte gittiğimde binaya girmem mümkün olmadı. O kadar çok mimarın ilgisi vardı ki, sonunda atlı polis çağırıp dışarıdaki mimarları dağıtmak zorunda kaldılar. İnanılmaz bir olaydı.
Üç yıl önceki Pekin Kongresi'nde de yine akıl almaz bir şey yaşandı. 2.500 kişi kadar vardı salonda, özellikle de genç mimarlar çok yoğundu. Derken Tadao Ando geldi. Genç mimarlar iskemlelerin, koltukların üzerinden atlıyorlardı sırf kendisine dokunabilmek için.
Önümüzdeki Temmuz'da Berlin'de yapılacak olan kongrenin de çok önemli ve şahane bir olay olacağını düşünüyoruz. Çünkü zaten mimarlık dolu bir kent ve beklentimiz 12.000-12.500 kadar kayıtlı katılımdır. Umarım ki sizler de orada olursunuz.
Şimdi 2005 İstanbul Kongresi'ne sıra geldi. Meslektaşlarım ve arkadaşlarım, 2005 Dünya Kongresi'nin İstanbul'da yapılmasına çok önem veriyorum. Bu kongrenin, UIA'nın düzenlediği en anlamlı kongre olması gerektiğini düşünüyorum. Mimarlar için anlamlı, UIA için anlamlı, Türkiye ve Türk mimarları için anlamlıdır. İstanbul'da 2005 yılında yapılacak olan kongrenin, UIA'nın şimdiye kadar yapılmış en iyi kongresi olması gerekiyor ve Türkiye'den çok şey bekliyoruz. Türkiye, kendi ülkem Yunanistan gibi konumu itibariyle ve bugün daha önceki konuşmacıların değindikleri gibi medeniyetler arası diyalog açısından çok önemli bir konuma sahiptir, çünkü Batı ülkelerindeki mimarlık söylemi ya da mimarlıkla ilgili şeyler öteki ülkelere gidiyor, gelişmekte olan ülkelere gidebiliyor. Ama bu ülkelerden Batı çok fazla bir şey almıyor. İstanbul'da bu konuda gerçek bir diyalog yaratabilirsiniz.
Nijeryalı V. Oinka'nın bir deyişi var: "Bir köprü yalnızca A noktasından B noktasına gitmez, aynı zamanda B noktasından A noktasına da gider." Dolayısıyla İstanbul'da pek çok simgesel köprüleriniz var. Sizin uygarlıklararası bu köprüyü kurabileceğinizi düşünüyorum.
Başarılı olabilmek için yalnızca Oda yönetiminin göstereceği gayret yeterli değildir; hepinizin bu işte katkısı olması gerekir. UIA faaliyetlerine çok etkin olarak katılmalısınız ve kişisel olarak ben size bu yönde yardımcı olmaya hazırım. İstanbul 2005 Kongresi'nin benim için ayrıca duygusal bir yanı da var. Birkaç yıl önce Başkanınız Oktay Ekinci ile Pera Palas Oteli'nde bu sözleşmeyi imzaladık.
Bugün haklı olarak 11 Eylül olaylarına bir hayli gönderme yapıldı burada. Bu konuda bir hususu eklemek istiyorum. Bu olayın ardından güvenlik ve savunma adına o kadar çok kaynak ayrılacak ki; bu, bizim mimarlar olarak önemsediğimiz iki konuya ayrılan kaynağı önemli ölçüde ve olumsuz yönde etkileyecek: Biri, daha iyi bir yapılı çevre elde etmeye yönelik kaynaklar, öteki ise başta konut olmak üzere inşaat sektöründeki bütün hizmetlere ayrılacak olan kaynaklar.
11 Eylül ve ardından gelenleri ve küreselleşmeyi ifade ederken aslında gerek Kaya Güvenç gerekse Başkan Oktay Ekinci çok daha iyi sözcükler kullandılar. Belki ben o kadar iyi sözcükler bulamayacağım, ama gerek terör sonrası gelişen olaylar, gerekse Filistin'de olanlar karşısında hepimiz öfkeyle duruyoruz.
Bu sabah yatağımızdan kalkıp, güzel kahvaltımızı ettiğimizden bu yana, belki de şu anda Filistin'de birkaç meslektaşımız yaşamlarını yitirmiş durumdalar. İster uluslararası yönetici konumlarımızda, ister ulusal yönetici konumlarımızda hepimizin bu işe tepki göstermemiz gerekiyor. Filistin'deki mimar dostlarımıza, meslektaşlarımıza gerek moral, gerekse moralden daha öte ne olabilecekse bu konuda destek vermeliyiz.
Bu değindiğim konunun ötesinde mesleğimiz başka konularda da sessiz kalamaz ya da kendisini dışta tutamaz. Bunlardan biri, yapılı çevrenin ne denli vahşi bir şekilde geliştirildiği; ikincisi de gerçek gereksinim sahiplerine hizmet götürülmesi konusudur.
Şimdi biraz da mesleğimize bakalım. Dünya adil bir dünya değil, biliyoruz. Mimarlık mesleği de gerek ulusal ölçekte, gerekse uluslararası ölçekte çok adil bir düzen içinde uygulanmıyor, bunu da biliyoruz. UIA olarak bu durumu biraz iyileştirmeye çalıştık. Dünya mimarları tarafından kabul edilen bir meslek pratiğine ilişkin bir mutabakat metni benimsemiş durumdayız. Ama bu bizim bir iç meselemiz olarak kaldığı sürece, aramızdaki bu uzlaşma ve anlaşma yalnızca kendi içimizde kaldığı sürece hiçbir anlamı olmayacaktır. Üzerinde uzlaşmaya vardığımız bu metni hükümetlere iletmek ve onlara kabul ettirmek zorundayız. Türkiye'de de sizler, gerekiyorsa ve gerektiği kadar bizim de yardımımızla, bunu Hükümete kabul ettirmek durumundasınız. Sayın Başkan, eğer böyle bir durum olursa, Hükümetle görüşmelerinizde size destek vermek için her zaman gelebilirim, beni çağırın. Bu mutabakat metnine gereksinimimiz var, çünkü biz birleşmiş bir mesleğiz ve bütün dünyaya bu konudaki birleşmiş yapımızı, birlik yapımızı göstermek durumundayız.
Kore'de bana "Bu mutabakat metnine ne gerek var?" diye sordular. Mutabakat metnine gerek var, çünkü bütün dünyada pazar güçleri öteki güçlerden daha ağır basıyor. Pazar güçlerinin yasal güçlere ağır bastığı bu dünyada mimar yatırımcılar var, diğerleri var. Ve hiç de adil olmayan ve eşitsiz bir düzen içinde mesleklerini yapıyorlar. Haziran ayında Dünya Ticaret Örgütü yetkilileriyle bir görüşmem var ve umuyoruz ki, meslek için birtakım konuları buralarda kabul ettirebiliriz.
Meslekten söz ederken, bu meslek pastasını kendi aramızda adil bir şekilde bölüştürmek yeterli değil; aslında pastanın büyütülmesi de gerekiyor, o da önemli. UIA Tüzüğü'nde "kent planlaması mimarların işlerinden biridir" diye açık bir ifade vardır. Bazılarının bir ara ekledikleri "mimarlık, bina ya da bina gruplarının yapılmasıdır" türü bir tanım tabii ki yanlış bir tanım oluyor. Ama birçok ülkede mimarlar ekmeklerini başka tasarımlardan da çıkarıyorlar. Örneğin meydanlar yapıyorlar. Hakkımız için mücadele etmeliyiz, başkalarının, ekmeğimizi elimizden almasına izin vermemeliyiz.
Eğitim konusu çok uzun ve kapsamlı bir konu. Burada sizi onunla sıkmak istemiyorum, ama bir noktaya değinmek istiyorum. Uzun vadede düşünecek olursak bütün dünyadaki mimarlık eğitimi aynı düzeye geldiği zaman, işte ancak o noktada mimari sömürgeciliğin bittiğini, sona erdiğini söyleyebiliriz. UNESCO ile UIA arasında mimarlık okullarının onayı konusunda bir ortak çalışma yürütülüyor. Bu konuda protokol imzalanmış ve bir komite oluşturulmuş durumda. Umuyoruz ki, belli bir gelecekte bütün dünyadaki mimarlık eğitimleri aynı düzeye getirilebilecektir.
Bizim üç yıllık çalışma dönemimizin üç ana fikrine değinmek istiyorum: Sürdürülebilirlik, kültürel çeşitlilik ve yoksulluk. Ben sürdürülebilirlik için “reel politik” diye bir terim uydurdum. Sürdürülebilirliğin zengin ülkelerin oyunu haline dönüşmesi oldukça kolay bir şeydir. Mimarlık için sürdürülebilir bir politikaya gereksinmemiz var. Öyle bir politika ki, herkes tarafından uygulanabilir olsun, herkes için geçerliliği olsun. Sürdürülebilirlik kavramının insanların bugünkü gerçek gereksinmeleriyle bağını kurmamız gerekir. Örneğin, gerçek gereksinmelerin başında barınak gerekmektedir. Bu bağı kuramadığımız zaman, bu gerçeğe indirgeyemediğimiz zaman zengin ülkelerin “sürdürülebilirlik”ten söz etmelerini-ki bu ülkeler dünyadaki enerjinin yarısını tüketiyorlar-küstahlık olarak görüyorum. Bu nedenle UIA olarak, Kyoto Protokol’ünü imzalamayan ülkelere karşı sesimizi çıkardık.
Öte yandan bizim de tasarımlarımızı sürdürülebilirlik kavramı içinde yapmamız gerekir. Bunu yaparken de, aslında yoksulları dert edindiğimizi de göstermeliyiz.
Kültüre gelince, “kültürün küreselleşmesine hayır” diyoruz. Uganda Bayındırlık Bakanı’nın -adını hatırlayamayacağım- bir sözünü hiç unutmuyorum: “Afrika yavaş yavaş Batı mimarisinin kopyalarından oluşan bir müzeye dönüşüyor” demişti.
Yoksulluk ve dışlama konusuna gelince, bugün Arjantin’e değindiniz. Hepimiz Arjantinliyiz; bugünkü genelgeçer sistemle bugün Arjantinli değilsek bile yarın Arjantinli olacağımız kesin. Bizler –mimarlar da buna dahil- dünyadaki eşitsizliği doğal bir şey gibi kabul ediyoruz. Yoksulluk, gerek fiziksel, gerek sosyal açıdan dışlanmayı gerektirir. Mekan siyasaldır, bunu hepimiz biliyoruz. Oktay Ekinci de bu sabah toprak ve arazi konusuna değindi. “Arazi kimin arazisi, kim kullanıyor, niye kullanıyor?” diye sordu. Mimarlar olarak bu konulara eğilmemiz gerekiyor.
Bir süre önce bir UNESCO belgesinde –bence bu çok önemli- “mekanın sosyal ayrışımı” ya da “izolasyonu” diye bir cümleye rastladım. Mimarlar olarak biz bu sosyal ayrıştırmada ya da dışlamada belli roller oynuyoruz. Örneğin, bir kentte bir müzenin nereye yapılacağına karar verdiğimiz zaman, bu müzeyi kentin daha az gelişmiş bir yerine koyarak veya başka bir yerine koyarak, bu sosyal ayrışmayı ya da parçalanmayı bu tür kararlarımızla etkileyebiliyoruz. Mimarlar dünyada yapılan binaların yalnızca yüzde birinden azını yapıyorlar (yani mimar eli değiyor). O zaman “acaba bize gereksinim yok mu?” demek mümkün; ama bu hiçbir zaman olmayacak bir şey. Tabii ki bize gereksinim var. Mimarlar olmalı ve biz faaliyet alanımızı genişletmeliyiz, yani şu aralar mühendislerle birlikte ya da yalnızca mühendisler tarafından yapılan bazı işlere doğru da uzanarak etkinlik alanlarımızı genişletebiliriz. Bunu yapabilmek için teknik ve teknolojik bilgiye gereksinmemiz var. Şunu da söylemeliyim ki, bizler teknolojik bilgiye yeterince sahip değiliz, çünkü bu bilgi bize aktarılmıyor.
Türkiye’deki, Yunanistan’daki ya da İspanya’daki mimarlara sorsak; “Bu dergilerde gördüğünüz binalardan bir tanesini baştan sona siz yapabilir misiniz, tasarlayabilir misiniz?” diye, yanıt “hayır”dır.
Eski günler artık geride kaldı. Taşla ya da tuğlayla basit binaları yapabildiğimiz, tümünü becerebildiğimiz günler geride kaldı. Bugün teknik bilgiye gereksinmemiz var ve bu teknik bilgiye yeterince sahip olmamız için de böyle bir mimari alt sınıf, ezilen sınıf gibi bir konuma geldik.
Çin, bu işte önemli adımlar attı ve teknoloji transferine ilişkin önemli bir örnek oluşturuyor. Bir yasal zorunluluk getirdiler. Çin’de yapı yapacak olan, ünlü ve önemli binaları yapacak olan yapımcıların işbirliği yaptıkları Çinli mimarları teknolojik açıdan, bilgi açısından eğitme zorunluluğu getirdiler.
Artık giderek daha çok sayıda proje, çok disiplinli ekipler tarafından gerçekleştiriliyor. Aramızda bulunan Türk mühendislere -inşaat mühendisleri ya da diğer branşlardan gelen arkadaşlarımıza- saygımız sonsuz olmakla birlikte şunu da unutmayalım ki, bu sürecin lideri vardır ve bunu da vurgulamakta çekingen davranmayalım, usanmayalım.
Kaya Güvenç de anımsıyor, aslında şaka bir yana, gerek aldığımız eğitim, gerek meslek pratiğimiz bu son derece karmaşık süreçte koordinasyon görevini yapabilecek en iyi konuma bizi koyuyor. Şunu da unutmayalım ki, uygarlıklar en başta mimarlık yapıtlarıyla anılıyorlar ya da tanınıyorlar. Vitruvius dönemindeki bakanın adını kim hatırlıyor? Bu, Sinan için de geçerli olabilir belki, bilemiyorum. Herhalde Sinan o zamanki yöneticilerden, ülkeyi yöneten önderlerden daha iyi tanınan bir mimardı. Hükümetlere gelince, açık olan bir şey var: hükümetlerle birlikte çalışmamız gerekiyor. Ancak, mimarların hükümet içinde ya da kamu görevlerinde yer almaları da gerekiyor. Bir örneğini dün duydum. Türkiye’deki çok geniş kapsamlı Deprem Konseyi’nde yalnızca tek bir mimarın olması gibi tuhaf durumların da artık ortadan kalkması gerekiyor. Bu, salt Türkiye’ye özgü bir durum da değil; birçok yerde buna benzer örnekleri bulmamız mümkün. Bizim yasal belgelerimizin ilk şekillerinde kamu yararı açısından sorun olarak yalnızca halk sağlığına ve halk güvenliğine değiniliyor. Biz buna kültürü ekledik, çünkü halkın, kamuoyunun çıkarları yalnızca sağlık ve güvenliği değil, aynı zamanda kültürü de içermektedir. Fransa’da mimarlık, yasayla ve kamu yararına olarak ilan edilmiş durumdadır. Aslında örgütümüzün bir yararı da bu. Bazı yerlerdeki başarılı örnekleri diğer ülkelere aktarabiliriz ve onlardan yola çıkarak ülkeler, örneğin Türkiye bazı şeyler yapabilir. Belki Türkiye’de bir gün mimarlık da kamu yararına bir meslek olarak ilan edilebilir.
Bir önemli nokta da kamuoyu sorunu. Kamuoyu dediğimiz zaman tabii ki basın da gündeme geliyor. Yalnızca mesleki basın değil, bütün olarak basın bizim misyonumuzu yerine getirebilmemizde çok önemli bir unsurdur. “İstanbul 2005” sürecini yürütürken, sizler hem meslek kamuoyunu, hem de genel olarak dünya kamuoyunu ve ülke kamuoyunu konularımıza daha duyarlı kılabilirseniz bence bu, kongrenin en büyük başarılarından biri olacaktır.
Sevgili meslektaşlar, sevgili dostlar,
Eğer uğrunda mücadele vermezsek gelecek, bizim ellerimizde olmayacaktır. Biz bunu algılıyoruz, bu konuda duyarlıyız, geleceğin kendi kendine oluşmasını beklemek istemiyoruz. Geleceğin alacağı şekilde rol oynamak istiyoruz. Bu zorlu bir mücadele, ama kendi ulusal meslek örgütleri yardımıyla mimarların bu mücadelede başarılı olacaklarına inanıyorum. Peki, neyin mücadelesini veriyoruz? Daha iyi yapılı bir çevrenin mücadelesini veriyoruz ve de gerek mimarlık açısından, gerek toplumsal açıdan daha adilane ve daha eşitlikçi bir geleceğin mücadelesini.
Teşekkür ederim, Genel Kurulunuz için en iyi dileklerimi sunarım.
Yapı Dergisi 246
----------------------------------------------------------
UIA Berlin 2002'ye Giden Yol ve Beklentiler
1999 yılında Çin'in başkenti Pekin'de yapılan UIA kongresinde kurulan çalışma komisyonlarından birinin adı "Pekin'den Yol" idi. Bu komisyon, çalışmalarıyla mimarlar için çevreye ve topluma karşı uluslararası önemde bir belge olan Pekin Bildirisi'ni oluşturmuştur. Bu bildiride özellikle dikkati çeken talep; mimarların çalışmalarını geniş sorumluluk içinde ve bütünlük anlayışıyla yerine getirmeleridir. Bu yüzyıl içinde özellikle gittikçe artan sektörleşme ve uzmanlaşma sonucu tasarımların düzenlenmesi, uygulamanın yönetimi, süreçlerdeki karmaşık ilişkileri anlama ve geleceğimizi uyumla aydınlatma ve görebilme becerisi vurgulanmıştır.
Bu, özellikle hep arka planı düşünen yönetici ve politikacıları izleme açısından da önemlidir. Politikacılar genel olarak bilgilerini ve kararlarını danışmanlarının tavsiyelerine dayanarak alırlar. Bu nedenlere bağlı olarak politikacıların kısa süreli bütünsel ve sürdürülebilir olmayan öneriler almaları hiç de şaşırtıcı değildir. Buna karşılık mimarlık politikası, çokboyutlu ve uzun bakış açısı sunar. Aslında pahalı olan, kısa dönem için planlanan yatırım kararlarıdır. Bu kararlar küresel sonuçları ile topluma mal edilir. Pekin çalışma grubunun hazırladığı Pekin Bildirisi, bir yapı kültürü bildirisi olup uzun dönemli mimarlık politikasına ilgi duyanlara çok değerli fikirler sunar.
Her cadde belli bir yöne gider. Ve Pekin'den gelen yol, 22-26 Temmuz 2002 tarihlerinde Berlin'de yapılacak olan 21. Dünya Mimarlık Kongresi'ne gidecektir. Kongrenin konusu olan "Kaynak Olarak Mimarlık", Pekin'den gelen yolların sona erdiği meydanı oluşturacaktır. Tartışmalardan ve forumda yer alan disiplinlerin diyaloğundan sonra yönü belli olan bir yola gidilecektir. İşte bu yol dünya çapında bütün mimarların örgütlerinin birlikte çalışmalarının yeni sonucunu ortaya çıkacaktır. Bu yolda yalnızca doğanın kaynaklarıyla yapılacak barış teklifleri değil, mimarların yaratıcı zihinsel kaynaklarını yeniden biçimlendirici bir dünya barış politikası oluşturacaktır. Teröre karşı tavır alan, adaletsizliğe, yoksulluğa ve evsizliğe karşı barış politikası üreten bir yapılaşma politikası hazırlanmaktadır.
Bütün insanların diyalog içinde olmaları, birbirlerine hoşgörü göstermelerini özendiren bu çeşitçiliğin sevinci yukarıda anlatılanların temelini oluşturur.
Pekin Bildirisi, Çinli mimarların çalışmalarını temelden değişikliğe uğrattı; 1999 yılında Pekin'de binlerce mimarın ve özellikle mimarlık öğrencilerinin katılımıyla gerçekleşen UIA Dünya Mimarlar Kongresi bu ülkede son iki yıldır yoğun ve dinamik bir tartışmayı yaygınlaştırmıştır. O dönemin Kongre Başkanı Ya Rutang, Yapı İşleri Bakanı ve Pekin çalışma grupları başkanıydı. Bakan, bu zaman aralığında Çinli politikacıları, "yapı kültürünün ve mimarlığın" ülkenin geleceğinin kimliği olduğuna inandırmıştır.
Mimarlık politikası, yalnızca ekonomik yönde ilerlemek için değil, tersine, yapı sanatını eski geleneksel kültürlerle ilişkilendirerek, gelecekte kendi yolunu bulabilmek için bir olanaktır.
21. Dünya Mimarlık Kongresi'ndeki sonuçlardan, politikadan ve kamudan "yapı kültürü" için yalnızca anlayış değil, mimarlığın kaynak olarak kullanımı için akıl dolu yeni atılımlar bekliyoruz. Bunu, yapılı çevrenin kalitesi için umut ediyoruz.
Andreas Gottlieb Hempel
Kongre Başkanı
Der Architekt (BDA-Zeitschrift des Buntes Deutscher Architekten) Ocak-Şubat 2002
Çeviren: Bayar Çimen
Yapı Dergisi: 245
------------------------------------------------------------
UIA Başkanı Sgoutas: "Mesleğimiz yol ayrımında"
Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) Başkanı Vassilis Sgoutas, 2002 yılı mesajında yeni yılda mimarlığın durumunu değerlendirdi ve özetle şu görüşleri dile getirdi:
"2002 yılına girerken bu yılın biz mimarlar için görevlerimizin daha da belirginleşeceği özel bir yıl olacağını hissediyoruz. Şimdi, her zamankinden daha yoğun olarak, mimarlığın geleceği ve trajik 11 Eylül olaylarından sonra dramatik değişimler yaşanan bir dünyada mimarlar olarak oynayabileceğimiz rol üzerinde durma gereğini duyuyoruz.
Bütün yaşam alanlarımızdaki değer hükümleri, politikalar, öncelikler yeniden gözden geçiriliyor. Mesleğimiz de şimdi bir yol ayrımında.
Saldırılara açık bir yapılı çevrede yaşadığımızın bilincine vardık. Keza artık bundan böyle bütçelerde savunma ve güvenlik için daha fazla pay ayrılacağını da biliyoruz. Bu nedenle, mimarlık ve planlamadaki önceliklerimizi kullanarak çevreye ve yoksulluğa karşı mücadeleye ayrılacak fonlarda kaçınılmaz bir şekilde meydana gelecek azalmayı dengeleyecek yollar bulmamız gerekiyor. Dahası, gezegenimiz için uzun erimli bir umut yolunun, kültürler arasında hiçbir koşul ve sınırlamaya bağlı olmayan bir diyalog ortamından geçtiğini öncelikle hesaba katmamız gerekiyor. Biz mimarlar olarak, bugüne kadar yapılagelenlerin ötesinde mücadele yolları bulmak ve toplumu etkilemek zorundayız.
Gelecek Temmuz'da, Berlin'de yapılacak kongremiz bize bu şansı veriyor. Mimarlık için geniş bir tanıtım ortamı olmasının ve bugüne değin bir UIA Kongresi izleyememiş olanların aklının pek almayacağı ilginçlikte bir dizi etkinlik içermesinin ötesinde, değişik bağlam ve farklılıklarla 'Mimarlık ve Kaynaklar' temasını işleyen bir kongre olarak Berlin, anlamlı bir mimarlığı vurgulamak ve kaynakların önemini duyurmak için ideal bir platform olacaktır.
'Eğer bir düşünüz yoksa, bir düşün gerçekleştiğini de göremezsiniz' derler. Kongrenin heyecan verici yanı bizden bir düş geliştirmemizin istenilmiş olmasıdır: sürdürülebilir bir çevre fikrini aklımızdan çıkarmadan bir planlama yapmak ve inşa etmek.
Nitelikli mimarlık hedefimize paralel olarak son üç yıllık dönemimizde ağırlıklı konularımız üç ana eksende odaklanıyor: Sürdürülebilir bir mimarlığın teşvik edilmesi, yoksulluğun ve kentlerdeki dışlanmış kesimlerin azaltılması, kültürel farklılıkların teşvik edilmesi."
Yapı Dergisi: 244
-------------------------------------------------------
Uluslararası Mimarlar Birliği UIA'nın 21. Dünya Mimarlık Kongresi
Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA ) ve Alman Mimarlar Birliği (BDA) dünyanın her yerindeki mimarları ve mimarlık öğrencilerini 2002 yılı Temmuz ayında, çevremizin ve kent çevrelerinde sürdürülebilir yapıların tasarlanabilmesi için gerekli sorumlulukları ve yetkinlikleri tartışmak üzere Berlin'e ve diğer Alman kentlerine çağırıyor : Kaynak Olarak Mimarlık
1989 yılından bu yana Berlin bir başkent ve bir 21. yüzyıl Avrupa metropoli olarak gelişti. Toplum ve siyaset, kültür ve iş dünyası, ekoloji ve trafik, merkez ve çevre, laboratuvar ve atölye - "açık Berlin" geleceğe açılan kapıdır ve tüm dünya mimarlarının ilgisini ve dikkatini çekmektedir. Eşine zor rastlanır çeşitlilikteki görülmeye değer yerleri ve dünya sanat hazineleri ile, geçmişin ve bugünün mimarlık eserleri ile bu kent, yeni bir yüzyılın başlangıcında Dünya Mimarlık Kongresi için son derece uygun bir ortam sunmaktadır.
Bu Kongre duyurusu aynı zamanda, Kongre Forumları ve Proje Atölyeleri için "Kaynak olarak Mimarlık" teması çerçevesinde uluslararası düzeyde bir sunuş çağrısı da içermektedir. Amacımız Kongre'de, ağırlığı özellikle genç meslekdaşlardan ve diğer disiplenlerdeki uzmanlardan gelecek yenilikçi ve ileriye dönük katkılarda yoğunlaşan geniş bir içerik ve sunuş şekli yelpazesi sağlamaktır.
www.mimarlarodasi.org.tr
Konu Başlıkları Burada Görünecek

0 Yorum
Yorum Yap