Hükümetin geçen mart ayında çıkardığı
“belediyeleri kapatma” yasası unutuldu... Nüfusu 2 binden aza
inen belediyeleri “devlete borçlanıp yük oluyorlar” gerekçesiyle kapatan yasaya
göre, içlerindeki “Osmanlı döneminde kurulan”larla birlikte her biri en ünlü
tarih, kültür ve turizm merkezlerimiz de 2009 yerel seçimlerinde “köy”e
dönüşecekler... Bu karar için “nüfus”un tek gerekçe olamayacağını umursamayan;
“özgün yöresel değerler”in yerel yönetimlerce gözetilmesi gerektiğini
kavrayamayan; referandumla kurulan belediyelerin ancak referandumla
kapanabileceğini “umursamayan” iktidar milletvekilleri, “lider talimatı”yla
çıkardıkları yasayı emir-komuta altında savunuyorlar...
Bu nedenle “vekil”lerinden fayda göremeyen AKP’li belediye başkanları da tüm
umutlarını CHP’nin Anayasa Mahkemesi’nde açtığı davaya bağlamış durumdalar.
Yerel yükümlülükler
Kamuoyu, sıcak siyasal gündemde bu davayla ilgilenmezken
Kapadokya’dan gelen haber yüreklere su serpti.
Haklarında “kapatılarak Nevşehir’e bağlanmaları” kararı verilen
Uçhisar ve Nar belediyelerini yok etme
hazırlıklarını “Danıştay” durdurdu. İçişleri Bakanlığı’na
iletilen yüksek mahkeme kararında; “yerel hizmetlerin belediyece karşılanması”
gerektiği vurgulanıyor... Danıştay Birinci Dairesi’nin 16
Haziran 2008’de oy birliğiyle aldığı 720 No’lu kararı,
özellikle Uçhisar gibi, sahip olduğu tarih, kültür, doğa ve turizm değerlere
karşı “yerel kamusal yükümlülükler”in önem taşıdığı belediyeleri kapatmanın,
ülkenin ulusal kimlik değerlerine de zarar vereceğini açıkça “öğretiyor...”
Kararda deniliyor ki; “Nevşehir Belediyesi’ne katılmaları düşünülen Uçhisar
ve Nar beldelerinin doğal ve kültürel zenginlikleri barındıran Kapadokya
bölgesinin parçaları olduğu, imar düzeni bakımından Nevşehir’le bütünlük
göstermediği(...) görüldüğünden, tüzel kişiliklerinin kaldırılarak Nevşehir
Belediyesi sınırları içerisine alınmalarının uygun olmadığına...”
İşte bu vurgulamanın, belediyeleri kapatma yasasının mağduru olan tarih ve
turizm beldelerindeki hukuk savaşımlarına önemli dayanak oluşturduğunu söyleyen
Uçhisar Belediye Başkanı Mustafa Zuhal şunları söylüyor:
“Nevşehir’le aramızdaki alanlar SİT ve milli park; yani zaten imara açılamaz.
Buna rağmen Uçhisar’ı birleştirme fikri, belediyemizin tarihsel saygınlığını da
göz ardı etmektir...”
Çünkü Nevşehir, 18. yy’da, şimdi “benim semtim olsun” dediği
“Uçhisar Nahiyesi”ne bağlı 30 evlik bir köymüş. 1954’te vilayet merkezi
olduğunda bile Uçhisar’da 1930’dan beri belediye teşkilatı vardı. Yani Uçhisar,
“cumhuriyetin ilk belediyeleri”nden birisi. Geçmişi Nevşehir’den daha “kent”li.
Ayrıca bölgeye hâkim “yüce” konumuyla, tarih boyunca Kapadokya’nın en önemli
yönetim merkezleri arasında yer almış... Böyle bir kentin, gün gelip de “il
merkezine çok yakın” denilerek köyleştirilmesi, tüm cumhuriyet tarihi boyunca
kimin aklına gelebilirdi?
İmar disiplini
Uçhisar’ın hukuk kazanımını kutlarken nüfusu 2 binden aşağı düşen
belediyelerin “imar anarşisti” denilerek yok edilmelerine karşı
da bir anımsatma yapalım. Belediyelerin imar yetkilerini kendi başlarına değil,
“çevre bütünselliği” içinde kullanmalarını; “keyfi
yapılaşma”lara olanak sağlayan yasaların değişmesini; çözümün ise “tüm
belediyelerin uyacakları bölge planları”yla gerçekleşebileceğini... kim bilir
kaç yıldır söylüyoruz...
Hükümet ise bunun yerine küçük belediyeleri yok ederken büyük belediyelerdeki
imar başıboşluğunu da yine görmezden geldi... Oysa belediye “yerel demokrasinin
okulu”dur; imar yetkisi ise “bilimsel yetkinlik” gerektiren bir alandır.
Bu nedenle, belediyeleri kapatarak “yerel halkın demokratik örgütlenmesini
tümüyle yok etmek” yerine, imar yetkilerinde keyfiliği önleyecek yasal disiplini
sağlamak gerekmiyor mu?...
Bu ise tüm ekonomi politikasını ranta bağlamış bir siyasetin asla işine
gelmiyor...
0 Yorum
Yorum Yap