6 Şubat depremlerinde, Adana'nın Çukurova ilçesindeki Tutar Yapı Sitesi'nin C Bloku'nun yıkılması sonucu 63 kişi hayatını kaybetti, 12 kişi yaralandı. Adana Cumhuriyet Başsavcılığı, blokun yıkılmasının ardından önce teknik uygulama sorumlusu Cüneyt Akkaya hakkında dava açtı. C Blok'un zemin katındaki dairede tadilat yaptırdıkları belirtilen sanıklar Bekir Baloğlu ve Osman Baloğlu hakkında ilk olarak takipsizlik kararı veren savcılık, daha sonra bu sanıklar hakkında da "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma" suçundan 22 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. Ardından davalar birleştirildi.
Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesi, üç sanığa da "iyi hal" indirimi uygulayarak 15'er yıl hapis cezasına mahkum etti. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi de mahkumiyet hükümlerini onamış ve sanıkların tahliye taleplerini reddetmişti.
ANKA’da yer alan habere göre; Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'nca sanıklar Bekir Baloğlu ve Osman Baloğlu yönünden Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunularak hükmün bozulması talep edildi.
Başsavcılığın temyiz dilekçesinde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bazı kararlarına atıf yapılarak, "Dosyada mevcut bilirkişi raporuna göre 'ek takipsizlik' kararı verilmiş, bu 'ek takipsizlik' kararına karşı itiraz yolunun açık olması nedeniyle yapılan 9 ayrı itiraz 3 farklı Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedilmiştir. Bu şekilde, itiraz üzerine kesinleşen 'ek kovuşturmaya yer olmadığına' dair karar, mahkeme denetiminden geçerek yargısal karar halini almış ve yargı otoritesi özelliğini göstermiştir. Mahkemece yapılan yargılamada, duruşmada dinlenen tanık beyanlarına göre suç duyurusunda bulunulması üzerine 'ek takipsizlik' kararı kaldırılmış; sanıklar Bekir ve Osman Baloğlu hakkında, tanık beyanları ve alınan yeni bilirkişi raporuna istinaden kamu davası açılarak haklarında mahkumiyet kararı verilmiştir" denildi.
"Sonradan alınan bilirkişi raporu yeni delil sayılamaz"
Başsavcılık, Yargıtay’ın bazı yerleşik içtihatlarını hatırlatarak şu ifadelere yer verdi:
“Sonradan alınan bilirkişi raporunun yeni delil niteliğinde olmadığı halde, CMK'nın 172/2. maddesinde yer alan 'kovuşturmaya yer olmadığına dair' karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hakimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz' hükmü dikkate alınmaksızın; sanıklar hakkında verilen 'kovuşturmaya yer olmadığına' dair kararın ardından yeni bir delil elde edilmeden, hatalı şekilde bu kararın kaldırılması suretiyle kamu davası açıldığı ve bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yargılamaya devamla sanıkların mahkumiyetine karar verilmiştir."
Başsavcılık ayrıca, "dosyada bulunan iki bilirkişi raporu ile tarafların sunduğu uzman görüşleri arasında çelişkiler bulunduğunu; bilimsel bir konu olan, dosyadaki yargılamaya konu binanın yıkımının tüm yönleriyle değerlendirilmekten uzak olduğunu" kaydetti. Duruşmada dinlenen kurtarma ekibi çalışanlarının ve katılanların beyanları da dikkate alındığında, binanın yıkılış şekli ve enkazdaki gözlemlerinin de değerlendirilmesi gerektiği; sanıkların kusur oranının tespiti için dosyada mevcut bilirkişi ve uzman görüşlerindeki çelişkiyi açıklayıcı nitelikte yeni bir rapor alınmasının gerekliliğinin gözetilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtildi.
Başsavcılıkça, bu gerekçelerle iki sanık hakkındaki mahkumiyet kararının usul ve esas yönünden kanuna aykırı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etti.
0 Yorum
Yorum Yap