- yapi.com.tr
- 02.01.2006
- GÜNDEM
- 3 okunma
Turnike bozuk, müzeler organize!
Turnike bozuk, müzeler organize!
Bakmayın siz her yıl artan resmî turist sayısına. Yıllar geçtikçe sayı artıyor; sayı arttıkça da gelir düşüyor. Sebebi basit; acenteler girdikleri haksız rekabet sonucunda turları, bırakın kâr etmeyi, maliyeti kurtarmayı, zararına satıyor. Özellikle pastanın küçük, acente sayısının bol olduğu Japon pazarında 1.000 dolara tur satan Japon acenteleri, Türk ortaklarına sadece 50 dolar ödüyor. Hem de oteli, yemeği, müzesi ve rehberi dahil olan bir haftalık tur için. Acente, bu eksi maliyeti halı mağazaları, çömlekçi, derici ve kuyumcudan ‘kelle başı’na topladığı paralarla kurtarmaya çalışıyor. Artık ne koparırsa! Rehberin zaten bu durumda yevmiye almak gibi bir şansı yok. Bu, turizm adına ‘talihsiz serüvenler zinciri’nin en son halkasını ise müzeler oluşturuyor. Yani 10 turisti içeri sokup birinin parasını ödüyorlar. Retur’un operasyon müdürü Barış Çayla’ya göre en fazla rağbet edilen müzeler, en fazla kaçağın olduğu yerler. Bu ise akıllara öncelikle Antalya Aspendos ve İstanbul’daki Ayasofya ve Topkapı Sarayı müzelerini getiriyor. Turist Rehberleri Birliği eski Başkanı Ahmet Şensılay, “Yoğunluk bahane edilerek turnikelerin yanındaki girişten turistleri gruplar halinde içeri alıyorlar. Yabancılara bileti kesiyor, aldığı yarısını tekrar satıyorlar. Bir yabancıya Türk bileti satılsa kim nereden anlar? Bunu meslek haline getirenler var.” şeklinde sitem ediyor.
Boşuna dememişler ‘şeytan ayrıntıda gizlidir’ diye. Detaylarda saklı gerçekler bazen bütün bilinenleri aksine çevirebiliyor. Tıpkı ülkemizde son yıllarda hızla artan turist sayısına mukabil gelirlerde yaşanan büyük düşüşün perde arkası gibi. 2003 yılında yaklaşık 12 milyon kişiyi bulan turist sayısının 2005’te 18 milyonu geçmesi bekleniyor. Ne var ki turist girişi artarken, son iki yılda kişi başı harcama tutarında 150 dolarlık bir gerileme söz konusu. İşin ucu kurcalandığında ortaya ilginç bir zincir çıkıyor. Zincirin başını Türkiye’yi haksız rekabete sürükleyip tarihi değerlerimizi turiste ‘eksi maliyete’ pazarlayan acenteler çekiyor. Zincirin sonraki halkalarında acentelere turist başı para ödeyen halıcı, kuyumcu ve hediyelik eşya satıcıları var. En son halkayı ise müzeler oluşturuyor. Bir haftalık turlar için yurtdışına kişi başı 50 dolar gibi komik rakamlar veren acentelerden yevmiyesini alamayan rehberlerin bir kısmı, müze biletlerini yasa dışı yollardan ucuza elde ederek kendi açığını kapatmaya çalışıyor. Neticede geriye tabiri caizse parayı yurtdışındaki acenteler kazanıp hamallığını bizim çektiğimiz turizm sektöründe, elimizde avunacak ‘gelen turist hanesindeki artış’ kalıyor.
Japoncadan çeviri yapan Kumru Sağlam, uzun yıllar yevmiyesiz turist taşıyan rehberlerden. Sağlam, otel, müze ve yemek masrafları kişi başı 500 dolar tutan bir haftalık turların 50 dolar karşılığında Japon acentelerine pazarlandığını söylüyor. Anlaşılan Türk acentelerinin kendi içlerinde girdiği rekabet Japonlara yaramış. 1.000 dolara turu Japon turiste satan acente, bunun sadece 50 dolarını Türk acenteye ödüyor. Acente, turisti götüreceği alışveriş merkezlerinden ‘kelle başı’ para alıyor. Halı mağazaları, (Kapadokya’daki) çömlekçi, derici ve kuyumculardan topladıkları ile bu ‘eksi hanesini’ kapatmaya çalışıyor. Türk acenteler, Japon acenteleri için kendini böyle paralar da rehberlerden ‘vatan için’ fedakârlık istemez mi? Rehberleri bir araya toplayan acenteler, ‘kendileri gibi çalışanların da ellerini taşın altına koyarak’ parasız rehberlik yapmalarını talep ediyor. Aksi halde bütün kapılar kapanıyor.
Turist Rehberleri Birliği Başkanı Şerif Yener, “Rehber yevmiye isteyince kimse tur vermiyor. Geriye de başka seçenekleri kalmıyor. Biz taban ücretlerin altında tur almamalarını söylüyoruz; ama bazı arkadaşlar zor durumda kalınca acentenin önerisini kabul ediyor. Yasal bir çerçevemizin olmaması en büyük handikapımız. Meslek yasamızın olmaması suiistimallere yeşil ışık yakıyor.” diyor. Bu arada günlük rehberlik yevmiyelerinin Anadolu turları için 83 Euro, İstanbul turları için 50 Euro olduğunu hatırlatmakta fayda var.
‘Ucuz olsun, bulaşık suyu olsun’
Turist Rehberleri Birliği eski Başkanı Ahmet Şensılay’a göre rehberlerin yevmiyesiz çalıştırılması sadece Japon piyasası ile sınırlı değil. Bu işin kökeni 1980 yılındaki Körfez Savaşı’nın ardından sektörde yaşanan krize kadar gidiyor. Yani meselenin 25 yıllık bir mazisi var. Özellikle sektörün devleri fiyatları inanılmaz rakamlara düşürmüşler. Şensılay, sektörün en bilinen patronlarından birinin ağzından şu cümleleri duyduğunda kulaklarına inanamış: “Yeter ki ucuz olsun, benim turistime istersen bulaşık suyu ver.” Bu durumu Şensılay kendi başkanlığında defalarca dönemin bakanı Mustafa Taşar’ın önüne getirmiş olmasına rağmen sorun için bakanlıkta yaprak dahi kımıldamamış. “Hanuta (alışverişe) yönelik turizm ilk Fransız piyasasında başladı ve oradan Alman pazarına yayıldı. Satış komisyonlarından acente ve rehberin aldıkları gelir, yasal bile değil. Gelin bunu yasal hale getirelim dedim. Çünkü kayıt dışı ekonomide trilyonlar dönüyor. Bu gidişatın sonunu bakanlığa izah edemedim. Sağır duvarlarla diyalog kurdum adeta. 6 yıllık mücadelede yoruldum ve bürokrasiden nefret ettim. Sonuçta bıktım ve derneği bıraktım. Çünkü istediğin kadar uğraş sonuç alamıyorsun.” şeklinde sitem ediyor.
Şensılay’ın ‘ucuz saadet zinciri’ndeki son halka olan müzelerdeki yolsuzluklar hakkında anlattıkları ise dudak uçurtacak cinsten. Şensılay’a göre bazı müzelerdeki bilet yolsuzlukları tam gaz devam ediyor. Yolsuzluk yapmak için bazı müzelerin girişlerindeki personel akla hayale gelmeyecek metotlar geliştirmiş: “Turnike sistemi olmadan müzeler yol geçen hanı idi. Bu sistemi getirdikten sonra da farklı yollar icat ettiler. ‘Çok kalabalık, sıra oluyor.’ diye turnikelerin yanındaki girişten turistleri gruplar halinde içeri alıyorlar. Ya da turnikelere çiklet girdiği için turnike iş görmez hale geliyor. 40 kişi getiriyorsunuz, 10 kişi parası ödeyip kapıdan giriyorsunuz. Bunu kim ispat edebilir ki? Ya da yabancılara bileti kesiyor, aldığı yarısını tekrar satıyorlar. Bir Amerikalı elindeki yarım biletin kullanılmış olduğunu nereden bilebilir? Bir yabancıya Türk bileti satılsa kim nereden anlar? Kamera bunları nasıl kaydedebilir ki? Bunu önlemek için çaba gösteren dürüst müze müdürlerinin de burada hakkını yememek lazım. Ancak bu olayın boyutları tahminlerin çok ötesinde. Bunu meslek haline getirenler var.”
Müze istatistiklerinden kaçakları okumak mümkün
Şensılay’a göre müzelerin resmî verilerinde önemli ipuçları saklı. Örneğin, yıllık 6 milyon turistin ziyaret ettiği Antalya’da en fazla gezilen yer olan Aspendos Tiyatrosu’nun 200 ila 300 bin arasında değişen ziyaretçi sayısı kabul edilemez. Bu ziyaretçi sayısının yükünü sadece ‘her şey dahil sistemi’ne yüklemek de işin kolay yanı. Aynı yaklaşım İstanbul’daki müzeler için de geçerli. Paris’e giden turistler için nasıl bir Eyfel Kulesi vazgeçilmez ise İstanbul’a gelenler için Ayasofya ve Topkapı Sarayı aynı değeri ifade ediyor. Ancak nerede müze girişlerinin
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap