Türkiye’nin, Kyoto
Protokolüne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı,
TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Tasarının
maddelerinin görüşülmesinden sonra, tümü üzerinde yapılan açık oylamada, kanun
tasarısı, 3’e karşı 243 oyla kabul edildi. Oylamada 6 milletvekili de çekimser
kaldı.
Kyoto Protokolü nedir?
Kyoto Protokolü, küresel iklim değişikliğiyle mücadele etmek için, Birleşmiş
Milletler'in 1997'de Japonya'nın Kyoto şehrinde düzenlediği çevre toplantısında
katılımcı hükümetler tarafından kabul edilen bir anlaşmadır. Protokole göre
gelişmiş ülkelerin sera etkisi yaratan gazların salınımını 2008 - 2012 yılları
arasında yüzde 5.2 düşürmelerini öngörüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre,
2001'den itibaren 84 ülke anlaşmayı imzaladı, 34 ülke onayladı. En son Rusya'nın
18 Kasım 2004'te katılmasıyla 90 gün sonra 16 Şubat 2005 tarihinde protokol
yürürlüğe girdi. Ancak bağlayıcılığı olmadığı için bu anlaşma sonrasında gaz
salınımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Dünya'da tek başına sera gazı
salınımının yüzde 25'inden sorumlu olan Amerika, ve yüzde 1,5'undan sorumlu olan
Avustralya Kyoto Protokolü'nü imzalamayacağını duyurdu. Böylece protokol
işlemeye başlamadan büyük yara aldı. Çevreci Örgütler, başta Amerika olmak üzere
gelişmiş ülkelerin Kyoto Anlaşması'na imza atmasını ve kurallarına uyması
gerektiğini savunuyor.
Kyoto ilk değil
Hükümetler, 1992 yılında Rio’daki “Dünya Zirvesi”nde iklim değişimiyle
mücadele etme kararı almışlardı. Bu zirvede, Birleşmiş Milletler İklim Değişimi
Çerçeve Anlaşması hazırlanmıştı. Çerçeve Anlaşması, gaz salınımlarını sabit hale
getirmeyi öngörüyordu fakat bağlayıcılığı yoktu. Bu anlaşma sonrasında gaz
salınımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Kyoto Anlaşması, BM İklim Değişimi
Çerçeve Anlaşması’nın devamı niteliğinde. Anlaşmanın şimdilik bir bağlayıcılığı
yok. Fakat Kyoto Protokolü'nü imzalayan ülkelerin yüzde 55’inin parlamentoları,
anlaşmayı onaylarsa protokolün bağlayıcılığı olacak. Bağlayıcılığın boyotları
ise henüz netlik kazanmadı. Anlaşmanın bazı esnek mekanizmaları da bulunuyor.
Örneğin belirli oranda salınım ticareti yapılabilecek. Yani, bir ülke para
karşılığında, az gaz salınımı olan bir ülkeden gaz salınımı yapma hakkı satın
alabilecek. Bir diğer yöntem de, ülkeler, başka ülkelerin karbondioksit gazını
yutan bir takıl projelere imza atmasıyla da salınım ticaretinden
faydalanabilecek. (Ağaçlandırma, yenilenebilir enerji santralları gibi)
Kyoto ile neler değişecek?
Kyoto Sözleşmesi ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar
gerektiriyor;
* Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını
azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.
* Daha az enerji ile ısınma,
daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji
sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik, temel
ilke olacak.
* Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının
düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.
* Atmosfere
salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek.
* Fosil yakıtlar yerine
örneğin, bio dizel yakıt kullanılacak.
* Çimento, demir çelik ve kireç
fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden
düzenlenecek.
* Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler,
teknolojiler devreye sokacak.
* Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer
enerjide karbon oranı sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana
çıkarılacak.
* Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi
alınacak.
Yine de dünya hükümetlerinin acil önlemler almakta bu kadar geciktikleri bir
ortamda tek uluslararası müzakere zemini Kyoto Protokolü’dür. Protokolü ABD ve
Avustralya’nın yaptığı gibi reddetmek, ağır bir inkar politikasının
göstergesidir. Kyoto’yu imzalayan bir ülke olmak, en azından küresel ısınmadaki
payını kabul etmenin ve önlem almaya başlamanın ilk adımı olabilir.
Türkiye'nin durumu
Türkiye çerçeve sözleşmenin imzaya açıldığı Rio zirvesinde Başbakan Süleyman
Demirel tarafından üst düzeyde temsil edildiği halde sözleşmeye imza atmadı. Bir
OECD ülkesi olduğu için çerçeve sözleşmenin Ek-1 listesinde yer alan Türkiye,
sözleşmeyi imzalamak yerine listeden çıkmak için lobi yapmayı tercih etti, ne
var ki Ek-1 listesinden çıkarılmadı, ancak 2001 yılında Ek-2 listesinden
çıkarıldı (Halbuki yükümlülük altına girmek için ek-1’de olmak yeterlidir).
Sözleşmeye imza atmadığı için Kyoto görüşmelerinde aktif olarak müzakerelere
katılmayan, bu yüzden de otomatik olarak Ek-B’ye girmediği için Protokol dışı
kalan Türkiye, bu şekilde Kyoto Protokolü’ne taraf olmadı ve herhangi bir
yükümlülük altına girmedi.
Türkiye küresel ısınma konusunda her zaman çok yavaş davranan, uluslararası
mekanizmaların çevresinden dolaşmaya ve zaman kazanmaya bir ülke oldu. İmzaya
açık olduğu süre içinde çerçeve sözleşmeyi imzalamamış, ancak 2004’de doğrudan
doğruya Meclis’ten geçirerek onaylandı. Sözleşmenin getirdiği en önemli
yükümlülük olan sera gazı envanterini ancak 2006 yılında, yani sözleşmenin
imzalanmasından 14 yıl sonra Birleşmiş Milletler’e sunabilen Türkiye’nin, bu
envanterle 1990-2004 yılları arasında sera gazlarını 170 milyon tondan 357
milyon tona çıkardığı, yani yüzde 110 artışla rekor kırdığı ortaya çıktı. Bu
rakamlarla yüzde 1,3’lük paya sahip olduğu ve dünyanın en fazla sera gazı üreten
13. ülkesi olduğu ortaya çıkan Türkiye sonunda bugün Kyoto Protokü'ne
katıldı.
0 Yorum
Yorum Yap