“Sezon açılalı 6 ay oldu, 6 aydır bu kent operasız, 6
aydır senfonisiz, 6 aydır bu kent balesiz ve 6 aydır doğru dürüst bir tiyatro
salonuna sahip değil.” Bahsedilen kent İstanbul ve tartıştığımız konu
Atatürk Kültür Merkezi (AKM). AKM geçen Haziran’dan bu yana
tadilat gerekçesiyle “kapalı”. Kültür ve sanat örgütlerinin temsilcileri bu
kapalı olma halinden kaygılı, açıldığında karşılarına neyin çıkacağı konusunda
endişeli ve önceki dönemde yaşanan “kapatılma” tartışmasının da hâlâ kapanmamış
olabileceğine inanıyor.
AKM’nin kapatılması, AKP’li Kültür Bakanı Atilla Koç’un
göreve gelişiyle masaya getirildi. Recep Tayyip Erdoğan’ın
İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanı olduğu dönemde Taksim’e cami yapılması
tartışmalarının sonucu, 1999 yılında Taksim Meydanı’nı içeren bölgenin
tescillenerek koruma altına alınması olmuştu. Ancak Atilla Koç’un “AKM’yi
yıkacağız” açıklamalarıyla birlikte AKP’nin Taksim hesaplaşmasının bir türlü
sona ermediği ortaya çıktı. AKM’nin kapatılması girişimine kültür ve sanat
örgütleri, diğer meslek örgütleri, bir dizi kurum ve kişi çok sert tepki
gösterdi.
Herkes sanattan yana ama...
2007’nin Dünya Tiyatrolar Günü’nde binanın önünde “AKM değil, AKP yıkılacak”
sloganıyla yapılan büyük gösteri/eylem benzer girişimlerin öncüsü oldu. DSP ve
CHP de yükselen bu tepkilerin sözcülüğünü Meclis’e taşıdı. 2007 Kasım başında
kabul edilen İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Yasası ile
ilgili yoğun tartışmaların sonucunda yasa, “AKM’nin yıkılması” ifadesinin
metinden çıkarılmasıyla TBMM’de onaylandı. Buna göre, AKM hakkında tüm projeler,
binanın yıkılmasına karşı olan Koruma Kurulu’nun kararlarına göre yapılacaktı.
AKP’li Egemen Bağış yasa tartışmaları sırasında “AKM tabii ki
yıkılacak, AKM İstanbul’a da Türkiye’ye de yakışmıyor. AKP, yalnızca eski,
köhnemiş binaları değil, köhne zihniyetleri de yıkacak” diye konuşmuştu. Bugün
‘yıkılma’ ile ilgili kaygılar hafiflemiş olsa da tümüyle ortadan kalkmış değil,
çünkü AKP’nin Taksim’le ilgili yalnızca ideolojik değil, ticari-mali
tasarruflarının da gündemden kalkmadığına inanılıyor.
24 Şubat Salı günü Cumhuriyet gazetesinde yaptığımız tartışmada da tüm bu
kaygılar farklı biçimlerde dile getirildi. Tartışmamıza, İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti (AKB) Ajansı Yürütme Kurulu Başkanı Nuri
Çolakoğlu, 2 No’lu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanı
Mete Tapan, yenilenme projesinin sorumluluğunu alan mimar
Murat Tabanlıoğlu, Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği (TOMED)
adına Orhan Kurtuldu, Nâzım Hikmet Kültür Merkezi adına
Orhan Aydın, İstanbul Mimarlar Odası adına Eyüp Muhçu,
KESK’e bağlı Kültür Sanat ve Turizm Emekçileri Sendikası (Kültür Sanat Sen)
adına Sevda Binici ve Cumhuriyet gazetesi yazarı Ataol
Behramoğlu katıldılar.

AKM’nin kapatılmasına karşı yoğun bir mücadele yürüterek bunu
engellediklerini düşünenler, yenilenme projesinin gidişatına dair de kaygılar
taşıyor. AKM’nin kapalı kalmasını elbette istemiyorlar, elbette 2002 yılından bu
yana ödenek verilmeyen ve 40 yıldır bakım yapılmayan merkezin yenilenmesini çok
önemsiyorlar. Ancak yeni ortaya çıkacak AKM’nin çehresi konusunda şüpheleri var.
Projenin yürütülmesinde sorumluluk alanlar ise, ‘yıkım’ tartışmalarının geçmişte
kaldığını ve çalışmaların 2009 içinde tamamlanmasının kritik olduğuna dikkat
çekiyorlar.
Tartışmamız sırasında yıkım olasılığının şimdilik ortadan kalktığı ve AKM’nin
aslına uygun bir şekilde yenileneceğine dair kısmi bir “uzlaşma” sağlandı. Ancak
yenilenmenin “çağın gerekleriyle” mi yoksa “binanın sade niteliğini koruyarak
sanat emekçilerinin ihtiyaçlarıyla” mı uyumlu olacağı belirsizliğini koruyor. Bu
konuda tartışmaya katılan herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir diğer konuysa
iletişimin sürekli kılınmasının, sanat emekçilerinin görüşlerinin dikkate
alınmasının gerekliliğiydi.
Ancak ilginç bir biçimde, Nuri Çolakoğlu, “Biz katılım için çağrılar yaptık,
ama kimse ilgilenmedi” derken örgüt temsilcileri kendilerine böyle bir çağrının
yapılmadığını söylediler. AKM’ye ilişkin merkezi kullanan sanatçıların imzasını
taşıyan önerilerin bulunduğu belgeyi toplantı sırasında alan Murat
Tabanlıoğlu ise, “Şu ana kadar bize Bülent Bey (AKM Müdürü Bülent
Bilgin) bütün grupları temsil ettiğini, yani içerideki herkesin görüşünü alıp
bize aktardığını söyledi her toplantıda. Ben ilk defa bütün grupların beraber
imzalı yazısını görüyorum. Bir kere bu çok önemli, çok büyük bir ilerleme. Keşke
bu bana aylar önce verilseydi” dedi. Projenin ihalesini alacak şirketin gelecek
ay belirleneceği üzerinde durulurken yine alan temsilcileri adaylar arasında
AKP’ye yakın şirketlerin isimlerinin geçip geçmediğini sorguladı; Tabanlıoğlu
ise kendisinin bu konuda bilgisinin bulunmadığını belirtti.
Özetle, AKM tartışmasının ucu açık kaldı. Biz elimizden geldiğince tarafların
iddialarını, görüş ve önerilerini sayfalarımıza taşımaya çalıştık. Hangi
iddiaların doğru ve anlamlı olduğunu, hangi kaygıların karşılığının bulunduğunu,
hangilerinin aşılmış olduğunu zaman gösterecek...
[Sayfa]
Sadece makyaj
Murat Tabanlıoğlu, AKM binasının mimarı babası
Hayati Tabanlıoğlu vefat ettiğinde, dönemin Kültür Bakanı
İstemihan Talay’a bakımsız durumdaki AKM’yi gönüllü olarak
yenilemek istediklerini bildirmiş ancak olumlu yanıt alamamış. Daha sonra AKP
hükümeti göreve geldiği zaman o zamanki Kültür ve Turizm Bakanı Erkan
Mumcu, kendisini AKM’de bir toplantıya çağırmış. Bir takım
bürokratların da katıldığı toplantılarda AKM’nin yenilenmesi konuşulmuş. Mumcu o
toplantılarda Tabanlıoğlu’na belki de tüm bu AKM üzerinde dönen tartışmaları
özetleyecek bir cümle fısıldamış: “Tayyip Bey bu binayı sevmiyor”.
Bugün Tabanlıoğlu Mimarlık, AKM’nin yenilenmesi projesini
yürütüyor. Önümüzdeki günlerde Koruma Kurulu’na uygulama projesini sunacaklar ve
eğer proje onaylanırsa uygulamayı yapacak şirketlerin seçilebilmesi için bir
ihale yapılacak. Tabanlıoğlu ihaleye katılacak firmalarla ilgili bir bilgileri
olmadığını ve onların görevinin sadece projeyi yapmak ve seçilecek müteahhiti
kontrol etmek olduğunu söyledi ve şunu da hatırlattı: “Eğer İstanbul 2010 Avrupa
Kültür Başkenti Ajansı ve biz devreye girmeseydik, bakanlığın yaptığı bir proje
vardı ve o projede pek çok konu ele alınmayacaktı. AKM’ye sadece makyaj
yapılacaktı”.
[Sayfa]
Sanatçılar kaygılı...
AKM kapanalı 8 ay oldu. Sanatçılar 8 aydır neden hiçbir şey yapılmadığını
sorguluyor. 2010’da tamamlanması taahhüt edilen AKM’nin yenilenmesinin bütçesi
ile ilgili soruları da yanıtsız kalıyor. Orhan Aydın, “AKP,
kültür ve sanat merkezlerini kentin merkezlerinden, insan yaşamından öteleyerek
dağıtıp, parçalayıp, işlevsizleştirerek başka bir yöne çekmeye çalışıyor.
AKM’nin üzerinde oynanan da böyle bir oyun. Makyajla mesele çözülmez. Asıl emel
çok net. Alanı yıkmak ve burayı uluslararası ranta açmak, Harbiye’de çalışması
süren Kongre Vadisi’nin bir parçası haline getirmek. ”
Akıllarda kalan temel bir soru da “2011’de ne olacak” sorusu. Sanatçıların
ortak kaygılarından biri ‘yıkım’ tehdidinin yerine AKM’nin
ticarileştirilmesinin, hatta özelleştirilmesinin geçtiği yönünde. Kendilerinin
ve halkın süreçten habersiz ve bilgisiz bırakılarak bekletildiğine dikkat çeken
sanatçılar, kültür sanat alanında pek çok şeyin oldu bittiye getirilip, kapalı
kapılar ardında uygulamaya konmasının önemli bir sorun olduğunu hatta başlı
başına bir yıkım olduğunu dile getiriyorlar.
Zorunlu tadilat ve bakım ihtiyacı konusunda sanatçılar hemfikir. İstekleri
yasal çerçeveler içinde düzenlenme yapılması. AKM’nin günün ihtiyaçlarına göre
projelendirilmesi konusunu bir soru olarak ortaya koyuyor Orhan
Kurtuldu: “Günün ihtiyaçları nedir? Sanatsal aktivitelerin
yapılabilmesi için gerekli donanımların düzeltilmesi mi? Yoksa dış cephe ve iç
düzenin değiştirilerek çehresinin değiştirilmesi mi?” Kurtuldu, ana giriş
fuayesinin tek bir fuayeye dönüştürülmemesi ve gişenin içeri alınmaması
gerektiğini ifade ediyor. Diğer yandan boyahanenin Boğaz’ın en güzel yerine
bakan yerde olması nedeniyle restorana dönüştürme projesine de dikkat çekiyor
Kurtuldu: “Deniyor ki Boğaz’a bakan en pahalı yerde boyahane var. Bu söylem
küçümseyici. Sanatın üretiminin yapıldığı atölyelerin sanatla iç içe olması işin
gereği. Boyahanenin de orada olmasının bir mantığı var” diyor.
Kültür Sanat Sen İstanbul Şube Başkanı Sevda Binici de
AKM’nin kapatılmasıyla sanatçılarının sağlık koşullarına aykırı depolarda, küflü
ortamlarda çalışmak zorunda bırakıldığını dile getiriyor ve ekliyor: “Restoranın
yapıldığı yerde kim nasıl yemek yiyecek? Bunun bir rant olduğunu belirtmek
gerekir ısrarla. AKP’nin durup dururken hiç kimseye hele ki sanata bir iyiliği
dokunmamıştır. AKM’ye ait avan proje tadilatına ilişkin karar ile eki olan avan
projenin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını içeren davamızda kültür sanat
eserlerimizin ve doğal varlıklarımızın yağmalanmasına karşın örgütsel ve
hukuksal mücadelesini sürdürmeye kararlıyız.”
[Sayfa]
Aziz Nesin sahnesi yok sayılıyor...
AKM’nin kapatılması yoğun tepkiler üzerine gündemden düştü. Ancak Taksim
meydanı ve çevresiyle ilgili dönüşüm projelerinden vazgeçilmedi. AKM’ye ilişkin
AKP’nin hesapları sürüyor. Sanatçılar, mimar örgütleri yenilemenin sonunda,
ticari niteliği öne çıkmış bir AKM’yle karşılaşmaktan korkuyor. Onlar
Cumhuriyetin simgelerinden birinin “yıkmadan yok edileceğini” savunurken
yenileme projesini yürütenler ise bu kaygıları yersiz buluyor.
Eyüp Muhçu, AKM ile ilgili tartışmanın siyasi zeminde
sürmesinin kaçınılmaz olduğunu, 1994 yılında Taksim’e cami yapma girişimlerinden
bu yana konunun siyasileştiğini vurguluyor. Muhçu, Kültür Bakanlığı’nın 1999
depreminin ardından yapacağı ilk işler arasında bulunan AKM’nin onarımını
savsakladığını ve bugün bu işi İstanbul 2010 AKB Ajansı’na havale ettiğini
hatırlatarak “2010 Ajansı Türkiye’deki ajans tipi örgütlenme ve yönetim
modellerinin bir parçasıdır. 2010 Ajansı projenin istenen doğrultuda yapılmasını
güvence altına alan ihale yasasından kendisini muaf tutmaktadır. Hayati
Tabanlıoğlu’nun oğlu mimar Murat Tabanlıoğlu’nun bu süreçte bir güvence olmasını
diliyorum” dedi.
2010 Ajansı’nın AKM sürecinde tartışmaları kapalı kapılar ardında organize
ettiğini öne süren Muhçu, bu eksikliğin bundan sonra giderilebileceğini umduğunu
belirterek sanatçıların konuyla ilgili kimi duygusal yaklaşımlarının da çok
yerinde olduğunu belirtti. “Cumhuriyet’i simgelemesiyle özdeşleşen bir değerden
söz ediyorsak duygu yüklü yaklaşımlara hepimizin ihtiyacı var” diyen Muhçu,
restorasyon süreciyle ilgili temel kaygıları da şöyle sıraladı:
“İçinden geçtiğimiz süreci anlamak için Kongre Vadisi ile ilgili, TÜRSAB’ın
da hamiliğine soyunduğu projeden bahsetmek gerekir. TÜRSAB ve AKP hükümeti
Türkiye ve İstanbul’un gündemine Dolmabahçe Vadisi, Gezi Parkı ve Cumhuriyet
Meydanı’yla bütünleşen alan üzerinde ticaret ve rant tesisi içeriğini taşıyan
Kongre Vadisi projesini gerçekleştirmek istemektedirler. Bunun için de
Türkiye’de yapılacak IMF toplantıları için IMF’ye ve Dünya Bankası’na söz
vermişlerdir.
AKM dönemin özgün mimari özelliklerini koruyan, fonksiyonları son derece iyi
çözülmüş bir kamu yapısıdır. Bu yapıya yapılacak müdahalelerin hem kendi imgesel
değerlerine hem bu kamu niteliğine zarar vermemesi gerekir. AKM ile birlikte
hemen yanındaki otoparkın da değerlendirilmek istendiği, burada bir yapı
tasarrufunda bulunulmak istendiğini biliyoruz. Bu açık otopark alanına yeni bir
yapı yapılması, koruma yasa ve mevzuatına, ilgili İmar Yasası’na ve hukukumuza
da aykırıdır. Yine söz konusu proje tartışmaları çerçevesinde Aziz Nesin Sahnesi
yok sayılmaktadır. Aziz Nesin isminin AKM’den ve onun taşıdığı imgeden ayrı
düşünülmesi söz konusu olamaz.”
[Sayfa]
“Rant peşindeler” demek yanlış...
Nuri Çolakoğlu öncelikle AKM yıkılsın, yıkılmasın
tartışmaları süresince abesle iştigal edildiğini ve çok zaman kaybedildiğini
ancak o konuların geride kaldığından bahsetti. Hatta bir gazetecinin kendisine
“AKM yerine alışveriş merkezi yapacaklarmış” dediğinde hayretler içinde
kaldığını söyledi. Nitekim Mete Tapan da geçmişte AKM yıkılsın laflarının
dolaştığını ancak yerine cami ya da alışveriş merkezi yapılacağının sadece bir
varsayımdan ibaret olduğunu vurguladı ve şu anda yıkım konusunun gündemden
kalktığını ekledi. AKM’nin yenilenme sürecini yöneten Çolakoğlu, Anıtlar Kurulu
kararları doğrultusunda binaya büyük bir müdahale yapma olanağı olmadığını ve
binanın restorasyon ve renovasyonu için son noktaların konulduğunun da altını
çizdi. Çolakoğlu, şu sıralarda maliyet hesaplarının çıkartıldığını, mart ayı
içerisinde ihalenin yapılıp, yenilemeyi yapacak şirketin belirleneceğini de
söyledi.
AKM’nin 2010’a kadar yetiştirilmesinden yana olduğunu belirten Mete
Tapan, kültür ve sanat çevrelerindeki karşı çıkışların süreci
yavaşlattığını, bu projeyi ‘rant peşindeler’ şeklinde görmenin doğru olmadığını
söyledi ve şunları ekledi: “AKM’nin içine lokanta yaparak ‘rant peşindeler’
dersek doğru olmaz. Benim AKP ile ilgim yok. Ama doğru yapılan ve yanlış yapılan
şeyleri ayırmak gerekir. Bu her iktidarda böyle olmuştur. Şu an AKM’yi en iyi
hale nasıl getireceğimizin üzerine odaklanmak gerekir. Bu projeyi AKP’nin
politikasının bir parçası olarak görmek pek sağlıklı değil.”
[Sayfa]
AKP’nin kültürden anladığı para...
Gazetemiz yazarlarından Ataol Behramoğlu da konuşmasına
AKM’nin yıkılacağına ilişkin kaygının yok yere çıkmadığını, “Yıkacağız”
dedikleri için bu konunun gündeme geldiğini vurgulayarak başladı ve şöyle devam
etti: “AKP esas olarak popülist kültürden yana. Yani kültürden anladığı kâr
meselesidir, yüzeysel bir kültür anlayışıdır. AKM’ye yönelmenin temelinde de bu
var. Çünkü opera, bale, tiyatro gibi sanatlar popülist olmayan sanatlar. Elit
olmaya daha yatkınlardır. Halkın düzeyinde değil, halkın düzeyini yükseltme
amacındadır. AKM’ye karşı tutumun temelinde de elitist bir sanat anlayışına
karşı oluş var. AKM yıkılamadı çünkü karşı duruşlar vardı. Bu şu demektir:
‘Dikkatli olmak gerekir. Her an herşey değişebilir bu ülkede’. Çolakoğlu
konuşmasında ‘2010’da teslim’ dedi. Bunu bir güvence olarak kabul
etmeliyiz.”
İstanbul Operası 1960 yıllarının mimari anlayışına uygun olarak sayın hocamız Hayati Tabanlıoğlu'nun projesi ile inşa ettirilmiş olarak bazı Avrupa mimari mecmualarında örnek çağdaş opera olarak tanıtılmıştır.
Devamlı yapılıp yıkılan binalar kentleri şahşiyetsizlendirmekten alıkoyamamaktadir.
Şunu unutmamak gerekmektedir: Operası olmayan bir kent asla Dünya Kültür Başkenti seçilemez.
Ülkemizde sadeliği ve çok sesli müziği içine sindiremeyen bazı gruplar maalesef mevcuttur. Çok sesli düşünen bir toplumdan mı korkanlar var?