AKP hükümeti bir yandan Patent
Enstitüsü’nün yetki alanını genişletirken diğer yandan yaratıcı
fikirlere ve eserlere sansür getiriyor. Şubatın sonunda 554 Sayılı
Tasarımın Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklikler
yapıldı ve TBMM’ye sunuldu. Amaç, “tasarımların korunmasıyla yaratıcılığın ve
yenilikçiliğin teşviki, rekabet ortamının iyileştirilmesi ve sanayinin
gelişmesi” olarak anlatıldı. Oysa şu an Meclis’te onay bekleyen yasa taslağı
kabul edilirse, kamu düzenine ve “genel ahlak”a uygun olmayan tasarımlar patent
alamayacak, koruma kapsamı dışında olacak. Sadece endüstriyel ürünlere ait
tasarımlar değil, zanaatkârların tasarımları da bu kanundan etkilenecek.
Ahlaka uygun hayaller
Madde gerekçesinde, şu görüşler var: “Mevcut uygulamada Türk Patent
Enstitüsü’nün kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı talepleri reddetme yetkisi
bulunmamakta, başvurular bu kapsamda bir incelemeye tabi tutulmaksızın
yayımlanmaktadır. Bu madde, söz konusu durumun önlenmesi için düzenlenmiştir.
Türk Bayrağı Kanunu gibi özel kanunlarla korunan objelerin yanı sıra tasarım
hakkının, tasarımın sahibi olduğunu iddia eden kişinin tekeline verilmesinin
kamu düzeni açısından sakıncalı olacağı, tasarımların ayrıca, işkence aleti,
pornografik ürünler veya terör örgütlerinin simgelerini içeren tasarımlar gibi
konusu suç teşkil eden ve toplumun genelince kabul edilmiş ahlak kurallarına
aykırı unsurlar içeren ürünlere ait olması durumunda kanunla verilen haklardan
yararlanamaması amaçlanmıştır.”
Şimdi isterseniz bir düşünelim. Hayal gücüne bağlı olarak yapılan birtakım
yaratımların “genel ahlak”a uymayanları koruma kapsamına giremeyecek. Yasadaki
bu maddenin suiistimal edileceği aşikâr. Nitekim biz bir ayran reklamında
memeleri sallanan ineklerden tahrik olup reklamı yayından kaldırmış bir
zihniyetiz. Peki neyin “genel ahlak”a uygun olup olmadığına karar verme
sürecinde kimler mi etkin olacak? Türk Patent Enstitüsü, Sanayi Bakanlığı’na
bağlı bir kurum. Bu da demek oluyor ki hangi hükümet iktidardaysa o zihniyet
inceleyecek bu tasarımları. Söz konusu bir simgeyse bunun çağrışımları herkese
göre farklılık gösterecektir. Bu yasanın henüz düşünce aşamasındayken yaratımı
baltalayacağı kesin. Biz de yasa taslağıyla ilgili 2007’de düzenlenen
Sex&Design sergisinin küratörü Erdem Akan
ve Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Kuruluşu Başkanı Doç. Dr. Gülay
Hasdoğan ile görüştük.
Endüstriyel Tasarımcılar Meslek Birliği Başkanı Gülay
Hasdoğan 1995’te 554 sayılı tasarımların korunması hakkındaki kanun
hükmünün hazırlanması sürecinde komisyondaymış. O zamanlar da “genel ahlak”la
ilgili maddenin yasaya konması konusunda uzun tartışmalar yapılmış. Avrupa
Birliği yasalarında da buna benzer bir hüküm olduğunu söyleyen Hasdoğan, “Bizim
tasarımızda başta genel ahlakla ilgili bir madde yoktu. AB’den çok daha ileri
bir yasayken değiştirilip bu hale getirildi” diyor.
İfade tarzı...
Kamu düzeni ve genel ahlaka aykırılık çok geniş ve ucu açık kavramlar. Bir
kısım insanın genel ahlaktan, kamu düzeninden algıladığı şey sadece
pornografiden ibaretken diğer kısmının aklına başka semboller gelebilir. İşkence
aleti de kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı sayılabilirken, bir tasarımcı
işkenceyi eleştirmek için işkence aletine benzeyen bir obje de tasarlayabilir.
Sonuçta sanat bir ifade tarzı ve sorun da aslında bu; ifade özgürlüğü. Devlet
politikaları önünü kesmek istediği tüm kavramları genel ahlak, kamu düzeni gibi
düşüncelerle sınırlandırıyor.
Tasarımların patentleri konusundaki itirazların herkese açık olduğunu
söylüyor Hasdoğan, bu itirazların normal şartlarda orijinallik ve şekil hakkında
olması gerektiğini ancak bu taslağın meclisten çıkmasıyla itirazların genel
ahlakla ilgili de olabileceğini vurguluyor. Ona göre, yeni çıkan taslakta şekil
ve orijinallik kamu düzeni ve genel ahlakın gerisinde kalacak. “Bu incelemelerin
ucunun nereye gideceği belli olmayabilir. Bir gün kadeh de kamu düzenine aykırı
diyebilirler, benim tasarımıma patent vermezler. Bu kavramların bu şekilde
yasaya konu olması, yasada madde olarak geçmesi çok kötü. Kamu düzenine ve genel
ahlaka aykırılık gibi bir kavramın incelendiği komisyondan bir tasarımı geçirmek
sansürden geçirmek anlamına gelir. Sonuçta bunu inceleyecek olanlar da memur.
Onun uzmanlığına, duyarlılığına, anlayışına bağlı” diyor.
Tasarımcı Erdem Akan ise, Türk Patent Enstitüsü’nün ahlak
polisliğine soyunduğunu söylüyor. “Bir tasarımcı olarak” diyor, “Patent
Enstitüsü’nün politik kriterlerle yetkilerini keyfi seçimlerde kullanması
yerine, Türkiye’de fikir özgünlüğünü ve yaratıcı haklarını savunucu alanlarda
çalışmasını beklerim.”
Tasarimi kisitlamak, tasarimi dogmadan yoketmektir.
Bu yanlis yonetimle bugun degil, gelecek seneler sabote edilmektedir.