EGE Çevre ve Kültür Platformu’nun
(EGEÇEP) İkinci Bileşenler Kurultayı, Tepekule Kongre Salonu’nda
yapıldı. ‘Su haktır sattırmayacağız’ ana teması ile toplanan kurultayın ilk günü
yapılan konuşmalarda, yerel seçimler ve Dünya Su Forumu ile ilgili masajlar
verilirken, ikinci gün daha çok platformun örgütsel sorunları görüşüldü.
EGEÇEP, her yıl vermeyi planladığı ‘Yaşam Savunusu Ödülü’nün
ilkini, ‘yurttaşların su hakkına ulaşımı noktasında gösterdiği çabalar ve çevre
konusundaki duyarlılığı’ gerekçeleri ile Dikili Belediye Başkanı Osman
Özgüven’e verdi. Özgüven ise kurultayda yaptığı konuşmada, 10 tona
kadar suyu bedava verdiği için hakkında açılan Sayıştay soruşturmasını
anlatarak, “Dikili’de ekmeği bir gün ücretsiz bir gün ücretli dağıtıyoruz.
Ulaşım bedava, buralardan bir dava açmadılar. Su olayı başka bir şey çünkü.
Bergama’daki altın madeninde 270 bin kişinin kullandığı suyu kullanarak altını
öğütüyorlar. Marttaki seçimlerden de başarı ile çıkarsak, Dikili’de şişe suyu
kullandırmayacağız. Herkese membaa kalitesinde içme suyunu evine kadar
götüreceğiz” diye konuştu.
Türkiye su krizinin ortasında
Kurultayda gerçekleştirilen ‘Dünden Bugüne Su Politikaları’
konferansında konuşan Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür, insanlığın gerçekten
de büyük bir su krizi yaşadığını söyledi. Öngür, “Suyun yerine başka hiçbir şeyi
koyamazsınız. Ciddi şekilde su krizi yaşanıyor. Çünkü artık kıt, yeterince
ulaşılamıyor, kirletildi ve sermaye el koydu” diye konuştu.
Öngür, dünyadaki yararlanılabilir tatlı su miktarının 2 bin yıldır
değişmediğini belirterek, “Oysa bu süre içinde dünya nüfusu 33 kat arttı. Bugün
1 milyar insan tatlı suya ulaşamıyor. Dünya nüfusunun 5’te biri suyun yetersiz
olduğu yerlerde yaşıyor. Günde 3 bin çocuk kirli sudan ölüyor. BM raporlarına
göre Avrupa’da 11 milyar dolarlık dondurma yeniyor. Oysa bütün dünyada temiz
suya ulaşım ve kanalizasyon için 9 milyar dolar yetiyor” diye konuştu.
Türkiye’nin su krizinin tam ortasında olduğunu kaydeden Öngür, “Kişi başına
tüketilen su miktarı 1430 m3/yıl. Dünya ortalaması ise 7 bin 600 m3/yıl.
Türkiye’de 50 yılda sulak alanların yarısı yok edildi. Bunun yıkıcı etkisi de
görülmeye başlandı. Ekosistemle oynamanın insana bedeli çok ağır oluyor” dedi.
Ülkenin bütün yeraltı suyu kaynaklarında tükenme yaşandığını belirten Öngür,
“Kentlerde milyonlarca insana yeterli, temiz su sağlanamıyor. Toplumsal emeğe el
koyan sınıflar, sudan da artı değer elde etmeyi, bunu bölüşmeyi bir hak sayıyor.
Su artık bir ‘ortak varlık erişimi bir insan hakkı’ olması gereken varlık değil,
bir ‘hammadde, bir ürün, bir mal’ olarak anılmak isteniyor” diye konuştu.
Kurultayın öğleden sonraki bölümünde ise ‘Kışladağı’na Ağıt’ ve ‘Kozak’ın
Çamları’ konulu görsel sunumlar gerçekleştirildi. Kurultayın ikinci gününde de
ağırlıklı olarak, platformun örgütsel konuları tartışıldı.
0 Yorum
Yorum Yap