5. Dünya Su Forumu'na katılan liderler,
suyun toplumların ve ülkelerin yaşamlarındaki önemine dikkat çekerek, dünyaya su
kaynaklarının yönetimi konusunda acil önlemler alınması çağrısında bulundular.
3. Dünya Su Gelişme Raporu'nda ise su krizi uyarısı
yapıldı.
5. Dünya Su Forumu kapsamında devlet ve hükümet başkanlarını bir araya
getiren zirve toplantısı İstanbul'da başladı. Forum çerçevesinde düzenlenen
liderler zirvesi sonunda yayımlanan çağrı metninde, suyun toplumların ve
ülkelerin yaşamlarındaki önemine dikkat çekilerek, suyun insanları, kültürleri
ve ekonomileri birbirine bağladığını, tüm ekonomik ve toplumsal kalkınma, gıda
güvenliği, açlık ve yoksulluğun sona erdirilmesinin ayrılmaz bir parçası olduğu
vurgulandı.
Milenyum kalkınma hedeflerine varılmasının önemine işaret edilen metinde,
dünyanın hızlı nüfus artışı, göç, kontrolsüz ve sağlıksız kentleşme, ticari
eğilimlerdeki değişiklikler ve iklim değişiklikleri gibi önemli küresel
değişimlerle karşı karşıya bulunduğu ve tüm bunların su kaynakları üzerinde
olumsuz etkileri olduğu hatırlatıldı.
Tüm bu olumsuz gelişmelerin suya erişimi ve suyun kalitesini ciddi biçimde
tehdit ettiğinin belirtildiği metinde, son ekonomik ve mali küresel krizin de
dikkate alınmasının zorunlu olduğu ve bu krizin sonuçlarının su kaynaklarının
yönetimi ve hizmete verilmesi üzerindeki sonuçlarının değerlendirilmesi
gerektiği kaydedildi. Çağrı metninde suyun, seller, kasırgalar, kuraklık ve
iklim değişikliği yoluyla yaşamlara zarar verebildiği ifade edilerek, su
kaynaklarının uygun kapasite ve düzgün altyapı olmadan yönetilemeyeceğine işaret
edildi.
Metinde ayrıca, hükümetlerin tüm düzeylerinde alınan kararların su üzerinde
etkili olduğuna dikkat çekilerek, bu bağlantıya genelde az önem verildiği
bildirildi. Bu nedenle yeni politikalar, uyum stratejileri ve kurumsal
reformlara acil olarak ihtiyaç olduğu vurgulandı ve bu çerçevede uluslararası
taahhütler, mali mekanizmalar, teknoloji ve yeni su yönetim stratejilerine daha
çok önem verilmesi gerektiği kaydedildi.
Dünyaya çağrı...
Çağrı metninin bir diğer paragrafında, katılımcı ülkelerin "dayanışma,
güvenlik, uyum ve sınır aşan sular konusunda komşular arasında yararlı diyalog
ve işbirliği" konularında siyasal irade gösterecekleri belirtilerek, dünyanın
suyun yararlarını paylaşarak daha çok refah ve artan bir istikrar kazanabileceği
ifade edildi. Metinde, bu çerçevede dünyaya şu çağrı yapıldı: "Bunu başarabilmek
için bütün ülkeleri, dünyanın su sorunlarına küresel bir çerçeve geliştirilmesi
ve dayanışma, güvenlik ve uyumun sağlanmasına yardımcı olunması için ortak
olarak çaba göstermeye çağırıyoruz."
Çağrı metninin son paragrafında ise, 5. Dünya Su Forumu'na katılan devlet ve
hükümet başkanları ile uluslararası örgüt temsilcilerinin, 21. yüzyılda daha
sürdürülebilir ve su konusunda daha güvenilir bir dünya için İstanbul'da
biraraya geldikleri belirtildi.
Bu arada diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, çağrı metninde sınır
aşan sulara ilişkin yapılan atıf, Irak tarafının isteği üzerine kondu.
Diplomatik kaynaklar, çağrı metninin Türkiye'yi tatmin ettiğini belirterek,
suyun Türkiye için bir ihtilaf konusu değil, işbirliği konusu olduğunu ve komşu
ülkelerle bu konuda türlü düzeylerde toplantılar yapılmakta olduğunu
kaydettiler.
Zirve sonunda yayımlanan bu çağrı metninin, gerek G-8 ülkelerine, gerekse
hala bir su konvansiyonu bulunmayan BM'ye gönderileceği de ifade edilerek, bu
metnin daha kapsamlı uluslararası belgeler için bir temel oluşturacağı
belirtiliyor.
"Alarm zili çaldı"
UNESCO Genel Direktörü Koichiro Matsuura "3. Dünya
Su Kalkınma Raporu"nun bir alarm zili çaldığını belirterek, "Eğer
mevcut şekilde devam edersek, o zaman hakikaten küresel anlamda bir su kriziyle
karşı karşıya kalma ihtimalimiz var" dedi. Matsuura, Sütlüce Kültür ve Kongre
Merkezi'nde düzenlenen 5. Dünya Su Forumu kapsamında açıklanan "Değişen
Dünyada Su" başlıklı "3. Dünya Su Gelişme Raporu"nun sunulduğu oturumda
bir konuşma yaptı.
Koichiro Matsuura, raporda, dünyadaki su kaynaklarının bugünkü durumu
hakkında bilgi bulunduğunu belirterek, raporda ilk olarak su talebi ve arzıyla
ilgili değişikliklerin, iklim değişikliği, büyüme gibi diğer dinamiklerle nasıl
etkileştiğinin de incelendiğini söyledi. Matsuura, raporun, dünyanın su
ihtiyaçlarının anlaşılabilmesi konusunda kapsamlı bir yaklaşım getirdiği
üzerinde durdu. Birinci raporun 2003'te yayımlanmasından bu yana sürekli olarak
"su kaynaklarıyla ilgili davranışlarımızı değiştirmezsek, bir su kriziyle karşı
karşıya kalırız" dediğini aktaran Matsuura, "Bu çıkan rapor artık bu ihtiyacın
daha da geçmişten acil hale geldiğini gösteriyor" dedi.
Matsuura, suyun hayat için vazgeçilmez bir unsur olduğunu belirterek, ancak
yatırımların yeterli olmaması ve yönetişimin dünyanın pek çok yerinde kötü
yürümesi nedeniyle yüz milyonlarca insanın güvenli suya ve temel sanitasyon
ihtiyaçlarına ulaşma imkanına sahip olmadığını ve hastalık, açlık gibi pek çok
sorunla karşı karşıya kaldıklarını anlattı. Nüfus artışı, tüketimin artması ve
iklim değişikliklerinin de bu problemleri daha da büyütüp geliştirecek bir
potansiyel durumuna getirdiğini vurgulayan Matsuura, "Mevcut trendler devam
ederse, 4 milyar kişinin yüksek oranda su sıkıntısı olan bölgelerde yaşamaya
başlayacağı hesap ediliyor 2013'e kadar" diye konuştu.
Matsuura, problemlerin çözümü için bir şey yapılmazsa, bunların çözülemez
hale geleceğine işaret ederek, raporlarda çözüme yönelmenin birinci adımının,
suyun yönetimini çok daha iyi yapmak olduğunun belirtildiğini söyledi. Entegre
bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu belirten Matsuura, genel anlamda sosyal,
ekonomik, siyasi bağlamı da göz önüne almak gerektiğine dikkati çekerek, raporda
su kullanımıyla ilgili önemli siyasi kararların su sektörünün dışında alındığına
değinildiğini kaydetti.
Su güvenliği sağlanmadan kalkınmanın mümkün olmadığını vurgulayan Matsuura,
"Raporda, su sektörüne yatırımların eksik olmasının nasıl fakirliğin önüne
geçilmekle ilgili çabalara engel olduğu da belirtiliyor. Kalkınmayla ilgili
olarak bin yıl kalkınma hedeflerini de göz önüne aldığınızda bütün bu hedeflerin
yerine getirilmesi için suya yatırım yapmak çok önemli. Çünkü kalkınma,
insanların temel sanitasyon ihtiyaçlarına erişimi olmadan ve temel su
ihtiyaçlarını karşılama imkanları olmadan gerçekleşemiyor" değerlendirmesinde
bulundu.
Matsuura, raporun bir "alarm zili çaldığını" belirterek, "Eğer mevcut şekilde
devam edersek, o zaman hakikaten küresel anlamda bir su kriziyle karşı karşıya
kalma ihtimalimiz var. Ancak bu rapor bize aynı zamanda şunu da gösteriyor;
elimizde böylesine bir felaketi önleyecek araçlar da var. Eğer akıllı bir
şekilde suyu yönetebilirsek, hepimiz için, hem bugün hem gelecekte yeterli su
bulmak mümkün olur"' dedi.
[Sayfa]
3. Dünya Su Gelişme Raporu
"3. Dünya Su Gelişme Raporu"nun sunumu, Dünya Su Değerlendirme Programı
(WWAP) Başkanı Olcay Ünver ile raporun içerik koordinatörü William Cosgrove
tarafından gerçekleştirildi.
Raporda, özellikle dış faktörlerin, su kaynaklarının kullanımına etkisinden
bahsedilirken, su sektörü dışındaki gelişmelerdeki durumların suyla ilgili karar
verme süreçleri içinde etkilerinin genel yaklaşımlar ve hedefler açısından göz
önüne alınması gerektiği belirtiliyor.
Suyun kalkınma açısından öneminin ne olduğunun bilincinde olarak, su
altyapısına yatırım yapmanın ilk olarak bakılması gereken alan olduğuna işaret
edilen raporda, su kaynakları için rekabet ve insanların ihtiyaçlarını
karşılayacak yeterli kaynakların olmamasıyla ilgili sıkıntılar nedeniyle
toplumların çok daha etkin bir şekilde suyun yönetimini geliştirmek, daha iyi
bir hukuki altyapı sağlamak, daha etkin ve şeffaf tahsisat yöntemleri
geliştirmek gibi sorumluluklarının da arttığı vurgulanıyor.
Artan talebin hassas eko-sistemlerin sürdürülebilirliğini de tehdit ettiğine
değinilen raporda, suyun kendisinden gelişmeye kalkınmaya geçiş ve kalkınma
içerisinde oynadığı rol üzerinde bir paradigmanın geliştirilmesinden
bahsediliyor.
Raporda sanitasyona ulaşımın, içme suyundan daha geriden geldiğine
değinilirken, bu konuda pek çok ülkenin bin yıl kalkınma hedeflerine ulaşmaktan
"çok uzak" olduğu kaydediliyor.
Yatırımın, en çok ekonomik getiri sağlayan bölgelere daha çok aktığına dikkat
çekilen raporda, şu anda suyun uzun geri ödeme dönemlerinde çok daha az getiri
sağladığı, bu nedenle yeni yatırımcıların su sektörüne girmek konusunda çok
istekli olmadığı vurgulanıyor. Kamu altyapısının da gelişmesi gerektiği, ancak
bunun da azaldığı ve su sektörünün ihtiyaçlarını karşılayacak yatırımların
olmadığı aktarılıyor.
Su sektörünün içinde olanların dışında kalanlar ile etkileşim içinde olması
gerektiğine işaret edilen raporda, sürdürülebilir olmayan bir yönetim ve suya
eşitsiz erişimin devam edemeyeceği belirtiliyor.
Raporda harekete geçmemenin risklerinin çok daha fazla olduğuna değinilirken,
liderlerin çok önemli ve tamamlayıcı rolleri olduğu vurgulanıyor.
Bin yıl kalkınma hedeflerine ulaşmak açısından suyun, "olmazsa olmaz" bir
faktör olduğuna dikkat çekilen raporda, liderler ve hükümetler için su
altyapısına yapılan yatırımların öncelik sırasında üst düzeyde yer alması
gerektiği ifade ediliyor.
Pek çok ülkenin altyapı ihtiyaçlarının hepsini karşılayamadığı, bu noktada
resmi kalkınma yardımlarının önemli hale gelmeye başladığı kaydedilen raporda,
bu yardımların azaldığı, ancak artırılması gerektiği, şu anda toplam yardımların
yüzde 5'ini oluşturduğu anlatılıyor.
[Sayfa]
ZİRVEDEN HABERLER
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün başkanlığında Çırağan Sarayı'nda yapılan
zirveye, Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Monako Prensi II. Albert, Tacikistan
Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, Tuvalu Başbakanı Apisai Lelemia, Fas Başbakanı
Abbas El Fassi, Kırgızistan Başbakanı İgor Çudinov, Güney Kore Başbakanı Han
Seung-Soo, Hollanda Veliaht Prensi Willem Aleksander, Japonya Veliaht Prensi
Naruhito Katoishi, Japonya Su Forumu Başkanı da olan eski Japonya Başbakanı
Yoshiro Mori, BM Genel Sekreteri'nin Yardımcısı ve aynı zamanda Ekonomik ve
Sosyal Konsey Başkanı Sha Zuhang, OECD Genel Sekreteri Angel Gurria, UNESCO
Genel Direktörü Koichiro Matsuura katıldı. Toplantının açılış konuşmasını
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yaptı.
Forumun ilk günü düzenlenen devlet ve hükümet başkanları zirvesinin
katılımcıları, Çırağan Sarayı'nda aile fotoğrafında bir araya geldi.
Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, su konusunda uluslararası bir program
hazırlanarak ve gelecekle ilgili projeler göz önünde bulundurularak, uygun
çözümlerin ortaya konması gerektiğini, buradaki temel sorunun ise yan yana
bulunan ülkeler arasında güvenin sağlanması olduğunu söyledi.
Irak, Türkiye ve Suriye'nin, Dicle ve Fırat nehirlerine ilişkin görüşmeleri
sürdürdüklerini kaydeden Talabani, geçmişte Irak'ın sulama, baraj, nehirlerin
kontrolü konularında önemli projeler gerçekleştirdiğini, ancak sonrasında
girdiği savaşlar sonucunda mali kaynakların askeri harcamalara yönlendirildiğini
ve temel hizmetlerde büyük eksiklikler yaşandığını anlattı.
Irak Cumhurbaşkanı, "Halihazırda nüfusumuzun artmasının yanı sıra ekonomik ve
sosyal gelişme neticesinde su kaynaklarında kıtlıkla karşı karşıya bulunmakta ve
zorluklarla karşılaşmaktayız" diyerek, bu konuda herkesin acil bir şekilde
hareket etmesi ve uluslararası program hazırlanması ihtiyacına dikkati
çekti.
Monako Prensi II. Albert ise suyun herkese müşterek şartlarını hatırlattığını
ve tehditler karşısında tüm dünyada aynı zorlukların yaşandığını belirtti.
Yaşanan kuraklıklar, fırtınalar ve sellere işaret eden Prens Albert, "Bu küre
üzerinde çekilen sıkıntılarda su daima önemli rol oynuyor. Çevreyi bozdukça ne
gibi facialar olabileceğini gösteriyor. Kıtlık olduğu ya da kötü mahsul
alındığında, insanların yaşamında suyun rolünün ne kadar önemli olduğunu
görüyoruz" diye konuştu.
Suyun dünyanın müşterek sorunlarını hatırlattığını kaydeden Prens Albert,
"Bu, bizim küresel cevap almakta ne kadar zorlandığımızın ifadesi oluyor"
dedi.
Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman, su probleminin küresel bir sorun
olduğunu belirterek, siyasi liderlerin bu konunun çözümünde kilit rol oynadığını
kaydetti.
Dünya Su Forumları arasında ilk kez İstanbul'da politik bir mekanizmanın
devreye sokulduğuna işaret eden Rahman, zirvenin su sorununun çözümünde köprü
rolü oynayabileceğini ifade etti.
Bölgede su kaynaklarının entegre olarak yönetilmesi gerektiğini ifade eden
Rahman, su, gaz ve petrolün hiçbir alternatifleri olmadığını, bu nedenle su
sorununun büyük önem taşıdığını söyledi.
Tuvalu Başbakanı Apisai Lelemia da suyun insanların temel gereksinimi
olduğunu belirterek, suyun öncelik sıralamasında en önde olması gerektiğini,
ancak bu önceliği pek çok ülkenin gerekli seviyeye oturtmadığını söyledi.
Su sorununu her ülkede farklı sorunlar yarattığına işaret eden Lelemia, bu
çerçevede zirveden her bölgenin gereksinimlerine göre öneriler getirmesini
beklediklerini kaydetti.
[Sayfa]
Sütlüce'deki forum
5. Dünya Bu Forumu'nun "Tematik Oturum" adlı bölümünde, "Dünya ölçeğinde
yaşanan su sorunlarının çözümünün, suya ilişkin taleplerin birbiriyle rekabet
içinde olması nedeniyle zor olduğu görüşü savunuldu.
Sütlüce Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen 5. Dünya Su Forumu kapsamında
Haliç Salonu'nda, "Tematik Oturum" yapıldı. Değişik ülkelerde su ve enerji
alanında çalışmalar yapan 16 uzmanın katıldığı oturumda, su sorunları ve
çözümler üzerine görüşler dile getirildi.
Su konusunda, küresel risk ve yönetimi konusunda temaların ele alındığı
oturumda, bu forumda elde edilecek sonuçların dünya ölçeğinde, "İstanbul Dünya
Su Forumu Sonuçları" olarak anılacağı ifade edildi.
Suya ilişkin sorunların sabitlenemediği, sürekli büyüdüğü belirtilen
oturumda, açlık ve yoksulluk çeken insanların sayısının gelecek 3 yıl içinde
katlanarak artacağı belirtildi.
Çevreye ilişkin yatırımların sürdürülebilirliğinin sağlanmasının önemli
olduğuna dikkat çekilen oturumda, "bu işin muhataplarının birlikte çalışmasının
önemi" vurgulandı.
Sorun yaşanan bölgelerde, "kim ne kadar su alacak ve nasıl kullanacak"
sorularının cevaplarının önem kazandığı belirtilen oturumda, tarafların diyalog
yoluyla ortak akıla ulaşmada zorlandığı ifade edildi.
Su konusunda tarafların birbiriyle "dürüstçe" konuşması gerekli olduğu dile
getirilen oturumda, suya ilişkin sorunların çok yönlü bir şekilde ele alınması
gerektiği vurgulandı.
Milyonlarca insanın birlikte yaşadığı bir kentte biyoçeşitliliğin ve suyun
kalitesinin kontrol altına alınmasının zorluğuna değinilen oturumda, 5. Dünya Su
Forumu'nun tüm dünyayı etkisi altına alan bir ekonomik krizin ortasında
yapıldığı anımsatıldı.
Ekonomik krizin su camiası için bir fırsata çevrilebileceğini ifade eden
katılımcılar, "suyun sadece ticari bir mal olmadığı" görüşü dile getirildi.
Türkiye'de, suyun güvenliğinin kontrol altına alınmasına ilişkin başarılı
uygulamalar bulunduğu belirtilen oturumda, Haliç'in temizlenmesine ilişkin
çalışma buna örnek gösterildi.
Dünya'nın ekolojik çevresinin gelecek kuşaklar için korunması gerektiği
belirtilen oturumda, insanlığın bir gün suyun tükeneceğine olan endişeyi sürekli
taşıdığı anımsatıldı.
Özellikle, büyük kentler için su güvenliğinin çok önemli olduğu belirtilen
oturumda, "Dünya ölçeğinde yaşanan su sorunlarının çözümünün, suya ilişkin
taleplerin birbiriyle rekabet içinde olması nedeniyle zor olduğu" görüşü
savunuldu.
Suya ilişkin sorunların çözümü amacıyla interaktif diyalog sürecinin bir an
önce başlaması gerektiği vurgulanan oturumda, su kaynaklarının
sürdürülebilirliği konusunda yapılacak çalışmalara ilişkin ortak zemin
oluşturulması görüşü benimsendi.
Zirve öncesi, bu sabah Çırağan Oteli'nin bahçesinden "Büyük Yeşil Ada" adlı
tekneye binen ve aralarında Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani, Monako Veliaht
Prensi II. Albert, Hollanda Veliaht Prensi Willem Alexander, Japonya Veliaht
Prensi Naruhito Kotaishi'nin de bulunduğu konuklar, Sütlüce Kongre ve Kültür
Merkezi'ne geldi.
Forumda ilk olarak, İstanbul'un tanıtım filmi gösterildi. Daha sonra da
konuşmalara geçildi.
Cumhurbaşkanı Gül, açılış konuşmasında, tabiatla uyum içinde yaşanması
gerektiğini belirtti; "Tedbir alınmazsa 2010'da Türkiye de su yoksulu olabilir"
dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, sanayileşmiş, ekonomik gelişmesini tamamlamış ülkelerde
içme ve diğer ihtiyaçlar için kişi başına ortalama günde 266 litre su
tüketilirken, Asya ortalamasının 143, Arap ülkeleri ortalamasının 158, Latin
Amerika ortalamasının 184, Afrika ortalamasının ise sadece 67 litre olduğunu
belirterek, "Eşitsizliğin ve dengesizliğin rakamlarla açıkça ifade edildiğini
görüyoruz" dedi.
5. Dünya Su Forumu Genel Sekreteri Prof. Dr. Oktay Tabasaran, yerel idareleri
su konusunda önlemler almaya ve bazı kriterleri oluşturmaya davet etti.
"Yeşil Forum" girişimiyle forumda, "geri dönüşümlü malzemelerin kullanılması,
daha az enerji ve daha az katı ve sıvı atık üretilmesi" konusunda hassasiyetle
çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Tabasaran, foruma katılan her bir kişi
için Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından fidan dikileceğini bildirdi.
Dünya Su Konseyi Başkanı Loic Fauchon da, "Bizler burada insanların nihayet
doğayla uyumlu yaşamasını başarmak isteyen insanların sesini duyurmak için
bulunuyoruz. Suya erişimin ve ulaşma yolunun uzun olduğunu bilincindeyiz. Bu
yolda bir araya gelmemiz bizim erdemimizdir" diyerek konuşmasına başladı.
Birçok şehirde arıtma tesisi olmadığını, sağlıklı suya erişilemediğini
hatırlatan Fauchon, "Suya karşı işlenen saldırıların sorumluları, iklim
değişikliklerin sorumluları, insanların hayatta kalması için vazgeçilmez olan su
kaynaklarını azalmasının sorumluları hep biziz. Çok önemli bir meydan okuma ve
ikilem ile karşı karşıyayız. Suyu kullanmak ve suyu korumak. Su kaynaklarını
korumak, değerlendirmek, muhafaza etmek ve hatta yeniden kullanmak zorundayız"
diye konuştu.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da, insan nüfusunun yüzde
70'inin yaşadığı şehirlerde, başta su olmak üzere doğal kaynakların hızla
tüketildiğini belirterek, yerel yönetimler ve hükümetlerin gençler ve çocukların
geleceğini emanet olarak aldığını, onların yarınlarını hazırlarken özellikle
doğal kaynakları kullanmak zorunda olduklarını dile getirdi.
Foruma, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ev sahipliğinde Irak Cumhurbaşkanı
Celal Talabani, Hollanda Veliaht Prensi Willem Alexander, Monako Prensi II.
Albert, Güney Kore Başbakanı Han Seung-Soo, Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali
Rahman ve Japonya Veliaht Prensi Naruhito Kotaishi'nin de aralarında bulunduğu
devlet ve hükümet başkanları katlıyor.
[Sayfa]
İspanya, Fransa, Şili ve ABD'de yaşanan kuraklık süreci
5. Dünya Su Forumu çerçevesindeki "Su Bitiyor. Daha İyi Bir Yönetimle
Kuraklıktan Nasıl Yeni Fırsatlar Elde Edilebilir?" başlıklı oturumda; İspanya,
Fransa, Şili ve ABD'de yaşanan kuraklık süreçleri ve kuraklıkla mücadelede
uygulanan yönetim stratejileri paylaşıldı.
Sütlüce Kültür ve Kongre Merkezi'ndeki oturumda, proaktif olarak hazırlanan
kuraklık yönetim planlarının taşıdığı önem vurgulandı.
Fransa Sürdürülebilir Kalkınma ve Planlama Bakanlığı yetkilisi Jean Paul
Rivaud, son birkaç yılda Fransa'nın güneyinde kuraklıkta çok büyük bir artış
olduğunu, yağışların azaldığını, tarımda verimliliğin düştüğünü kaydetti.
Kuraklığa karşı önceden önlem alma ve risk değerlendirmesinin önemine işaret
eden Rivaud, Fransa'da kuraklıkla mücadele konusunda çıkarılan yasalar ve
oluşturulan işbirliği platformlarına değindi.
Rivaud, 1976'da yaşanan kuraklığın bir referans olarak alındığını, Fransa'da
2006'dan itibaren çok önemli bir kuraklığın yaşandığını belirterek, suyun
tasarrufu konusunda en temel kısıtlamaların tarımsal sulama konusunda
yapıldığını kaydetti.
Barajlardaki su seviyesinin azalmasıyla enerji alanında 200 milyon Avro
kaybedildiğini dile getiren Rivaud, Fransa'da su alanında son 30 yılda önemli
yatırımlar yapıldığını, 1976'dan bu yana sadece su ajanslarının 5 milyar Avroluk
yatırım yaptıklarını kaydetti.
Ülkedeki su bilgi haritalarının düzenlenerek erken uyarı sistemlerinin hayata
geçirildiğini anlatan Rivaud, bunlarla birlikte yağış durumunun düzelmesine
rağmen halen 34 bölgenin gözlem altında olduğunu bildirdi.
ABD
ABD Ulusal Kuraklıkla Mücadele Merkezi'nden Donald Wilhite da ABD'de
kuraklıkla mücadele konusunda çok karmaşık yasalar ve düzenlemeler olduğunu
belirtti.
Wilhite, "Tarihsel açıdan bakıldığında suyun yönetilmesi kriz yönetimi olarak
karşımıza çıkıyor. Genellikle kuraklık yönetimi reaktif bir yaklaşım olmuş,
proaktif olmamış. Bu döngüyü nerede yaşıyorsak yaşayalım kuraklığın planlanması
gerekiyor" diye konuştu.
ABD'de 1895'ten beri ağır kuraklık yaşayan bölgeler olduğunu, kuraklığın
ABD'de çok sık meydana geldiğini dile getiren Wilhite, ülkenin yüzde 15'inin
ağır bir kuraklık yaşadığını, zaman zaman kuraklık bölgelerinin değiştiğini
ifade etti.
Wilhite, son 10 yılda ülkenin güneydoğu ve batı bölgelerinde daha sık olmak
üzere çeşitli bölgelerde meydana gelen kuraklığın verilere göre "ılımlı",
"şiddetli", "ağır" ve "istisnai" gibi çeşitli düzeylerde derecelendirildiğini
söyledi.
İspanya
Dünya Su Konseyi yetkililerinin açılış konuşmalarını yaptığı oturumda
konuşmacılar, her 15 saniyede 1 çocuğun temiz su yokluğundan hayatını
kaybettiğini, BM'nin öngörülerine göre 2050 yılına gelindiğinde çevresel
sebeplerden dolayı 150 milyon kadar mültecinin ortaya çıkacağına dikkati
çekti.
İspanya'yı temsil eden yetkililerin, 2004-2008 yılları arasında ülkede
yaşanan kuraklık dönemini ve ortaya konulan yönetim planları ile uygulamaları
katılımcılarla paylaştığı oturumda, ülkede kuraklık yaşanan bölgedeki
çalışmalara 700 milyon Avro'nun ayrıldığı dile getirildi.
İspanya'da kuraklık yaşanırken Avrupa'nın geri kalan kısmının da bir kuraklık
stratejisi geliştirdiği, Avrupa Komisyonu'nun da dahil olmasıyla çözümlerin daha
etkin uygulandığı ifade edildi.
Rekabetçi tarım ürünlerinin üretildiği İspanya'nın güneydoğusundaki Segura
bölgesindeki kuraklık önlemleri anlatılarak, bu bölgede suyun tuzluluktan
arındırılması, şehir suyunun yeniden kullanılması için dönüştürülmesi ve Tegas
ırmağının suyunun kullanılması dahil birçok metodun da uygulandığı
belirtildi.
2007'de özel kuraklık planının uygulanması gibi önlemler sonunda önceki
kuraklıklarda yüzde 15 oranında düşen üretimin, son yaşanan kuraklıkta sadece
yüzde 4 oranında düştüğü belirtildi.
Segura havzasının, dünyada en iyi düzenlenen havza olduğu belirtilirken,
STK'lar, yerel, bölgesel ya da ulusal yönetimler, sendikalar gibi tüm
paydaşların bir arada çalışması gerektiği vurgulandı.
Şili
Şilili bakanlık yetkilileri de 15 milyon insanın yaşadığı Şili'de nüfusun
dörtte birine 200 bin metre küpten az su düştüğünü, suyun yüzde 70'inin tarım
alanında kullanıldığını bildirdi.
Ülkede göllerde 7 milyar metre küp, baraj ve rezervuarlarda 5 milyar metre
küp su bulunduğu, bu miktarın 1 milyar metre küp artmasının beklendiği
kaydedildi. Tarih boyunca birçok yıl kuraklıklar geçiren Şili'de en son 2008'de
kuraklık yaşandığı, bunun bir enerji problemini de beraberinde getirdiği
anlatıldı.
Şili Kamu İşleri İdaresi Bakanlığı tarafından bir deklarasyon yayınlanarak,
kuraklıkla mücadele için 20 milyar dolar harcandığı ifade edildi.
[Sayfa]
TEMA: "Su zengini değiliz"
Foruma izleyici olarak katılan Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve
Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), suyun pahabiçilmez bir miras olduğunu
belirtti:
"DSİ verilerine göre, Türkiye su zengini bir ülke değildir. Ülkemizin
tüketilebilir yer üstü ve yer altı su potansiyeli yılda ortalama 112 milyar
metreküptür. Kişi başına düşen yıllık 1652 metreküp su miktarına göre ülkemiz su
azlığı yaşayan bir ülke konumundadır.
TEMA, suyu paha biçilemez doğal bir miras olarak tanımlamakta ve suyun kamu
tarafından 'Güvenli içme suyu', 'Katlanılabilir maliyet', 'Adil sunum', 'Verimli
ve sürdürülebilir' tüketim anlayışına dayalı olarak sağlanması gerektiğine
inanmaktadır.
Dünyadaki toplam suyun yüzde 97,5'i okyanuslarda ve denizlerde tuzlu su
olarak, yüzde 2,5'i nehir ve göllerde tatlı su olarak bulunmaktadır. Yüzde 2,5
gibi çok az miktarda olan tatlı su kaynaklarının yüzde 90'ının kutuplarda ve yer
altında hapsedilmiş olarak bulunması, insanoğlunun kolaylıkla yararlanabileceği
elverişli tatlı su miktarının ne kadar az olduğunu göstermektedir.
Üstelik küresel iklim değişikliği, dünyadaki su rejimini değiştirmekte, çok
kıt olan su varlığının doğru, verimli ve adil şekilde paylaşımında yeni
stratejiler ve uyum sürecinin belirlenmesini zorunu
kılmaktadır."
0 Yorum
Yorum Yap