Selimiye, Turgut,
Orhaniye ve Hisarönü, Marmaris
Bozburun yarımadasının kuzeyinde kalan sahil köyleridir. Köyler,
çeşitli yasalarla korunmaya alınmış doğal ve kültürel miras bölgesinde. Yaklaşık
20 yıl önce tapu kadastro çalışması yapılmasına rağmen imar iskân işlemleri hâlâ
bitirilmedi. Dört köydeki toplam kaçak yapı sayısı 500’e yaklaşıyor. (Marmaris
ilçesinde toplam 1500 adet kaçak yapı bulunuyor.) Yine dört köyde toplam 115
adet mikro ve küçük turizm işletmesi var. Bu işletmelerin çoğunluğunun kaçak
olduğu düşünülse bile kaçak yapıların beşte birini oluşturdukları görülüyor. Bu
durumda geriye kalan kaçak yapılar kime ait? Yanıt, köy sakinlerinin mesken
amacıyla yaptıkları konutlar ve dışarıdan gelenlerin yaptırdıkları yazlık ve
villalar olarak verilebilir. Yakın tarihlerde ilan edilen imar iskân çalışmasına
köy sakinleri itiraz etmiş ve mahkemeye başvurmuşlar. Ayrıca bu konu nedeniyle
köy sakinlerinin ve işletmecilerin kendi aralarında süren veya bitmiş birçok
dava konusu bulunuyor.
Imar yasasına göre, sahilden itibaren içeriye doğru 100 metreye inşaat
yapılması yasak. Turizm işletmeleri bir yana bırakılsa bile, köy sakinlerinin bu
alan içinde meskenleri var. Imar iskân gelmediği için köylerde başta
kanalizasyon olmak üzere su ve elektrik hizmetleri yetersiz. Bu yoğun yapılaşma,
her binanın foseptik çukuru yaptırmasıyla sonuçlanıyor. Foseptik çukurlarının
sızdırarak yeraltı sularını ve denizi kirletmesi olasılığı mevcut. Köy sakinleri
yeraltı suyunu sondaj yaparak ev, tarla ve hayvanları için kullanırken,
işletmeler sulama amacıyla kullanıyor. Yazın su sıkıntısı çekilen köylerde
havuzlu villaların yapılması ise dikkat çekici. Köylerde yasak olmasına rağmen
yapılan rıhtımlar, görsel kirliliğin yanında başka sorunları da beraberinde
getiriyor: Koylara gelen ziyaretçi teknelerin çöp ve sintine atık denetimi
yapılamıyor.
İşletmecilik açısından olaya bakıldığında ise, iyi yönleri bulunmasına karşın
sürdürülebilirliğe dair karamsar bir tablo çıkıyor ortaya. İşletmelerin
çoğunluğu, hiçbir teşvik almadan köy sakinlerinin kendi birikimleriyle
yaptıkları pansiyon ve restoranlar. Dolayısıyla köy sakinleri için turizm başlı
başına bir kazanç ve ekmek kapısı halinde. Turizm, özellikle gençler ve kadınlar
için yaz sezonunda çeşitli iş olanakları sunuyor. İşletme sahipleri rakip
olmalarına rağmen birbirlerine müşteri gönderiyor, kısmen hizmet ve tedarikçi
paylaşımı yapıyorlar. Köy sakinleri yöresel ürünleri turistlere doğrudan satarak
ek gelir sağlıyor. Köye dışarıdan işletmeci olarak gelenlerse, yıllarca turizmin
birçok alanında para ve bilgi birikimi yapmış tecrübeli girişimciler. Bu ise
işletmecilik anlamında köylerdeki turizmin gelişimine çok büyük bir katkı.
İmar iskân yok, vergi var!
Bu mutluluk tablosunu bozan kötü yönler şu şekilde özetlenebilir:
İşletmelerin imar iskân izinleri olmamasına rağmen hepsi vergi levhasına sahip!
Yani bu işletmeler vergi mükellefi. Hemen hepsi mikro işletme olmasına rağmen
mali denetimleri sanki büyük işletmeler gibi çok sıkı bir şekilde yapılıyor.
Pansiyonlarının önüne kaçak rıhtım yaptıran işletmeler 5-6 bin TL yıllık ceza
ödüyor. Köylerdeki herhangi bir işletme, sadece foseptik çukurunun boşaltılması
ve çöpünün alınabilmesi için yıllık ortalama 3 bin TL ödüyor. Elektrik
kesintileri özellikle balık restoranlarında ıskarta oranını artırıyor. En baştan
mimari onayları olmayan binalara, her sene yenileme ve eklentiler yapılıyor.
Profesyonel anlamda amortisman ayrılmadığı için, yenileme yatırımları için
bankadan bireysel kredi çekiliyor. Tüm bunlar maliyetlerin ve satış fiyatının
her sene yüzde 100’e yakın artmasıyla sonuçlanıyor. İşletmecilik sorunlarını
tetikleyen bir başka olgu ise, yıllar içinde köylere gelen müşteri ihtiyaç ve
beklentilerinin artması. Yapılan ek yatırımların bir kısmı bu beklentilere yanıt
vermek amaçlı. Örneğin, eskiden asma çardağının altında yemek yiyen müşteriler
için, şimdi güneşi engelleyecek bir ahşap çatı yapılması gibi.
Mikro planlama komisyonu
Köylerdeki birçok sorunun kaynağı olan imar iskân meselesinin kesin çözümüne
yönelik bir öneri getirmek gerçekten çok zor. Makro planlama ve merkezci bir
zihniyetle sorunun çözüme ulaştırılması neredeyse imkansız. Çevrebilimci, şehir
planlamacı, arkeolog, yer bilimci, deprem bilimci, bitki bilimci, deniz bilimci,
sosyolog ve turizm akademisyenleri biraraya getirilerek Türkiye’de bu türde
turizme açılmış yerler için mikro planlama Komisyon’ları kurulmalıdır. Bir
şekilde gelişmiş bir işletmecilik olgusuyla ve mikro turizm ekonomisiyle karşı
karşıyayız. Bu türden köyler için, Bayındırlık Bakanlığı tarafından bir
‘Uzlaşma Komisyonu’ kurulması gerekiyor.
Bu komisyon, köy sakinlerinin ve işletme sahiplerinin mağduriyetlerini
uzlaştırarak gidermelidir. Eğer bu işletmeler yıkılacaksa mutlaka
sahip/işletmecilere tazminat ödenmelidir. İmar iskâna dayalı bir planlamayla
işletmecilerin mimari eksiklikleri giderilmeli veya daha uygun bir yere inşaat
yapma izni verilmelidir. Doğal güzelliklerin gelecekteki önemi, köy sakinlerine
ve işletmecilere bıkıp usanmadan anlatılmalıdır. Yerinden yönetim anlayışıyla
muhtarlıklar güçlendirilmelidir (Ki belediyecilik hizmetleri verebilsinler).
Aksi halde yıkılan sadece binalar olmayacak, köylerin ekonomisi de olumsuz
etkilenecek.
Bir diğer önemli konu da, turizm işletmelerinin çeşitlendirilmesi.
Girişimciler birbirine tıpatıp benzeyen restoran ve pansiyonlar yapmak yerine
daha farklı sürdürülebilir işletmecilik türlerine yönlendirilmelidir. Örneğin,
geleneksel üretim yöntemlerinin korunması için ekolojik çiftlikler, yürüyüş,
tırmanma, bisiklet, yüzme ve dalgıçlık imkanı sunan gençlik kampları gibi.
Sürdürülebilir turizmin geliştirilmesi için, Türkiye’de başta yasama ve yürütme
olmak üzere bütün taraflara önemli görevler düşüyor.
Murat Emeksiz / Yard. Doç. Dr., Anadolu
Üni.
0 Yorum
Yorum Yap