"Darbe" yle değil, "seçim"le gelen iktidarca hazırlandığından "sivil" denilen yeni anayasadaki başlıca fark, "türbana serbestlik" ve "cumhuriyet devrimlerinden ödünler" midir? Bu soru kamuoyunda fazla önemsenmediğinden, aslında en az türban ve devrim ilkeleri kadar tartışılması gereken hukuk devleti karşıtı maddeler de "gözden kaçırılmış" oluyor.
Çünkü yeni düzenlemede, askeri dönemin 82 Anayasası'ndaki "toplumu ve gelecek kuşakları gözeten" maddeleri de "sivil"lik adına dışlanıyor. Oysa aynı maddeler, özellikle yöneticilerin hukuka aykırı işlemlerine karşı yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşlarınca açılan davalardaki "anayasal dayanak"lar...
Bunları yok etmekle, bir yandan sivil duyarlılığın "etkin"liği önlenirken, bir yandan da aynı duyarlılığın "siyaset üzerindeki baskı"sını da sağlayan "yargısal denetim" olanağı ortadan kaldırılıyor...
Ruşen Keleş'in uyarıları
Yıllarını kamu yönetiminin toplumsal sorumluluklarına adayan, SBF'nin emektar hocası Prof. Dr. Ruşen Keleş, yeni anayasadaki özellikle bu "ayıklama"ya da dikkat çekiyor.
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği'nin geçenlerde düzenlediği "Anayasa Değişikliği Çalıştayı"ndaki bildirisinde, önce "Neden Anayasa değişikliği" sorusuna açıklık getiriyor: "Öne sürülen neden çağdaşlaşma ise de örtülü nedenin seçmenlere verilen kılık kıyafet sözü olduğu anlaşılıyor."
Siyaset biliminin ülkemizdeki en birikimli uzmanlarından olan Keleş'in, tasarıdaki "genel niyet"e ait değerlendirmesi ise şöyle: "Cumhuriyeti kuranlardan ve destekleyenlerden intikam almak..."
Hocamıza göre bunun başlıca göstergesi, Atatürkçülük ve Kemalizm için söylenmeye başlanan "gelişmeye engel" yorumlarının anayasa hazırlığına da yansıması. Nitekim yine Cumhuriyet devriminin temelini oluşturan "hukuk devleti" kavramı da halka ve ulusa karşı "kamusal yükümlülükler kaldırılarak" yıpratılmak isteniyor...
Yani devleti yönetenler hem istediklerini yapacaklar, hem de sorumsuz olacaklar ve hatta yargılanmayacaklar... İşte yeni "sivil" demokrasi!
Sakıncalı maddeler
Böylesi bir keyfiliğin "imar ve çevre yağması"na daha fazla olanak sağlaması için, şimdiki anayasada "engel" oluşturan ve bu nedenle sivil anayasada da yer almaları "sakıncalı" bulunan kimi maddelere gelince...
Örneğin 35. maddedeki, "mülkiyet hakkı toplum yararına aykırı kullanılamaz" hükmü, yeni düzenlemede (28. madde) yok! Böylece, ayrıcalıklı imar izinlerine karşı sivil kuruluşlarca "toplum adına" açılan davaların ve buna bağlı olarak mahkemelerin de aynı ayrıcalıklara iptal kararları vermesinin anayasal dayanakları artık kalmayacak.
Benzer şekilde, konut gereksinmesinin karşılanmasıyla ilgili 57. maddedeki, bunun "çevreyi de gözeten bir planlama"yla gerçekleşmesi koşulu kaldırılıyor. TOKİ'nin yaptığı gibi imar kurallarına aykırı toplu konut uygulamalarına, şehircilik ilkeleriyle önlem almak yerine, tam destek sağlanıyor.
Aynı maddedeki "konut hakkı" kavramının da iptal edilmesiyle, en temel sosyal devlet görevlerinden birisi, üstelik imzamız olan uluslararası sözleşmeler de çiğnenerek ortadan kaldırılmak isteniyor.
Benzer yaklaşım "çevre"yle ilgili 56. maddeye de yansıyor. Doğal yaşam kaynaklarının korunmasının "insan hakkı" olduğu ilkesine yeni düzenlemede rastlanmıyor. Nitekim "orman"lara ait 169. madde de buna uygun şekle getiriliyor. Kaçak işgaller nedeniyle ağaçlarını yitiren orman arazilerindeki yasadışı yapılaşma suçlularına, aynı arazilerin tapulanarak satılması, AKP'nin beş yıldır öncelikli anayasal beklentileri arasında...
Sözü yine Ruşen Hoca'nın saptamalarından çıkardığımız sonuçla noktalayalım; şimdiki demokrasinin sivil anayasası, 12 Eylül'ün darbe anayasasındaki kamusal görevleri bile yadsıyarak, "dinci geleceğin" güvencesi sayılan "pazarlamacı devlet" peşinde...
Çünkü yeni düzenlemede, askeri dönemin 82 Anayasası'ndaki "toplumu ve gelecek kuşakları gözeten" maddeleri de "sivil"lik adına dışlanıyor. Oysa aynı maddeler, özellikle yöneticilerin hukuka aykırı işlemlerine karşı yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşlarınca açılan davalardaki "anayasal dayanak"lar...
Bunları yok etmekle, bir yandan sivil duyarlılığın "etkin"liği önlenirken, bir yandan da aynı duyarlılığın "siyaset üzerindeki baskı"sını da sağlayan "yargısal denetim" olanağı ortadan kaldırılıyor...
Ruşen Keleş'in uyarıları
Yıllarını kamu yönetiminin toplumsal sorumluluklarına adayan, SBF'nin emektar hocası Prof. Dr. Ruşen Keleş, yeni anayasadaki özellikle bu "ayıklama"ya da dikkat çekiyor.
Türkiye Milli Kooperatifler Birliği'nin geçenlerde düzenlediği "Anayasa Değişikliği Çalıştayı"ndaki bildirisinde, önce "Neden Anayasa değişikliği" sorusuna açıklık getiriyor: "Öne sürülen neden çağdaşlaşma ise de örtülü nedenin seçmenlere verilen kılık kıyafet sözü olduğu anlaşılıyor."
Siyaset biliminin ülkemizdeki en birikimli uzmanlarından olan Keleş'in, tasarıdaki "genel niyet"e ait değerlendirmesi ise şöyle: "Cumhuriyeti kuranlardan ve destekleyenlerden intikam almak..."
Hocamıza göre bunun başlıca göstergesi, Atatürkçülük ve Kemalizm için söylenmeye başlanan "gelişmeye engel" yorumlarının anayasa hazırlığına da yansıması. Nitekim yine Cumhuriyet devriminin temelini oluşturan "hukuk devleti" kavramı da halka ve ulusa karşı "kamusal yükümlülükler kaldırılarak" yıpratılmak isteniyor...
Yani devleti yönetenler hem istediklerini yapacaklar, hem de sorumsuz olacaklar ve hatta yargılanmayacaklar... İşte yeni "sivil" demokrasi!
Sakıncalı maddeler
Böylesi bir keyfiliğin "imar ve çevre yağması"na daha fazla olanak sağlaması için, şimdiki anayasada "engel" oluşturan ve bu nedenle sivil anayasada da yer almaları "sakıncalı" bulunan kimi maddelere gelince...
Örneğin 35. maddedeki, "mülkiyet hakkı toplum yararına aykırı kullanılamaz" hükmü, yeni düzenlemede (28. madde) yok! Böylece, ayrıcalıklı imar izinlerine karşı sivil kuruluşlarca "toplum adına" açılan davaların ve buna bağlı olarak mahkemelerin de aynı ayrıcalıklara iptal kararları vermesinin anayasal dayanakları artık kalmayacak.
Benzer şekilde, konut gereksinmesinin karşılanmasıyla ilgili 57. maddedeki, bunun "çevreyi de gözeten bir planlama"yla gerçekleşmesi koşulu kaldırılıyor. TOKİ'nin yaptığı gibi imar kurallarına aykırı toplu konut uygulamalarına, şehircilik ilkeleriyle önlem almak yerine, tam destek sağlanıyor.
Aynı maddedeki "konut hakkı" kavramının da iptal edilmesiyle, en temel sosyal devlet görevlerinden birisi, üstelik imzamız olan uluslararası sözleşmeler de çiğnenerek ortadan kaldırılmak isteniyor.
Benzer yaklaşım "çevre"yle ilgili 56. maddeye de yansıyor. Doğal yaşam kaynaklarının korunmasının "insan hakkı" olduğu ilkesine yeni düzenlemede rastlanmıyor. Nitekim "orman"lara ait 169. madde de buna uygun şekle getiriliyor. Kaçak işgaller nedeniyle ağaçlarını yitiren orman arazilerindeki yasadışı yapılaşma suçlularına, aynı arazilerin tapulanarak satılması, AKP'nin beş yıldır öncelikli anayasal beklentileri arasında...
Sözü yine Ruşen Hoca'nın saptamalarından çıkardığımız sonuçla noktalayalım; şimdiki demokrasinin sivil anayasası, 12 Eylül'ün darbe anayasasındaki kamusal görevleri bile yadsıyarak, "dinci geleceğin" güvencesi sayılan "pazarlamacı devlet" peşinde...

0 Yorum
Yorum Yap