- yapi.com.tr
- 22.07.2010
- GÜNDEM
- 2 okunma
Sırtını Toprağına Yaslayan Müze
Bayraktar’ın önceki gün bir törenle açılan bu müzesi en başta bir düş, Hüsamettin Koçan’ın hayallerinin kaynağı. Sergileme alanları, atölyeleri, kütüphanesi, konuk evleri, konferans salonuyla bir tepede 30 bin metrekareye yayılan müze, Çoruh Nehri’nin kıyısında, bulutlara yakın, merkeze uzak, bu köyün ‘resminde’ ister sıra dışı deyin ister ütopya,
“Onunla iftihar ediyorum, başım ta semalarda, öyle ki göremezsiniz” diyor
Bayraktar köyünün emektar ilkokul öğretmeni, bir zamanlar tedrisatından geçen
Hüsamettin Koçan için. 50 küsur yıl sonra o ilkokul
öğrencisinin, köyünde açtığı Baksı Müzesi’ne bakarak anlatıyor
82 yaşındaki Halil Koçanoğlu.
Peki Baksı ne demek, Bayraktar neresi, bu
müze de neyin nesi? Hazırlıklarına 2000 yılında başlanan ve her aşaması,
gönüllülerin katılımıyla bir tür imece usulüyle var edilen bu müzeyi hâlâ
duymadıysanız, işte size hikâyesi.
Bayburt’tan Anzer’e döne kıvrıla uzanan yollardan ufak tefek yedi köy
geçince, yolun ulaşabildiği, yörenin son köyü Bayraktar’ın önceki gün bir
törenle açılan bu müzesi en başta bir düş, Hüsamettin Koçan’ın hayallerinin
kaynağı. Sergileme alanları, atölyeleri, kütüphanesi, konuk evleri, konferans
salonuyla bir tepede 30 bin metrekareye yayılan müze, Çoruh Nehri’nin kıyısında,
bulutlara yakın, merkeze uzak, bu köyün ‘resminde’ ister sıra dışı deyin ister
ütopya, ister vefa, bir simge gibi yükseliyor.
Resme odaklandıkça detaylarında saklı pek çok hikâye, anı, toplumsal mesele,
kültürel açmaz müzenin sözünü güçlendiriyor. Koçan’ın ‘sosyal, kültürel ve
ekonomik bir üretim merkezi’ olarak tanımladığı müzenin var oluş sebeplerinden
biri vefa borcuysa, bu borcun içinde Bayburt’un Türkiye’nin en fazla göç veren
bölgelerinden biri olması, gurbete gidenleri bekleyiş, işsizlik, yoksulluk da
yatıyor, kırsalda, kenarda kalmış bir köyü, tarif edilenlerin tersine bir çekim
merkezi kılma arzusu da. “Küreselleşmeye karşı ters bir akış oluşturmak,
akademik labirentlerin dışına çıkmak, alt kültür, üst kültür arasındaki
hiyerarşiyi kaldırmak, çağdaşla gelenekseli buluşturmak” diye devam ediyor Koçan
sıralamaya. Yine de söylemeden edemiyor, “Bu proje akıllı adam işi değil, ama
yol bitiyor, hayaller bitmiyor. Başlangıçta herkes oraya yatırım olur mu
diyordu, oysa biz burada özellikle üç grup insan, sanatçılar, köy çocukları ve
gurbetçiler gönüllü çalışarak bu müzeyi kurduk”.
Koçan’a göre arayış içindeki sanatçılar sınırları zorlamayı seviyor, çocuklar
önyargısız bir geleceğin sevincini üretiyor, ayrılığın buruk tadını ise
gurbetçiler biliyor. İmece usulü müze böyle ortaya çıkıyor...
Müzenin çevresinde koşuşturan ‘ehramlı’ kadınlar, Baksı Müzesi şapkalı
çocuklar, tören alanında yerlerine kurulan ‘gururlu’ amcalar, dedeler heyecan
içinde. Çünkü bu müze, biraz da onların hikayesi. İmecede payı olanlar
anlatıyor: Çalışmaya gurbete gidenlerden Şahamettin Yıldırım, “Burası olmasaydı
kim bu dünyada bir ‘Baksı köyü’ vardı diyecekti ki. Artık ‘müzesi olan köydenim’
dediğimizde herkes biliyor” diyor.
17 yaşındaki Murat Yıldırım ise binanın temelleri atıldığında çalışmaya
başlayanlardan, hem para kazandığını, hem de birçok ilk yaşadığını söylüyor:
“Burası bizim sanatla buluşmamızı sağladı. İlk kez sanatçılarla bir araya
geldim, ilk kez seramik gördüm.”
Müzede açılan ilk süreli serginin sanatçılarından Şakir Gökçebağ ise “hayata
geçmiş bir ütopya” diyor müze projesi için. Ona göre halkla çağdaş sanat
arasındaki uçurumu ancak bu tür girişimler kapatabiliyor. Baksı’da bir hafta
geçirerek iş üreten bir grup sanatçıdan biri de Kurucu Koçanoğlu. Baksı doğumlu
Koçanoğlu’nun 30 yıl aradan sonra köyüne gelip yöreye ait efsanelerden,
masallardan yola çıkarak yaptığı “karınca” yerleştirmesi geleneksel olanla
çağdaşın kendi toprağında bir araya geldiği özel bir örnek. Sanatın her yere
yayılması gerektiğini söyleyen sanatçı, sanata ilginin ancak anlama ve merak
isteğiyle başlayabileceğini, Baksı’nın da buna karşılık geldiğini belirtiyor.
Köyün muhtarı Nabi Akçelik ve ailesi de Koçan’ın en büyük destekçilerinden.
Biri 17, diğeri 18 yaşında olan kızları Ayşe Nur ve Sema Nur’un gözünden
dinleyelim bir de müzenin getirdiklerini: “Hüsamettin Hoca’yı tanımadan önce
sanat bize uzaktı. Onun sayesinde hem hayatla hem de sanata ilgili görüşlerimiz
değişti. Mesela soyut düşünceyi öğrendik, meğer biz sadece bakıyormuşuz,
görüntünün derinliklerine inemiyormuşuz. Sonra dünyanın sadece buradan ibaret
olmadığını gördük, müze vesilesiyle köyümüze gelen farklı insanlarla tanıştık.
Biz hâlâ köyde bisiklete binemiyoruz ama bu çeşitlilikle köylüler de değişiyor.
Bu sayede biz değil ama küçük kardeşimiz bisiklete binebilecek.”
Tam da burada şunu belirtmek lazım: Müzeye ait vakfın yönetim kurulu başkanı,
müzeye en az Hüsamettin Koçan kadar emeği geçen eşi Oya Koçan, müzenin çağdaş
sanat sergilerini de düzenleyen bir diğer kurul üyesi ise Ahu Antmen. Sözün
kısası kadın odaklı yönetim de bilinçli bir yapılanma. Amaç köy kadınlarına bir
rol model oluşturabilmek.
Yöreye özgü kumaş ehramın da yeniden hayata geçirildiği müze atölyelerinde
çalışan ehram ustası Sevim Ataner de kadınların aktifleşmesinden memnun. “Buraya
özgü olan ehram sanatı 1985 yılında bitmişti. Şimdi kendi kültürünü öğrenmek
isteyen gençler gelip burada öğrenecek hem de para kazanacak. Eskiden erkekler
de bu işin içindeydi hatta meşhur Ehramcı Mahmut Usta vardı. Bu sanat şimdi
kadınların elinde.”
Bir diğeri müzenin göçü önleyebileceğini, kadınların, çocukların meslek
öğrenip para kazanabileceğini umuyor, diğeri “Bu müze okul, okul!” diyor,
“mesela çevre köylerdeki insanlar toplanıp burada konferanslar düzenleyebiliriz.
Yöre insanının yükselmesi için bu kırsal çevrenin bu şekilde ilerlemesi
lazım”...
Peki, Baksı’da hayat nasıl devam edecek?
20 sanatçının katılımıyla açılan müzenin ilk sergisini, her yıl yeni bir
karma sergi takip edecek, atölyede üretilen geleneksel el sanatları örnekleri
satışa sunulacak, konferanslar düzenlenecek, davetli sanatçılar atölyelerde
köyün gençleriyle çalışacak, müzeye eklenecek yeni birim “depo müze”de atölyede
üretilenler sergilenecek, sırtını toprağına dayayan müze, yine topraktan
beslenecek, yani yöredeki halk resimleri, ehramlar, boyunduruklara ulaşılacak ve
daha pek çok yeni proje...
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap