İl Genel Meclisi Başkanı Emrullah Eren
günlerce konuşulacak açıklamalarını ilk kez Ankara Hürriyet’e yaptı. Hem
Gökçek’i hem de Çankaya Belediyesi yönetimini eleştiren Eren, "Ben pısayım,
öbürü pıssın ne olacak? Git gide kötüye gidecek. Bir müddet sonra illerimizi,
ilçelerimizi, ülkemizi yönetecek adam bulamayız. Elin gavurunu çağırırız, ’Gel
bizi yönet’ diye" dedi. Eren’in olay yaratacak açıklamaları şöyle:
"Ankara’da yaşayan Ankaralı, Ankara’yı tanımıyor. 1935’te 350 bin kişi için
planlanmış şehir bugün 4.5 milyon insanı ağırlıyor. Hızlı göç almasına paralel
olarak uygun planlama yapılamadı. Hızlı bir çarpık yapılaşma, gecekondulaşma
oluştu. Büyükşehir olduğu için de ulaşımdan tutun günlük ihtiyaçlara kadar
sıkıntılar yaşanmaya başladı. Maalesef bu durum İstanbul’da da İzmir’de de aynı.
Ben teknik eğitim aldım. Bize ne öğretildiyse Ankara’da tam tersi yapıldı. Ben
şehir planlamacı arkadaşlarımla da siyasetçi arkadaşlarımla da zaman zaman bu
konuda takışıyorum. Biz yerel yöneticiler insan unsurunu hiçe sayarak olaya
motorize gözle bakıyoruz. Yolları otomobillere göre yapıyor, ’Otomobil rahat
gitsin’ diyoruz. Oysa yayayı odağa almalıyız. Arabadan inmiyor mu arabadaki?
Yayayı değil de dört tekerliğin mutlu gidişini düşünüyoruz.
Hepimiz suçluyuz
Bugün insan yapısına baktığımızda insanların hepsi stresli, psikolojileri
bozuk. Çünkü psikolojisini düzeltecek hiç bir yerde pozitif enerji alamıyor.
Pozitif enerjiyi şehirde alamıyor, evde alamıyor. Evlerin yapısı içeriye doktor
sokacak durumda. Bu çarpık yapılaşmada insanların Ankara’yı tanıması, geçmiş
kültürleri öğrenmesi mümkün mü? Nasıl benimseyecek? ’Anadolu’dan derlenmiş
toplarlanmış binlerce yıl öncesi eserleri izleyeyim’ diye düşünemiyor.
İnsanlar Ulus’a heykelin karşısına gider, gezer. Köşede bir Meclis binası
vardır. Akşam olunca ışıklar hüzünlü yanar, ’Biri gelsin beni ziyaret etsin’
der. Kimse de oranın ilk Meclis olduğunu bilmez. Her gün oradan geçer, minibüse
biner ama kafasını çevirip bakmaz. Bunun suçlusu hepimiziz, yöneticiler ve
eğitimciler.
Sadece 18 kişi katıldı
2004 yılında İl Genel Meclisi Kültür Turizm Komisyonu başkanıydım. İl Kültür
ve Turizm Müdürü’ne telefonla ulaşmak istedim. Sekreteri, "’İl Genel Meclisi’nde
Kültür Turizm Komisyonu Başkanıyım’ diyen bir adam sizinle görüşmek istiyor’
demiş. Müdür de ’Yoktur öyle biri. Biri şaka yapıyordur’ demiş. Israr edince
görüştü. Düşünün İl Genel Meclis üyesiyle, İl Turizm ve Kültür Müdürü’nün
ilişkisi böyle başladı. Ben 4.5 milyon kişinin temsilcisiyim, haberi yok.
Tanıştıktan sonra bir heyetle ziyaretlerine gittik, bize çok güzel bir brifing
verdiler. Onlar da siyasetçiyi böyle görmeye alışmadıklarını söylediler ve
teşekkür ettiler. Sonrasında İl Genel Meclisi’ndeki arkadaşlarıma, ’Biz ili ne
kadar tanıyoruz’ dedim. Çıt çıkmadı. Onlara ilk Meclis’ten başlayan, Anıtkabir
ve müzeleri içine alan, Ankara Kalesi’yle sonlanan bir şehir turu teklif ettim.
Çok sevindiler. O gün geldi, 115 kişiden sadece 18’i bu etkinliğe katıldı.
Düşünebiliyor musunuz sadece 18 kişi. Yöneticiler böyleyken halk şehri nasıl
tanısın?"
[Sayfa]
Çankaya’da belediyecilik yok
"Çankaya’da belediyecilik diye bir şey yok şu anda. Çankaya’daki
belediyeciliği CHP’ye oy verenler de beğenmiyorlar. Onlar da bir çaresizlik
içindeler. ’Beğenmiyoruz, hizmet de alamıyoruz ama bizim özel hayatımıza karışan
yok’ deyip susuyorlar. Çankaya layıkıyla yönetilmiyor. Türkiye’nin tartışmasız
en prestijli ilçesi. Herkes orada. Çankaya için ’Türkiye’nin dünyaya açılan
penceresi’ deniyor. Dünyaya açılan pencere böyle mi olur? Çağdaş şehircilik
anlayışından yoksun dünyaya açılan pencere mi olur. Sadece 1-2 program yapmakla;
şarkıcı, türkücü çağırmakla belediyeci olunmuyor."
İki meclisi bir araya getiremedik
"BEN ısrar etmelerime rağmen iki meclisi bir araya getiremedim. Büyükşehir
Belediyesi ve İl Genel Meclisi bir araya gelip bir yemek bile yiyemedik. Sürekli
mesaj yolladım. Büyükşehir’de şöyle bir anlayış var: ’50 kilometre içerisi
benim, gerisi senin.’ ’Şurası senin burası benim’ diye bir şey yok, Ankara
hepimizin. Ben Şereflikoçhisar’da Haymana’da varım da Çankaya’da yok muyum?
Maalesef iki meclis arasında hiçbir birliktelik yok."
Vali anlatsın
"MOBESE sistemini Vali Bey takip ediyor. Bu projenin üç ayağı var. İçişleri
Bakanlığı, İl Özel İdaresi ve Belediye. Büyükşehir Belediyesi binayı yapacaktı.
Valilik Özel İdare para koyacaktı, koyduk. Biz üzerimize düşen kısmı bütçemizden
6 trilyon aktararak yaptık. Valimiz bu projeye titizleniyor. ’En iyisi olsun,
hantal olmasın’ istiyor. Yaklaşık 600 km kazılarak hat döşenmesi gerekiyordu.
’Türk Telekomun’un sisteminden faydalanalım’ denildi. O konuda görüşmeler
sürüyor. Ama MOBESE gecikti diyebilirim. Bu gecikmeden dolayı bizim de detaylı
bilgimiz yok, kamuoyunun da yok. Nerede takılıyor, neden gecikiyor? Eğer sebep
varsa müştereken ortadan kaldırılması için bir çalışma yapabiliriz. Şu ana kadar
siz ne biliyorsanız biz de onu biliyoruz. Sayın Valimiz kamuoyuna MOBESE
sürecini anlatması lazım."
Soğan dağıtacağına 15 fabrika yapar
2008 bütçemiz 150 milyon YTL’ydi. Bu bütçeyle köy yollarından, altyapıya,
sağlıktan, tarıma il genelinde çözüm yaratmaya çalışıyoruz. Belediyelerde müthiş
para ve yetki var. Belediye ve Özel İdare Gelirleri Kanunu’ndaki değişiklikle 19
Milyar YTL’lik bir bütçe oluşturuldu. 17 milyar YTL’si belediyelere, 2 milyar
YTL’si özel idarelere. Peki 17 milyar YTL verdiğin belediyeler, yaptığı imar
planından yüzde 35-40 alıyor. Yol yapıyor, katılım payı alıyor. İnşaat ruhsatı
veriyor, ruhsat harcı alıyor. Alıyor da alıyor. Belediyelerin para almadığı bir
hizmet var mı? Peki Hazine’den toplanan 17 katrilyon nereye gidiyor?
Ankara İl Özel İdaresi’nin yıllık bütçesi 150 trilyon ve bu çok az. Ankara
Büyükşehir Belediyesi’nin tahmin ediyorum dağıttığı yardım paketleri o kadardır.
Sayın Gökçek, ’2006’da yardımlar için 106 trilyonluk bütçe hazırladık ve
dağıttık’ demişti. 2006’da bizim bütçemiz 110 trilyondu.
Gökçek 150 trilyonluk soğan patates dağıtacağına, 15 tane fabrika yapsın. 15
ilçede her sene 10 fabrika yapar. İşsizlik kalmaz. Çin’den neden top alalım. Biz
Çin’e mal satarız. Bu ideal yönetimdir. ’Buna mevcut idareler uyamıyorsa,
yanlışlık var’ demektir. Bunu ben söylemeyeceğim kim
söyleyecek.
0 Yorum
Yorum Yap