Yapı Sektörünün Haber Portalı

Seferoğulları’nın Savaşı!

Seferoğulları’nın savaşı! HAZIRLAYAN: Elif Görgü Kağıthaneli Romanlar, Yahya Kemal Mahallesi'nde ev denemeyecek barakalarda yaşıyorlar. 20 aile de b

Seferoğulları’nın Savaşı!
Kağıthaneli Romanlar, Yahya Kemal Mahallesi'nde ev denemeyecek barakalarda yaşıyorlar. 20 aile de bölgeye spor tesisi yapılacağı gerekçesiyle mahalleden taşınmaya zorlanıyor. Ancak burada asıl sorun şimdiye kadar "içtikleri su ayrı gitmeyen" Romanların, yıkım konusunda bölünmeleri.

10 aile, evlerini AKP'li Kağıthane Belediyesi ile anlaşarak yıktı. Bu kavgayı bile kendi mizaçlarına göre yorumlayan yıkıma karşı Romanlar, "vatan haini" gördükleri diğerlerine "kelleoğulları" ismini vermişler. Kendilerine de Yeşilçam’ın Tosun Paşa filminden esinlenerek "Seferoğulları" diyorlar. Kelleoğulları, evlerini yıkarken de bağırıyorlar hemen yanıbaşlarında: Seferoğulları Yeşil vadiyi terk etmeyecek!

Çeribaşı Cemil Atmaca, evlerin tapu tahsis belgeleri olduğunu söyleyerek başlıyor, "vatan haini" dediği amcaoğlunun evine götürürken. Yıkımların ardından mahalle mahalle olmaktan çıkmış. Yıkıntılar çocuklara oyun alanı olurken, evinden olanların kimi arabada kalıyor, kimisi ise komşusuna, akrabasına sığınmış... Kağıt toplayıcılığı yapıyor onlar. Kağıt depolarıyla barakaları yan yana olmak zorunda. Bu yüzden başka yere gidemezler. Bilgi Üniversitesi ile kaymakamlıkla görüşüp iki katlı evlerden oluşan bir Roman Mahallesi kurma projesine karar verilmiş ilk önce. Ancak kendi aralarında anlaşamayıp bölününce projenin gerçekeşme ihtimali kalmamış. Seferoğulları çok kızgın. Kelleoğlu’nun evine varınca büyük bir tartışma başlıyor bu yüzden. Kavga arasında fısıldıyor 24 yaşındaki Zarife, "Evler yıkılmadan önce yoktu kavga, yıkıldığından beri böyle.“

Onlara 2 ile 7 milyar arasında bir para teklif edilmiş. Evi yıkılan Dürdane, "Annemin yanına sığındım" diyor. "Görüyorsun, çuval topluyoruz, sırtımıza koyuyoruz. Çöpten giyiniyoruz. Ama devlet anlamıyor, 5 tane çocuk, torunlarla 9 kişiyiz ne yaparız? Bize yardım edecekleri yerde, sırtımızdan vuruyorlar" diye devam ediyor Nuran. Remziye ise AKP'ye öfkeli. Arsayı isteyenlerin AKP'li müteahhitler olduğunu ileri sürüyor. "Nerde bir gecekondu var bunlar alıyor. Kağıthane Belediyesi yalancı. Böyle Kağıthane" derken eliyle de "dönek" anlamına gelecek bir işaret yapması güldürüyor herkesi.

Bu sırada kavgadan yeni çıkan Cemil Atmaca önce homurdanıp, "İçimizden üç dört kişi çıkıyor tapulu yerlerini belediyeye devrediyorlar. Bunlarda vicdan yok ki, devlette olsun. Birlik olamıyoruz" diye sayarken, Dürdane araya girip "komünistler" deyince de, "Keşke komünist olsalar da ben onları sırtımda taşısam, sosyal faşist, hatta direkt faşist, vatan haini bunlar. Halkın ortak isteklerine karşı geldiler" diye devam ediyor. Kendilerine yer gösterilmediğini, ev de verilmediğini söyleyen Atmaca, "Nereye giderseniz gidin diyorlar. Bizi göçebeliğe zorluyorlar. Belediye söz verdi herkesin gözü önünde. Tapululara ikişer katlı yer vereceğim dedi. Ama şimdi yıkmaya başladı. Okuyacak yaşta çocuklarımız sokakta kalıyor. İkişer katlı evler yapsınlar başka bir şey istemiyoruz. Belediye başkanından senet alamazsın, onların senedi ağızlarından çıkan sözdür. Bu adam sözünü yedi.” Cemil dayanamayıp yine Kelleoğullarını bile kahkahaya boğan bir espri yapmayı da ihmal etmiyor evden çıkarken; "Gel benim karımı da uyurken al elimden. Devlet her şeyi yapabiliyor madem öyle canı isteyince, bunu da yapabilir. Bekliyoruz yani. Kolluyoz valla karıları, belli olmaz!"

'ROMANLAR DA ROMAN KÜLTÜRÜ DE YOK OLMASIN'
Neşe Erdilek, Bilgi Üniversitesi Göç Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi İdari Koordinatörü: Kağıthane'deki Roman mahallesinde, yıkım kararı çıktıktan sonra orada oturan aileler 'ayrı yaşayamayız' dediler. Onlar özel bir iş yapıyorlar, kağıt topluyorlar. Başka yerlerde yapmaları mümkün değil. Bu konuda gerek kaymakamlık gerekse biz görüşme yaptık ve roman mahallesi kurulmasıyla ilgili yardımcı olabileceğimizi belirttik. Onlar kendi aralarında anlaşamadıkları için bu çalışma hayata geçemedi. Şimdi 10 tane ev belediye ile anlaşarak evlerin yıkılmasın izin verdi. Çünkü paraya ihtiyaçları var, borçları var, haciz gelenler var. Çok yoksul insanlar. Onlar iki katlı evler talep etmişlerdi. Alt tarafında kağıtları toplayıp üstünde yaşayabilmek için. Ama bu olamadı. Asıl önemlisi kar kış geliyor. Zaten teneke evlerde yaşıyorlar. Küçükbakkalköy'de de öyle. Sefaletin en alt sınırındalar. O çocuklar okullara alınmıyorlar, çünkü adres gösteremiyorlar.
Bu yıkımlar bir anlamda kentsel yenileme projesinin bir ayağı. Sulukule'nin tabii ayrı önemi var. Sulukule ile ilgili sadece Türkiye'deki değil, bütün dünyadaki Romanların has sasiyeti var. Tarihte Romanların ilk yerleştikleri yer çünkü. Daha Türklerin Anadolu'ya gelmesinden önce geliyorlar. Böyle bir geçmişle birlikte yaşadıkları Sulukule'den bu kentin yenilenmesi projesi ile çıkartılıyorlar. Eskiden şehrin kenarlarındaki semtlerdi yaşadıkları yerler ama daha sonra değerli, rant getiren araziler oldular. Bu sadece Romanlar için geçerli değil tabii. Hep aynı şey; Türkiye'de belli radikal kararlar alınıyor resmi merciler tarafından, ama bunun sonuçları ne olacak, bu insanlar ne olacak bu düşünülmüyor.

ÇADIRKENTLER OLUŞUR
Romanlar yerleşik yaşama yeni geçmiş bir halk. Kamu yönetimi her dönemde Romanları yerleşik düzene geçirmeye çalışmıştır. Ama tam bu sağlanmışken şimdi yeniden dışarı atmak istiyorlar. Bu yıkımlar Romanların şehrin kenarlarında çadırlar kurup, oralarda yaşamalarına neden olur. Çünkü ev yapmaya paraları yok. Bu insanları biz bir anlamda açlığa ve marjinalliğe yöneltiyoruz: Zaten yaptıkları kağıt toplayıcılığı en marjinal işlerden biri. Onu da yapamaz hale getiriyoruz. İnsanları bu çaresizliğe itersek sonucunda suç işlememeleri mucize olur. Ne bekleyebilirsiniz ki? Eğitim vermemişsiniz, sağlık vermemişsiniz; en doğal hakları, anayasal hakları olan barınma hakkını ellerinden alıyorsunuz. Peki bu insanlar ne olacaklar?

Sonuçta bu insanlar karşımıza suç işleyenler olarak çıkarlarsa bundan yönetimler sorumlu. O kadar çaresizler ki verilecek üç kuruşa hemen ikna olabiliyorlar. Ama o üç kuruş bittiğinde ne olacak? Bu konuda yerel yönetimlerle birlikte bir çözüm üretilemedi.

sosyal yaşamlarI ortadan kalkacak
Romanların sosyal yapılarını, yaşamlarını değerlendirmeden, kendi haklarında alınan kararlara katılımlarını sağlamadan ortaya koyulan çözümler çözüm değildir. Evler, apartmanlar gösteriliyor taksitle almaları için. Ancak bu insanların apartmanlarda yaşamaları söz konusu değil. Bir arada yaşıyorlar onlar. Apartmanlar, bireysel yaşamaya yönelterek o sosyal dokularını, bir anlamda Roman kültürünü ortadan kaldırıyorsun. Onların bir dayanışmaları var. İç dayanışmaları ortadan kalktığında toplum olarak etkilerini birlikte yaşamaya başlayacağız. Ne yazık ki Doğu ve Güneydoğu'da köy boşaltmalar sırasında hiç düşünmeden stratejik ve lojistik kararlar ve kısa vadeli ihtiyaçlarla alınan kararlar, nasıl büyükşehirlerde başımıza dev bir problem haline dönüştüyse bunlar da dönüşecek. İstediğiniz zaman insanları şehir dışına ya da apartmanlara atamazsınız. Onları, yaşam biçimlerinden, üretim biçimlerinden her şeylerinden soyutlamış oluyorsunuz. Bütün bunları birlikte düşünmek lazım.

Kuştepelilere havuzlu daire satacaklar!
Toplu Konut İdaresi (TOKİ), Şişli Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yaptığı protokolle Romanların ağırlıklı olarak yaşadığı Kuştepe'de dönüşüm projesi başlattı. Bölgede 12 bin metrekare alan üzerinde 228 konut yapılacak. Belediye ile toplantıya katılan halk, kendilerine "havuzlu apartmanların" gösterildiğini ve 50 ile 85 milyar arasındaki evlerden taksitle satın almaları önerilmiş. Soyadının yazılmasını istemeyen Aydoğan A., "Ödeme şartlarımız yok. Belediye diyor ki siz ev tutun ben size kira bedelini vereceğim konutlar yapılana kadar. Ama inanmıyoruz. Konutları bize gösterdiler, havuzlu mavuzlu, akıl alacak gibi değil. Yaşatmazlar bizi orada. Senin anlayacağın buradan atacaklar. Yaş yani iş. Aptal değiliz! Mahallenin güzelleşmesini istiyorlarsa bizim evlerimizi düzeltsinler. Apartmanda ne işi var bu insanların? Saraya koysan sarayda yaşayamazlar. Biz korkuyoruz kanundan adaletten, ama zenginler korkmuyorlar, istediklereni yapıyorlar. Bizim avukat tutacak paramız bile yok.

Kaldırım kenarına oturmuş Gülizar Teyze de aynı fikirde; "Topbaş ilen Sarıgül versin bize kiremit tuğla, biz yaparız, adam ederiz buraları. 40 senem geçmiş burada. Bize lüks ev gösteriyor... Herkes orada yaşamak ister ama, bizim için kara hücre. Bizi apartmana koyarlarsa biz yaşayamayız. Biz koyacağız ortaya közlemeyi, oyun havası gördün mü oynayacağız. Bir saat yaşayamam ben orada kurban olduğum, ölürüm.

Romanların dışında da evleri yıkılacaklar var Kuştepe'de. Onlardan biri Emine Duran. Fotoğraf çektirmiyor ancak konuşmadan da duramıyor; "Beyim öleli üç ay oldu. 20 sene Migros'ta çalıştı, burasını tazminatı ile alabildi. Şimdi yıkıp da site yapacaklarmış, 85 milyarlık ev vereceklermiş bize. Ben o parayı nasıl ödeyeyim" diyor. Kızı 19 yaşındaki Ebru da işsiz. O da annesi kadar şaşkın yıkım kararına, "Babamızın öldüğü yetmedi, evimiz de gidiyor elimizden. Paramız yok neyle geçineceğiz. Acına mı yanasın, evin gidiyor ona mı yanasın.

Komşuları Aysel Teyze de "Evimi zengine satacaksa asla vermem" diyor. Karayolu yapılacaksa düşünebilirmiş, "Ben kırk senedir buradayım o gecekonduyu zor yapmışım. Ayaklarım kendinden gitmiş, kocam şeker hastası olmuş. Bizim yerimizi nasıl zengine satar da bizi sokakta bırakır? Yıktırmıyoruz evimizi. Erdoğan'ın başının altından çıkıyor bütün bunlar. Bu mahallenin hepsi onu tuttu seçimlerde, ama o bizi resmen satıyor zenginlere.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.