Yıllardır boşa akan ırmakları ekonomiye kazandırmak için
uygulamaya konulan mikro barajlar projesi yoğun ilgi görüyor.
Proje kapsamında elektrik üretmek isteyen kişi veya şirketler harita üzerinden
ya da bizzat giderek ırmak seçimi yapıyor. Lisans işlemlerinin ardından su
kullanım hakkı satın alınıyor. Bugüne kadar ırmaklar üzerinde kurulu
gücü 1 MW (megavat)'tan başlayan irili-ufaklı iki bine yakın
proje hazırlandı. Ciddi yatırımcılar hemen yatırıma başlarken, bazı
kişiler lisansını başkalarına satarak üretim yapmadan havadan para kazanmaya
çalışıyor. Piyasada "çantacı" olarak adlandırılan bu kişilere engel olmak için
lisans satışlarına yasal sınırlama getirilmişti. Ancak fırsatçılar bunun da
kolayını buldu: Her bir proje için ayrı şirket kuruluyor. Müşteri bulununca da
bu şirketler varlıklarıyla birlikte devrediliyor. İstismarların önlenebilmesi
için su kullanım hakkını satın alanların elektrik üretimi işini bizzat yapıp
yapmadığının sıkı bir şekilde denetlenmesi isteniyor.
Enerji Bakanlığı verilerine göre Türkiye'de
Değerlendirilebilir hidroelektrik enerji potansiyeli 36 bin MW (megavat).
Mevcut durumda ülke genelinde toplam kurulu gücü 13,3 bin MW olan 150
hidroelektrik santrali bulunuyor. Var olan potansiyelin ancak yüzde 36'sı
ekonomiye kazandırılıyor. Türkiye'nin hidroelektrik enerji potansiyelini verimli
bir şekilde değerlendirip doğalgaz ve fosil yakıtlara bağlılığın azaltılmasını
amaçlayan çalışmalar son yıllarda hızlandırıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı, yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının ekonomiye kazandırılmasını
içeren projelerin yasal altyapılarını oluşturdu. 2004 ve 2005'te yeni mevzuat
hazırlanıp uygulamaya konuldu. Buna göre herhangi bir yerdeki su kaynağında HES
yapmak isteyen şirketler, harita üzerinden veya bizzat nehrin olduğu yere
giderek istenilen büyüklükte bir regülatör (baraj) yeri ve tipi seçiyor. Proje
alanının kot ve koordinatları, krokisi, kısa jeolojisi gibi bilgileri içeren ön
fizibilite raporu hazırlayarak Devlet Su İşleri'ne müracaat ediyor. DSİ, bu
taleple ilgili duyuru yapıyor. Eğer söz konusu yer için bir ay içinde başka
başvuru olmazsa ilk başvurana su kullanım hakkını içeren lisans veriliyor. Eğer
birden fazla başvuru olursa talipliler arasında yarışma yapılıyor. Şirketler, su
kullanım hakkını almak için projeye göre değişik miktarlarda katkı payı ödüyor.
Mikro baraj olarak adlandırılan tesislerde üretilen elektrik devlete
satılabildiği gibi özel sektöre de verilebiliyor.
Lisansını satanlar engellensin
Irmaklardan akan potansiyeli değerlendirmek için geliştirilen sistemle ilgili
istismarlar da yaşanıyor. 'Su kullanım hakkı anlaşmaları'yla akarsuları
yatırımcılara açan DSİ de uygulamayı ranta çevirme girişimlerinden rahatsız.
EPDK ve DSİ ile lisans anlaşmasını yapan ciddi firmalar hemen gerekli harita,
sondaj ve kamulaştırma çalışmalarına başlıyor, finansman ayarlaması yapıyor.
Edinilen bilgilere göre, gerçekten yatırım yapma niyetinde olmayanlar ise hileli
yolları kullanarak işi alıp sözleşmeyi imzalıyor. Firma aldığı hakkı hemen
satabilmek için müşteri arayışına giriyor. Müşteri bulunana kadar proje atıl
bekliyor. Hakkın devredilmesi kanunlara göre yasak ancak bu kural da ihlal
ediliyor. Her bir proje için ayrı şirketler kuruluyor, bu şirketler yeni müşteri
bulunduğunda varlıklarıyla birlikte devrediliyor.
DSİ, geçtiğimiz yıllarda yaptığı duyuruda, ülkenin dört bir yanındaki su
kaynaklarının elektrik üretimine dönüştürülerek ekonomiye kazandırılmasının
hedeflendiğini, bu işi ticarete dönüştüren kişilerin gerçek yatırımcılardan
ayıklanmasını istemişti. İstismarların önlenememesinde denetim yetersizliğinin
etkili olduğu belirtiliyor. Projeleri kimin kontrol edeceği konusunda yasal
boşluk dikkat çekiyor. EPDK'nın böyle bir yetkisi yok, DSİ de eleman ve yasal
altyapı yetersizliğinden projeleri yeterince denetleyemiyor. Projelerin özerk
müşavirlik firmaları tarafından kontrol edilmesi için üzerinde çalışılan
yönetmelik 1-2 yıldır tamamlanamadı. Bu durum, dürüst yatırımcıların
projelerinin kesin kabullerinin de gecikmesine sebep oluyor.
0 Yorum
Yorum Yap