Yapı Sektörünün Haber Portalı

Sagalassos Yeniden Hayat Buluyor

Sagalassos... Güneybatı Anadolu'da, Burdur'a bağlı Ağlasun ilçesinin 7 kilometre kuzeyindeki bu antik kent, Aygaz'ın da yardımıyla yeniden gün yüzüne çıkarılıyor.

Sagalassos Yeniden Hayat Buluyor
Sagalassos... Güneybatı Anadolu'da, Burdur'a bağlı Ağlasun ilçesinin 7 kilometre kuzeyindeki bu antik kent, Aygaz'ın da yardımıyla yeniden gün yüzüne çıkarılıyor. Batı Toros dağlarının kollarından biri olan Akdağ üzerinde, yaklaşık 1700 metre yükseklikte yer alan Sagalassos, Erken Tunç Çağı'ndan Roma İmparatorluğu dönemine kadar görkemli bir tarihe sahne oldu. Lidyalıların, Perslerin, Hititlerin egemenliğinde yaşadı.

İnsanları böyle yüksek bir yerde yaşamaya zorlayan ise, yaşamın kaynağı su. Belki de bu yüzden kentin en önemli yapıları anıtsal çeşmeleri. Üstelik hâlâ da kullanılabiliyorlar. Sagalassos çeşmelerini benzerlerinden ayıran da bu özelliklerinin Türkiye için ilk olması. Aygaz'ın sponsorluğunda restorasyonu gerçekleştirilen Antoninler Çeşmesi, kentin en önemli yapısı. Aynı zamanda kentin zenginliğinin sembolü, bir prestij göstergesi. Yaklaşık 2000 yıl önce Roma İmparatorluğu zamanında inşa edilen, 28 metre cepheli ve dokuz metre yüksekliğindeki anıtsal çeşme, yedi farklı renkteki taşlarıyla dikkat çekiyor. Şelaleli bir çeşme olan Antoninler Çeşmesi, ikisi tanrı Dyonysos'a ait çok sayıda heykellerle süslü.

2010'da tamamlanması planlanan restorasyonu inşaat mühendisi ve mimari restorasyon uzmanı Semih Ercan yönetiyor. Amaç, ziyaretçilerin şelaleli çeşmeden antik çağlardaki gibi su içebilmesi. Üç senelik çalışmadan sonra Antoninler Çeşmesi'nin 3500 parça kırık taşı epoksi reçinesi ve fiberglas gergi çubukları ile birleştirilerek eski halini ve yerini aldı bile.

İlk kez 1706'da Fransız bir gezgin tarafından bulunan kent, Büyük İskender'in bölgeyi kendi topraklarına katmak istemesiyle (MÖ 334) tarihteki yerini alıyor. Ödenen bedel ise, savaşta hayatını kaybetmiş 500 asker. Helenistik dönem boyunca (MÖ 333-25) Pisidia bölgesinin en önemli ikinci kenti olan Sagalassos, MÖ 25 yılında Roma egemenliğine giriyor. MS 1. yüzyılın ortasında da, bölgenin en önemli ve büyük şehri oluyor. Ta ki, MS 500'lü yıllarda yaşanan büyük bir depreme kadar. Buna, MS. 541-42 yılları arasındaki veba salgını da eklenince, iktidar sınıfı dahil nüfusun çoğu ölüyor. Ekonomi zayıflıyor. Şehrin tamamen ortadan kalkması ise, 7. yy'da yine büyük bir depremle oluyor. Böylece Sagalassos yüzyıllarca sürecek derin bir uykuya dalıyor.
Ta ki, 1706 yılına kadar. Fransız gezgin Paul Lucas, daha sonraları seyahatnamesinde "perilerin yaşadığı yerler" olarak söz edeceği Sagalassos'u buluyor. Ancak kentin gerçek kimliği, 1824'te İngiliz papaz Francis Arundell tarafından tespit ediliyor.1985'lerde İngiliz araştırmacılar, Stephen Mitchell başkanlığında bölgeye gidiyorlar. 1986'da onlara, hâlâ kentin kazı başkanlığını yürütmekte olan Belçikalı arkeolog Marc Waelkens katılıyor. 1990 yılından bu yana süren kazı çalışmalarını yerli ve yabancı üniversite öğrencileri ile farklı disiplinlerden bilim insanlarının da aralarında bulunduğu 80 kişilik bir kazı ekibi ve 100 kişilik işçi grubu yürütüyor.

'Yaptığım en iyi iş'...
Bu proje, aynı zamanda Akdeniz'in en büyük arkeolojik girişimlerinden biri. Belçika Leuven Üniversitesi ve yabancı kuruluşların finanse ettiği kazılar için Waelkens gerektiğinde yurtdışında seminerler düzenleyerek, bağış topluyor. Waelkens için bu bir işten, projeden ötesi, çünkü o, arkeolog olmaya daha altı yaşındayken karar vermiş, "Bu kazı alanı çoğu insan için okul oldu. Yaptığım en iyi iş" diyor. Waelkens'a göre, bu kenti özel yapan iki şey var: Biri Augustus döneminde yapılan 42 km. uzunluğundaki yol, diğeri ise dönemin seramik merkezi olması. Bunlar, şehirde zengin bir yaşamın sürmesini sağlamış bu, yapılara da yansıyor. Binaların büyüklüğünün, süslemelerinin zenginliğinin diğer yerleşim yerlerinden daha hızlı artışı da bunu kanıtlıyor.

Kentin nüfusuyla ilgili kesin bilgi olmasa da, barınmak için ayrılan mekânların 16 hektar olmasından yola çıkarak, ortalama bir rakam veriyor Waelkens. 3.5-5 bin. 4-5. yy'a ait, 70 odalı, dört katlı bina, dönemin tipik Aristokrat evi özelliklerini taşıyor, ancak bulgular, odaların farklı standartlardan insanlara kiraya verildiğini gösteriyor. Evin en aşağısında ise, altı odalı bir restoran bulunuyor. Kentten çıkarılan heykeller ve diğer eserler, Burdur Müzesi'nde sergileniyor.

Kentin günümüzdeki ünü ise, en fazla kısmı ayağa kaldırılacak antik kent olması. Çünkü kentteki yapıların parçalarının yüzde 80'i orijinal. Sadece restorasyon edilebilmesi için maddi destek bekliyor.

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.