- yapi.com.tr
- 24.06.2010
- GÜNDEM
- 2 okunma
Saburhane’deki ‘Muhafazakâr’ Ev
Her yönüyle ödünsüz bir “Cumhuriyet devrimcisi” olan İlhan Selçuk’un, aynı zamanda “muhafazakâr” denebilecek kadar geleneklerimize bağlı bir “Anadolu aydını” olduğunu kanıtlayan en çarpıcı örnek, bin bir özveriyle yaşatmaya çalıştığı Muğla’daki “geleneksel ev”i ve edinme öyküsüdür...
Her yönüyle ödünsüz bir “Cumhuriyet devrimcisi” olan İlhan Selçuk’un, aynı
zamanda “muhafazakâr” denebilecek kadar geleneklerimize bağlı bir “Anadolu
aydını” olduğunu kanıtlayan en çarpıcı örnek, bin bir özveriyle yaşatmaya
çalıştığı Muğla’daki “geleneksel ev”i ve edinme öyküsüdür...
Türkiye’nin 12 Eylül karanlığından kurtulmaya çalıştığı 80’li yıllarda,
Muğla’da da kentin tarihsel dokusunun bulunduğu SİT alanını “yaşatma” çabaları
hız kazanmıştı.
Nedeni ise 1970’lerin sonlarında aynı çabanın başlatılmasına önderlik ederken
12 Eylül’de askeri yönetimce görevden alınan Belediye Başkanı Erman Şahin’in
84’te yeniden seçilerek “Nerede kalmıştık?” demesiydi..
Kentin yarısından fazlasını oluşturan tarihi mahallelerin ve 400 kadarı
“tescilli” kültür varlığı olan binlerce geleneksel evin “metruklaşma”dan
korunabilmesi için Mimarlar Odası ile belediye unutulmaz bir dayanışmayla
bugünkü başarılı sonucu yaratan kampanyalara imza attılar.
İzleyen yıllarda Orhan Çakır ile Osman Gürün de aynı çabayı kesintisiz
sürdüren belediye başkanları oldular.
Bunlardan en etkili olanı, hem “demokrasi”nin, hem de “kent kültürü”nün
birlikte savunularak geliştirilmesini hedefleyen toplantılar, paneller,
sergiler, sanat gösterileri ve söyleşilerdi... 80’li yıllardan 90’lara
kesintisiz sürdürülen etkinliklerde, kentin konukları arasında Aziz Nesin, Melih
Cevdet Anday, Oktay Akbal, Ali Sirmen, İlhan Selçuk gibi aydınlanmanın önder
isimleriyle birlikte Metin Sözen, Turgut Cansever gibi mimari mirasın
korunmasında tüm ülkeye rehberlik eden bilim insanlarımız ve mimarlarımız da
vardı...
Bütün bu etkinliklerde Muğlalılar ülkenin en birikimli kültür, sanat ve
edebiyat insanlarıyla birlikte olmakla kalmıyor; hemen tüm söyleşilerde ısrarla
altı çizilen “geleneksel mimari dokunun yaşatılması”yla da ne denli kimlikli,
huzurlu ve “insancıl” bir kente sahip olacaklarını, yine en saygın ve birikimli
duayenlerden dinliyorlardı...
Bunun öncelikli koşulu ise tarihi semtlerdeki eski evlerden kentin gelişme
bölgelerindeki apartmanlara geçişin durması; geleneksel dokunun, eski sokakların
ve geçmişten kalan mekânların yeniden “gözde” yerler olabilmesiydi. Muğla
evlerinin “terk edilmeden” çağdaş yaşamla buluşmalarını sağlamak için, yine tüm
etkinliklerde dile getirilen “örnek kullanım”ları ve “öncü restorasyonlar”ı
acaba kimler gerçekleştirecekti?
Tarihsel önderlik
Muğla’da eski kentin apartmanlara teslim olmaması ve bahçe duvarlarından
sokaklarına, özgün avlulu evlerinden cumbalı yapılarına, tüm mimari ve kentsel
özellikleriyle geçmişi yarınlara taşımayı başarmasında “yaşamsal” önem kazanan
bu sorunun, “örneğin İlhan Selçuk” şeklinde yanıtlanması, tanımlanamaz
değerdedir; tarihseldir...
Umarım kimse alınmaz... nice yazarlarımız, gazetecilerimiz ve aydınlarımız,
yaz aylarında dinlenmek için Güney Ege’nin kıyı yerleşmelerinde kendilerine
“deniz kenarı yazlık” edinme yarışına girerlerken, “Handan ve İlhan Selçuk”,
Muğla’nın en yoksul, en gözden ırak, ama tarihsel derinliği en zengin olan
Saburhane semtinde küçük ve tek katlı bir geleneksel evi alıp restore ederek,
kentteki kültürel koruma seferberliğine eşsiz katkıda bulundular...
Mimarlar Odası, geleneksel mimarinin yaşatılması için, kentsel SİT içinde
eski evini en iyi koruyan Muğlalılara ödüller veriyor; her yıl düzenlenen kültür
şenliğinin değişmez etkinliği olan bu ödül törenlerinde en iyi bakılan evlerin
kapılarına “teşekkür” plaketi çakılıyordu.
Saburhane’deki “Selçuklar Evi”ne de törenle verilen belgede şunlar yazılıydı;
“Tarihi dokuda yalın bir evi kurtararak ve eski semtte yaşamayı yeğleyerek
Muğla’nın kent kimliğini geleceğe taşıma çabamıza örnek ve özverili katkıları
nedeniyle şükranlarımızla.”
İlhan Ağabey, sevgili eşi Handan Abla yaşama veda edinceye kadar hemen her
yaz bu eve gelerek hem komşularını mutlu etti; hem de yine Handan Hanım’ın büyük
emek ve coşkuyla onarımını yaptırdığı özgün mekânlarda dostlarıyla birlikte
oldu. Çalışkan komşuları Şengül Hanım da evi yaz-kış “İlhan Abi her an
gelebilir” diyerek tertemiz tuttu.
Aydınlanma evi
Yaklaşık 60 m2’ye oturan, bir o kadarcık da bahçesi olan evin alt katı,
aslında “ev altı” denen depo, ahır vb. kullanımlı basık bir mekândı.
Restorasyonda buranın döşeme kotu düşürülerek, 2.30 m’lik bir “zemin kat” elde
edildi. Günlük oturma ve mutfak burada planlandı. “Ev önü” denen bölüm ve
bahçeyle de “düzayak” ilişkili hoş bir yaşama mekânı olmuştu.
Üst kattaki odalardan biri İlhan Ağabey’in çalışmalarına ayrılırken, diğeri
yatak odası oldu. Banyoyla birlikte verandaya açılan bu odaların üzerinde de
geniş saçaklı bir çatı yapıyı tamamlıyordu...
Muğla’daki tarihi Saburhane Meydanı’na açılan dar sokaklardan birinde yer
alan bu küçük geleneksel ev, gerçek bir Cumhuriyet Devrimcisinin Anadolu
kültürlerine ne denli bağlı olduğunun; ülkenin nice “muhafazakâr”ları tarihi
evlerimizi yok eden apartmanlaşmanın önderi ve heveslisi kesilirken her yönüyle
bir “Aydınlanma Devrimcisi”nin geleneksel değerlere ne denli saygı duyduğunun
kanıtıdır.
Umarım, o kendi küçük ama anıları ve anlamı dünyalar kadar büyük olan ev,
Muğla Belediyesi’nin de katkıları ve sahiplenmesiyle, “Cumhuriyet ve Aydınlanma
Devrimi”nin kuşaktan kuşağa kültür merkezi olarak yaşatılır...
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap