Başbakanla Doğan arasında cereyan eden tartışma bizim
yakın tarihimizde ne ilktir ve eğer sistem değişmezse ne de son olacaktır.
Bugünkü tartışma Türkiye'nin 1990'lı yıllarda içine girdiği
hükümet-medya-iş dünyası ilişkisinin dönüşerek aldığı son
halidir. Herkes de bu 'çok zengin' tartışmayı kendi açısından
bakıp irdeleme şansına sahiptir. Gerçekten de bu kadar karmaşık ve dolaşık bir
konu bulmak zor. Fakat ben o tartışmanın günlük, gündelik polemiğinin dışında
kalarak, Türk siyasal ve toplumsal yaşamı bakımından çok önemli saydığım bir
başka yanına değinmek istiyorum: rant! Biraz daha genişleterek bunu rant ve
siyasal yönetimler diye tanımlamak da mümkün.
Yerel yönetim ve rant
Pazartesi günü yazdığım yazıda yerel yönetim seçimlerinin yaklaştığını söz
konusu ederek Türkiye'de de dünyada da siyasetin üzerinde her geçen gün biraz
daha fazla durduğu konunun yerel yönetimler olduğunu belirtmiştim. Önemli olan
merkezi değil yerel yönetimlerdir demiştim. Genel ve soyut bir düzlemde
bakılırsa bu yerellik kavramının siyasette aldığı yeni şekilden ve kazandığı
önemden kaynaklanıyordu.
Bu genel görüşü biraz daha derinleştirecek olursam Türkiye'deki yerel yönetim
algılamasının bu anlayışın dışında kaldığını söylemem gerek. Türkiye'de yerel
yönetim yeni bir demokrasi anlayışı için değil, yüzyıllardır siyasal iktidarı
elinde tutanların kullandığı ve kullandırttığı rantı yönlendirmek bakımından
önem taşıyor.
Ha İstanbul ha Anadolu
İstanbul'u ele alalım: yılda 400500 bin nüfusun geldiği bu
şehir devletin bilerek kullandırttığı rant sayesinde ayakta duruyor. İstanbul bu
gerçeğin çok çarpıcı bir örneği. Ama aynı şey herhangi bir Anadolu şehri veya
artık çok değişmiş olan kasabasında da geçerli. Bu aynı zamanda Türkiye'de
ortaya çıkabilecek toplumsal patlamaları önlemenin, devleti elinde tutan siyasal
erkin yandaş kazanmasının da bir yolu.
Siyasal erk dünyanın her yerinde rantın kullandırılmasına ve sermayenin bu
yoldan kazandığı harekete bağlıdır. Ne var ki, bu, dışarıda göreli meşru
sınırlar içinde cereyan ederken Türkiye'de açık bir biçimde gayrimeşruluğa
bağlıdır. Eğer 2002 seçimlerinde toplum bir linç ve tasfiye mantığıyla hareket
etmişse bu önce Özal dönemiyle başlayan nihayet 1993 sonrasında
fütursuz bir nitelik kazanan rant ve yeniden dağıtım politikalarının
sonucudur.
Kısa bir rant tarihi
Ben 19911995 arasındaki iktidarın bu gerçeğine şahit oldum. 1989 yılında
merkez sol parti (SHP) dönemin Özal siyasetlerinin güttüğü rant ve yeniden
dağıtım poltikalarına tepkiyle yerel yönetimlerde işbaşına gelmişti. Sermayeden
alabildiğine kopuk ve çok lumpen bir kitlenin hakim olduğu bu taban kısa sürede
büfecilik, bayilik gibi araçlarla kendi iktidar rantını yaratmaya çalışıyordu.
Unutulmaz İSKİ skandalı bunun bir boyutuydu. Aynı siyaset
1991'de merkezi yönetimde işbaşına geldi. Ben Kültür Bakanlığı
bünyesinde yönetimin karşımıza gelen rant talepleriyle nasıl boğuştuğunu bugün
gibi hatırlarım.
Şuyuu vukuundan beter
Şimdi Başbakan bir rant talebi sırrını açıklıyor. Hilton
arazisiyle ilgili söyledikleri doğru veya yanlıştır. Beni o kadar
ilgilendirmiyor. Çünkü böyle bir şeyin şuyuu vukuundan önemlidir. Aynı şekilde
Doğan da bir sırrı ifşa ediyor. O da bana kalırsa aynı mantıkla
değerlendirilebilir.
Görünen şu: Türkiye'de siyaset başta yerel yönetim olmak
üzere her noktada rant ekonomisiyle iç içe geçmiştir. 1982'den beri şunu
anlatamadık: bir anayasa ülkede siyaseti sadece serbest meslek erbabına açar ve
ona ait bir şey olarak tanımlarsa gelinecek yer burası olacaktır. Yıllardır bu
istasyondayız ve yaptığımız tek şey inenleri binenleri
seyretmektir!.
0 Yorum
Yorum Yap