Yapı Sektörünün Haber Portalı

Popüler Kitle Kültüründe Mekân

Popüler Kitle Kültüründe Mekân
Sözcük olarak kültür, “bir toplumda geçerli olan ve gelenek halinde süren, her türlü duygu, düşüce, dil, sanat, yaşayış unsurlarının tümü; belli bir konuda edinilmiş, geniş ve sistemli bilgi” şeklinde tanımlanmaktadır. Bir başka ifadeyle kültür, bir toplumun; gelenek, görenek, sanat, düşünce yapısı, tarihsel birikim ve sosyal kurumlar gibi varlıklarının tümünü kapsayan ve bireyleri arasında duyuş ve düşünüş birliğini sağlayan, şekillenmiş, kollektif maddi ve manevi değerleridir. Kültür, insanın toplumsal yaşamının her alanında kendisini ve kendisinin olanın ifadesidir; çünkü kültür, insanın kendi yaşamını, geçmişten gelen deneyim ve birikimlerle, kendi yarattıklarıyla nasıl ürettiğini anlatır.

Popüler kültür, esas anlamı itibariyle “halkın, halka ait, halktan olan, halkın çıkarlarını temsil etmesi gereken, halkın yarattığı” bir kültürdür. Fiske (1999)’nin ifade ettiği gibi, popüler kültür, gündelik yaşamla kültür endüstrileri ürünlerinin arasındaki ortak kesimde halk tarafından oluşturulur. Burada halk, sınıf, ırk, yaş, din ya da benzeri sosyolojik etkenlerden çok, hissedilen kolektiflik doğrultusunda, sürekli değişen toplumsal dayanışmalara dayanır. İktidar ilişkilerinin bir parçası olarak egemenlik altına alma çabalarına karşı bir direnişin ifadesine dayanan popüler kültür, dayatılan kimlik ve davranışlardan sıyrılma, sınırlamaları reddederek özgürleşme ve farklılık yaratma mücadelesi içinde, yeni anlamlar ve hazlar yaratarak, onları dolaşıma sokan etkin bir süreçtir.
Ancak “popüler kültür” ifadesindeki anlamsal kayma bugün bu kavramı “birçok kişinin sevip, seçtiği” şeklinde, popüler çoğunluğa mal edilen yeni bir anlayışa dönüştürmüştür. Popüler kültürün günümüzdeki yaygın kullanımı, ticari, gösteriye dayanan, kalıcılığı olmayan, gündelik, kültür endüstrisi tarafından üretilmiş, metalaşmış kültür anlamındadır. Yerel bağlamda kendiliğinden yaratılan anonim ürünler, yerini merkezileşmiş kültür endüstrileri tarafından üretilerek, pazar mekanizmaları içinde kitlelere sunulmuş mallara ve imajlara bırakmıştır. Popüler kültür kalıcılığa değil, kullanıma, değişime dayalı bir tüketim kültürüdür. Popüler kültür, kitle kültürünün somut şekillerinden biridir. Kitle kültürü tekelci kapitalizmin hem mal, hem de imajlar satışını yapan, uluslararası pazarın değişmelerine ve gereksinimlerine göre biçimlenip değişen, önceden-yapılmış, önceden kesilip biçilmiş, paketlenip sunulmuş bir kültürdür (Erdoğan, 1999).
Kitle iletişim araçları, reklamlar ve genel anlamıyla medya bu kültürün yayılıp, yaygınlaşmasına ortam sağlar. Göstergelerin içeriklerinden koparılarak yeniden üretimiyle, kodun göndergelerin yerine kullanıldığı medya, imaj ve gerçeklik arasındaki ayrımı silmektedir. Gerçek bir deneyimden hareketle değil, yapay olarak üretilmiş olayların, tarihin, kültürün, üretilmiş düşüncelerin dünyasında her anlamlandırma tüketilebilir hale gelmektedir (Baudrillard, 1997).

Üretimin ve tüketimin kapitalizmin güdümünde gerçekleştiği popüler kültür ortamında mekân da toplumsal göstergeler sisteminin ve tüketim kalıplarının bir nesnesi haline gelmiştir. Mekânlar da tıpkı öteki ticari nesneler gibi, kullanım değerleri, işlev ve sağladıkları yararlarla değil, pazardaki değişim değerleriyle sunulmaktadır. Bu değerler, Baudrillard’ın (1997) işaret ettiği gibi, simgeler, anlamlandırmalar, hizmetler ile bilgidir ve yeni yaşam biçimleri önerme, toplumsal sınıf, statü, prestij oluşturma, farklılık, ayrıcalık ve kimlik yaratmada aracılık ederler.

Eğlence, dinlence, seyahat ve turizm etkinlikleri bağlamında kendileri bir tüketim nesnesi olmanın ötesinde mekânlar, tüketimi yapılandıran bir dizi dinamiği de barındırırlar. Bu bağlamda genel olarak kent olgusunun metropolleşmeyle yaşadığı değişimi, Ritzer’in “tüketim katedralleri” olarak adlandırdığı “tüketimin niteliğini dönüştüren ortamlar”ı ve mekânların simulasyonlar yoluyla nasıl tüketildiğini irdelemek yerinde olur.

Tüketim Nesnesi Olarak Mekân
Kentler, insanlığın ortak yaşam ve gereksinimlerinden doğan ve onların yaşam biçimleriyle şekillenen mekânlardır. Kent kültürü, kentte üretilen, yaratılan ve biriktirilen maddi manevi değerlerle oluşur. Sanayileşmeyle birlikte endüstriyel kasaba ve kentlerin hızlı büyümesi, bu bölgelerde nüfus yoğunluğunun artması, işbölümünün ve uzmanlaşmanın gelişimi, toplumsal etkileşimin, iletişimin artması, devinim, hız, uyaranların çeşitliliği gibi kavramlar üretim ve tüketimi yeniden örgütleyen yeni mekân örüntülerini gerekli kılmıştır. Yırtıcı’nın (2002) işaret ettiği gibi, mekânı kendi gereklilikleri doğrultusunda yeniden düzenleyen, coğrafi ve kültürel karakteristiklerinden kopartarak, ekonomik ölçütler temelinde yeniden tanımlayan sermaye, yeni bir mekânsal örgütlenme biçimi olarak metropolleri oluşturmaktadır. Sermayenin küresel akışkanlığına olanak tanıyan, mekânın ve zamanın tüketim ilişkileri temelinde yeniden örgütlendiği metropoliten alanlar tüketiciyi kendine çekerek, onları tüketime sevk eden bir gösteriyi temsil ederler. Bu durum, zaman ve mekânın sıkışması ve birbirine geçmesi, sınırların bulanıklaşması, yerleşik simgesel hiyerarşilerin bozularak üslup çeşitliliği ve heterojenlik kültürünün egemen olması, gerçeklik ve aidiyet duygusunun imaj ve simulasyonlar dünyasında yok olması ile kendini gösterir.

Günümüzün Batılı kentleri açısından yaşanan bu dönüşümleri postmodern eğilimlerin bir yansıması olarak ele almak gerekir.

Featherstone’ın (1996) belirttiği gibi küreselleşme bağlamında artan finansal güç, seyahat olanaklarıyla gelişen iletişim ve TV, basılı yayın ve medya aracılığıyla yayılan enformasyonun daha kolay erişilebilir hale getirdiği dünya kentleri alanında yeni kültürel sermaye biçimleri ve daha kapsamlı bir simgesel deneyimler silsilesi arz edilmektedir.
Bu deneyimler, Ritzer’in (2000) belirttiği gibi, tüketiciye büyülü ve fantastik ortamlar sunan “tüketim katedralleri”nde gerçekleştirilen, birçok insan için büyülü hattâ bazen kutsal, dinsel bir karaktere sahip eylemlerdir. “Fast-food” restoranlar, alışveriş merkezleri, zincir mağazalar, süpermarketler, kitapçılar, oyuncakçılar, eğlence parkları, yolcu gemileri, kumarhaneler, konulu restoranlar, spor merkezleri, tatil köyleri, büyük otel zincirleri, lüks siteler, üniversite kampüsleri hattâ tıp merkezleri ve hastaneler, müzeler ve hayır kurumları daha çok zaman ve para harcamaya yönelik hipertüketim yaratırken tüketim biçimlerini de etkilemektedir. Herşeyi tüketmemizi sağlayan bu ortamlar, üretim, dağıtım, reklam, pazarlama, satış, bireysel beğeni, stil, moda gibi, mal ve hizmetlerle ilgili daha geniş bir olgular kümesinin bir parçasıdır.
Popüler tüketim kültürü ortamında mekânların kazandığı değer de bu sistemin bir parçası olarak, toplumsal deneyimin üretimi ve tüketimine dayanır. Bir kozmopolit kentin, modaya uygun bir otelin, hareketli bir gece kulübünün “ambiansını” yaratan şey ve tüketiciye sağladığı doyum, bireysel tüketim eyleminden değil, başka insanların da hizmet tüketicileri olmaları ve bu insanların söz konusu tüketime uygun olduklarının varsayılmasıdır (Urry, 1999). Bu durum, mekânın kolektif deneyimine dayanan bir tür mekânsal pratiktir. Toplumsal göstergeler sistemi ve anlamlandırma düzeni bağlamında mekânın sahip olduğu imgeler, popüler kültür olgusu içinde mekânın popülerleşme ve meşrulaşma sürecini de belirler. Kitlesel bir katılımla ritüele dönüşen bu tür bir mekânsal tüketim, mimarlığın varoluş sürecini, öz niteliklerini dönüştürmektedir. Featherstone’ın (1996) belirttiği gibi mekânlar, geleneksel kültür duygularının bağlamlarından kopartıldıkları, simule edildikleri, yeniden kopyalandıkları, sürekli olarak yenilendikleri ve yeniden üsluplaştırıldıkları bir “olmayan-yer” uzamının sınırları içerisinde var olur.

Simule Edilmiş Mekânlar
Tüketimin büyüleyici gösteriler yaratma kapasitesini oluşturan en önemli kavramı olan “simulasyon” en çok mimari mekânlar aracılığıyla yaratılmaktadır. Hakiki ve özgünün yerine gerçekdışı, sahte, yapay, simule mimari önem kazanmaktadır. Disneyland türü eğlence yerleri, alışveriş merkezleri, Las Vegas kumarhaneleri, konulu otel, park ve restoranlar, zaman ve mekân sınırlamalarından arınmış yarattıkları gerçekdışı yapay ortamlarla, belirli bir motif ve imaj yaratma çabası sergilerler. İç dekorasyonlarda, cephelerde, kostümlerde, çalışan ve ziyaretçiler arasındaki etkileşimlerle oluşturulan sanal gerçeklik dünyası, televizyon, video oyunları, bilgisayar imgelemi üzerinde yükselen bir toplum için çok daha caziptir. Bu şekilde gerçek olguları simulasyona dönüştürmenin nedeni Ritzer’in vurguladığı gibi, otantik eşdeğerlerinden daha seyirlik olmalarıdır.

Lüks konut siteleri de içkin şekilde simule edilmiş mimari mekânlardır. Kendilerine özel bir konu ve hava yaratmaya çalışarak yapay bir mimari ortam sunan bu yerleşimler metropolün hızlı, hareketli, gerilimli, karmaşık ve çelişkili dünyasından yalıtılmış bir yaşam biçimi sunar. Kimi kez geleneksel mimari öğelerle, kimi kez farklı ülke mimarilerinden alıntılarla, kimi kez bir temaya dayalı uygulamalarla “pazarlanan” bu konut yerleşimleri yeni varlık alanlarına dayalı bir kimlik ve aidiyet duygusu yaratmaya yöneliktir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz alışveriş ve eğlence merkezleri, fuarlar, konulu restoranlar ve lüks konut siteleri gibi gerek yarattıkları fiziksel ortam, gerek sağladıkları psikolojik imajinasyon ile popüler tüketim kültürüne hizmet eden simüle edilmiş mekânlar dışında, bir de kentlerin “turist bakışıyla” ele alınan simule edilmiş yerelliği söz konusudur. Özellikle boş zaman etkinliklerinin örgütlenmesiyle modern toplumlarda önem kazanan turizm olgusu kapsamında mekânlar önemli birer tüketim nesnesi haline gelmiştir. Mekânlara yönelik seyir, hayal ve fanteziye dayalı haz beklentisi, film, gazeteler, TV, dergiler, videolar gibi pratikler yardımıyla kurulur, sürdürülür. Geçmişin derin izlerine sahip, otantik, özgün, tarihi mekânlar, TV filmleri, diziler ve medya aracılığıyla popüler kültürün sağladığı göstergelerle sunulur; ziyaret edilir, seyredilir ve tüketilir.
Yalnızca para ve sermayeden değil, ziyaretçilerden oluşan çeşitli küresel akışların kesişme noktalarında yer alan bu tür kentsel mekânlar için kimlik, kısmen turistler için kurulmuş imajlardan üretilmek zorundadır. Urry, kimliğin mekân, zaman ve belleğin biraraya geldiği konfigürasyonlar çevresinde oluştuğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda “kimlik”, ziyaretçilerin görsel olarak mekânları kendilerine mal etmeleri ve bir “peyzaj” olarak seyretmelerine, zamanın hızlı ve sıkıştırılmış atraksiyonlara dayalı olarak yeniden örgütlenmesine, canlandırılan ritüellerle pekiştirilmiş belirli bir kolektif bellek yapısına dayandırılmaktadır (Urry, 1999).

Sonuç olarak, gelinen bu popüler tüketim kültürü ortamında tarih, kültür, yer, yerellik, kimlik gibi kavramların nasıl metalaştırılarak, yapay, sahte, özünden kopartılmış birer gösteriye dönüştürüldüğü açıktır. Mimarlık da bu noktada, toplumun tüketim kalıplarının oluşturulması ve tüketimin örgütlenmesinde, kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içinde sermayenin kârlılığını maksimize edecek bir araca indirgenmektedir (Yırtıcı, 2002). Mimarlık açısından yaşanan sorunlara, ekonomik, toplumsal ve kültürel yaşamdaki değişimler paralelinde yaklaşıldığında, insanların beğenilerinin, değerlerinin, normlarının, genel olarak toplumsal yaşamın gelenekten uzaklaştırıldığını öne süren argümanlara kulak vermek gerekir.
Mekân, işlevsel niteliğinin ötesinde, insanın içinde konumlandığı ve kendi var olma olasılıklarını keşfettiği bir ortam, “yaşanan” bir yerdir. Mekânın bir oluşum süreci, onu biçimlendiren bir yaşam biçimi, tinsel ve anlamsal bir varlığı, bir “öz”ü olmalıdır. Mimarlık ürünleri birer tüketim nesnesi, birer “yok-yer” olmaktan kurtarılıp, zaman ve mekân bağlamı içinde özneyle nesnenin diyalektiğine ve yorumuna olanak tanıyan birer varlık alanı olarak kavranmalıdır.


KAYNAKLAR
• Aydınlı, S.; “Epistemolojik Açıdan
Mekân Yorumu”, Mimarlık ve Felsefe, s.40, Yem Yayınları, 2002.
• Baudrillard, J.; “Tüketim Toplumu”, Ayrıntı Yayınları, 1997.
• Erdoğan, İ.; “Popüler Kültürde Gasp ve Popülerin Gayrimeşruluğu” Doğu-Batı (15) 2, s.65-106, 2001.
• Featherstone, M.; “Postmodernizm ve
Tüketim Kültürü”, Ayrıntı Yayınları, 1996.
• Fiske, J.; “Popüler Kültürü Anlamak”, Ark Yayınları, 1999.
• Ritzer, G.; “Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek”, Ayrıntı yayınları, 1999.
• Robertson, R.; “Küreselleşme, Toplum Kuramı ve Küresel Kültür”, Bilim ve Sanat Yayınları, 1999.
• Sennett, R.; “Gözün Vicdanı: Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam”, Ayrıntı Yayınları, 1999.
• Urry, J.; “Mekânları Tüketmek”,
Ayrıntı Yayınları, 1999.
• Yırtıcı, H.; “Tüketimin Mekânsal Örgütlenmesinin İdeolojisi”, Mimarlık ve Tüketim, s.9, Boyut Yayınları, 2002.

Yapı, 282

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.