“Kuruluşunun 20. yılındaki ‘Özel Çevre Koruma Kurumu’
(ÖÇKK), asıl sorumlu olduğu ‘doğa’ yerine sadece ‘imar’la ilgileniyor...”
Böyle başladığımız ve ÖÇKK’nin son yıllardaki “imar
hırsı”nı eleştirdiğimiz 28 Ağustos’taki yazımıza açıklama geldi. Aynı
açıklamada, Kayaköyü ile tarihi ovası Kayaçukuru ve komşu köylerinin “ayrı ayrı”
planlanmasını eleştirdiğimiz 18 Ağustos’taki yazımıza da yanıtlar var. ÖÇKK
Başkanı Ş. Önder Kıraç’ın açıklaması tam 3 sayfa olduğundan,
ancak kısaltarak değerlendirebiliyorum.
Kayaköyü’nün ‘Planları’
Kıraç diyor ki; “planlar ayrı ayrı yapılmış olmalarına karşın, aralarında
eşgüdüm kurulmuş, paralellik sağlanmış; her iki plan da Muğla Koruma Kurulu’ndan
görüş alınarak onanmıştır...”
Peki, neden “iki plan” ve neden “eşgüdüm”, “paralellik” gibi, tek plan
durumunda gerek duyulmayacak çabalar? Kaya ile Kayaçukuru bir bütün. Komşu
köyler de öteden beri aynı ovanın “ortak” yerleşim merkezleri. Bu tarihsel ve
doğal kardeşliği planda da sürdürmek yerine, birbirlerinden “ayırmak” niye?
Gelecekte planlardan birinin, aynı eşgüdümü hiçe sayan değişikliğe uğramasına
neden olanak hazırlanıyor?
Açıklamada bunlar yanıtlanmadığı gibi, “görüş aldık” denilen Muğla Koruma
Kurulu da 30 Temmuz 2008 tarihindeki 4190 sayılı Kayaköyü kararında bakın ne
diyor: “İmar planlarının kurulumuzdan görüş alınmadan onanması nedeniyle
geçersiz olduğuna...” Çünkü yine ÖÇKK, planları kurula ilettiği 30 Ağustos 2008
tarih ve 3372 sayılı yazısında ve genelde tüm “imar yetkisi” yazılarında, kısaca
şunu yineliyor: “Onama yetkisi bizimdir, size bilgi için gönderiyoruz; müdahale
edemezsiniz...”
Oysa, aynı alanlarda “koruma planı” yapmak Koruma Kurulu’nun “SİT” kararı
gereği değil midir? ÖÇKK bunu bile umursamıyor.
Başkan Kıraç’ın Kayaköyü’yle ilgili diğer açıklamaları ise planlarındaki
yapılaşma kurallarının “koruma öncelikli” olduğu yönünde... “Tersi”nin zaten
akla bile gelmemesi gereken bu bilgiler de yukarıdaki “temel sorular”ı
aydınlatmazken yine yıllardır vurguladığımız “köy evlerinde pansiyonculukla
yerel halkın turizmde ev sahibi olmasının sağlanması” hedefine dönük hemen
hiçbir önlem yok... Kayaköy ve Kayaçukuru, üstelik “farklı” planlarla, yine
sadece “yatırımcı”ların projeleriyle turizme açılacak; köylüler de yine ev
sahibi yerine “hizmetli” olacaklar. Tek teselli, bu kez “yöresel mimari”de
bulaşık yıkayacaklar!..
Marmaris’teki seminer
ÖÇKK açıklamasında, 2006’daki Marmaris seminerlerinde Koruma Kurulu’yla
uyumlu ilişkilerini ve imar planlarındaki işbirliğini övdüğüm anımsatılarak
“şimdi neden farklı yazdığım” sorgulanıyor. Çünkü, Muğla Kurulu’nda görev
yaptığım 2000-2005 arasında gerçekten verimli bir “güç birliği” içindeydik. ÖÇKK
uzmanları ile kurul, çevreye karşı “ortak duyarlılıklar”la çalışmanın örneğini
sergilediler. O seminerde de işte bu uyumun “bozulmaması”nı dileyen konuşma
yaptımsa da ne yazık ki 2006 sonrasında ÖÇKK’nin tutumu belirgin şekilde
değişti. Kendini Koruma Kurulu’nun “yoldaşı” değil “amiri” gören bir hava kuruma
egemen olmaya başladı.
Nedeni ise kurum yönetiminde öne çıkan “imar düşkünlüğü”nün yeni “yasal
düzenleme”den de güç almasıdır. Bunu önceki yazımızda da belirtmemize yanıt
olarak Başkan Kıraç diyor ki; “Bu ifade gerçek dışıdır. Kurum, kuruluş yasasıyla
beraber 1988’den bu yana planlama ve imar yetkilerini kullanmaktadır...” Oysa
yine ÖÇKK’nin Muğla Kurulu’na “imar yetkisi bizimdir” dediği yazılarına da
“dayanak” tutulan “yeni” yasa değişikliği, kurumun 4 Aralık 2007 tarih ve 6399
sayılı yazısında bile özetle şöyle anımsatılıyor: “Çevre Kanunu’ndaki 13 Mayıs
2006 tarihli değişikliğe göre, Koruma Kurulları yetkilerine ait yasal hükümler
ÖÇK bölgelerinde uygulanmaz...”
İşte bu yasayı düzenleyen ve benzer şekilde TOKİ ile Özelleştirme İdaresi’ne
de “ayrıcalıklı imar yetkileri” tanıyan “yeni” anlayış, artık ÖÇKK’nin
yönetiminde de egemen. Bizim de zaten asıl serzenişimiz, o ilk yıllardaki
“katılımcı” planlama anlayışının yerine geçen 2006 sonrasındaki “tek egemen
benim” tavrınadır... ÖÇKK, faaliyet alanlarında kendini adeta “imar imparatoru”
olarak görmeye başlamıştır.
Belediyelerin durumu!
ÖÇKK açıklamasının en talihsiz bölümünde ise belediyelerin imar yetkilerini
nasıl “kötüye kullandıkları”na yönelik “yazılarım” anımsatılarak deniyor ki:
“Belediyelerin yaklaşımı bilinmesine rağmen ÖÇK bölgelerinde planlama yetkisinin
belediyelere bırakılmasının tavsiye edilmesi anlaşılamıyor...”
Oysa tavsiyem, ÖÇKK’nin doğal ve ekolojik alanlarda değil, özellikle
“kent”lerde imar yetkilerini kullanırken takındığı “üstünlük” havasını bir an
önce bırakması. Belediyelerin planlamada “doğru” davranmalarını sağlayacak bir
“kurumsal işbirliği”ni yasal altyapısıyla da sağlamak dururken “sen çekil,
kentinin imarına ben karar vereceğim” demek nasıl tanımlanabilir, Başkan Kıraç
söylesin.
ÖÇKK’nin uluslararası gerekçesini oluşturan 1976’daki Barselona
Sözleşmesi’nde ne böylesi bir amaç var; ne de tüm taraf ülkelerde buna benzer
bir uygulama.
Halk ‘imarcı’ biliyor
ÖÇKK’nin kuruluş amacı gereği öncelikle biyolojik çeşitlilik, fauna ve
florayla ilgilenmesi gerektiğini anımsatmama karşılık da kurumun “web sayfası”na
bakmam önerilerek deniyor ki: “İmar çalışmalarımız bunların çok küçük bir
kısmını kapsıyor...” Ne var ki ÖÇK bölgelerinde yaşayanlar, yani Fethiye, Göcek,
Dalyan, Köyceğiz, Datça, Bozburun, Gökova, Akyaka, Belek, Göksu Deltası, Kaş,
Kekova, Patara, Foça, Gölbaşı, Ihlara Vadisi, Pamukkale, Uzungöl ve Tuz Gölü
çevresindeki yurttaşlar, web sayfasına bakamadıklarından olacak, kurumu sadece
imar izni veren ve yapılaşma kurallarını belirleyen bir “ruhsat mercii” olarak
tanıyorlar.
Sorumlusu kimler acaba?
0 Yorum
Yorum Yap