Yolcuyu, bekleyen hiçbir şey yoktur. Boşluk bile yoktur. Birisi yaşıyormuş gibi dekore edilmiştir. Ancak bu, dekorasyonun kimliksizliğini önüne geçmez. Şeffafmış gibi yapar. -Miş gibi yapar. Evde olma beklentisi tetikler, aidiyet duygusunu anar, ama bu hisleri karşılayacak içselliğe sahip değildir. Otel, bu anlamda görsel olarak bir ikilemler yumağıdır. Bu çelişki içinde, yolcunun görsel alışkanlıklarının bir dönem için başkalaşmasına ortam hazırlar.
Buradan hareketle, otel imgesinin görsellikle özel bir ilişkisi olduğu söylenebilir.
Otel bir duraktır yolculukta. Görsel ve coğrafi bir değişim sürecinde bir kesittir. Ancak yolculuğun durduğu bu anda, insanın içsel yolculuğu durmaz. Gitmenin akıntısına kapılınmıştır bir kere. Bu anlamda otel odası, asla bir durağanlık değildir. Bir yerde, yersiz yurtsuz kalmaktır. Başka bir yerde değişen coğrafyanın içindende, merakın kışkırtıcılığı ile görüntü bombardımanına algıları açmaktır. Otelde, görmek bu anlamda kalıplarından sıyrılmış olur. Yepyeni bir görselliğin içinde bir arayıştır. Geçip giden imgeler yolcunun arayışını belgeler. Görme, toplumsal normlar içinde oturduğu tekniklerden bir süreliğine de olsa kurtulur.
Ters yüz olan yalnızca yolcunun bir gözlemci olarak kalıpları değildir. Tersi otel açısından da doğrudur. Otel odasının durağanlığının ardında azalıp artan bir ritim vardır.
Otel odası, uçsuz bir belleği gizler. Her gelen için, kendisi ilk gelenmiş gibi bir görünüm vardır. Yolcuyu, bekleyen hiçbir şey yoktur. Boşluk bile yoktur. Birisi yaşıyormuş gibi dekore edilmiştir. Ancak bu, dekorasyonun kimliksizliğini önüne geçmez. Şeffafmış gibi yapar. -Miş gibi yapar. Evde olma beklentisi tetikler, aidiyet duygusunu anar, ama bu hisleri karşılayacak içselliğe sahip değildir.
Otel, bu anlamda görsel olarak bir ikilemler yumağıdır. Bu çelişki içinde, yolcunun görsel alışkanlıklarının bir dönem için başkalaşmasına ortam hazırlar.
Otel'in Görüntüleri
emperyal oteli'nde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetmiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu
dördüncü gece sokakta kaldık
karanlık bir türlü bitmiyordu
sirkeci garı'nda sabahladık
bilen bilmeyen bizi ayıpladı
halbuki kimlere kimlere başvurmadık
hiçbiri yüzümüze bakmıyordu
hiç kimse elimizden tutmuyordu
ben hiç böylesini görmemiştim
vurdun .... kanıma girdin ..... kabulümsün. [Emperyal Oteli, Attila İlhan]
Otel odasının beraberinde getirdiği dünya karanlıktır Attila İlhan'ın metninde. Kendi renkleri yoktur. Bu noktada, otel odasının yolcuyla ilişkisi değil, kente doğru açılan görsellik belirleyicidir. Emperyal Oteli, otelde saflığın ve düzenin iyice kontrolden çıktığı bir örnektir. Otel, kişiselleştirilmesine izin vermemektedir. Anıların biriktiği bu mekan huzur sunmaz. Emperyal Oteli, yerleşikliğe izin vermemektedir.
"Aklının içinde siyah bir vapur" ile, "tepe başındaki küçük yahudiler"in, "tarlabaşı'nda rum kemancı"nın yanı başında gezilen bir kenttir. Kentte yaşayan herkesçe unutulmaktan bahsedilir. Bu kentin görünüşü ise bir dışlanmış insanların sokak manzaralından oluşur. Böyle bir kentte kalınacak tek yer de Emperyal Oteli'dir. Orada da, kalmak mümkün bile değildir. Otel bir sıkışmışlık olarak ortaya çıkar.
Dışarısına karşı, bir içerisi sunmaz.
Durağanlığın yerini, belirsiz, tehlikeli bir mekan almıştır. Buhranlar, görüntülere yansımaktadır. "Otelin penceresinde durup, şehre karanlıkta" bakılır. Otel penceresi, şehri aydınlıkken göstermeyen bir mercek olarak düşünülebilir.
Ancak yine de yolcunun tek adresidir. Adressizliğidir.
Emperyal Oteli, buna rağmen kapısından ayrılınamayan, bir arınma olanağıdır. Anıların biriktiği, ancak biriken anıların bir türlü yaşamla bağdaşamadığı bir teselli beklentisidir. Ancak beklentileri hiçbir zaman karşılamayacaktır.
Cansever'in oteli benzer bir tedirginlikle sarmalanmıştır. Otelden kente doğru giden bir görüntü yerine, otelin kendi içindeki devinimidir huzuru bozan.
Anlamadığım şu
Ben neden bir otel katibiyim
Eskiyim, renksizim, kimsesizim
Yontulmuş kalemlerden, sosisli sandviçlerden iğrenirim
Papazlardan, homoseksüellerden iğrenirim
Kız kurularından ve saldırgan dullardan
Ve yaşlı adamların sararmış dudaklarından
Ve deli saraylılardan, onların aybaşı kokularından
Kendimden kendimden
Ve nedendir ki ben
Sararmış bir sürahide kirli bir su gibi bekletirim.
(...)
Kokular vardı ayrı ayrı, ben unutmuşum
Hepsi şimdi bir otelin kokusu
Kullanılmış çamaşırların ve bavulların kokusu
Ve telefonların ve kapısı açık helaların
Ve hasta soluklarının, tozlu yer halılarının
Sabahlara kadar yanan ampullerin kızgın
Birbirine karışmış, değişmeyen kokusu. [Otel Katibi, Edip Cansever]
Otel katibi, otelin müşteriye sunduğu görselliğin bir yüzeysel olduğunun bizzat yaşamaktadır. Oda hizmetçilerin yaptığı temizlik, katibin gördüklerini temizlemez. Her gün her oda toplansa da, katip, odaları bir önceki gece dağınık halleri ile görür. Dağınıklık artar, ama birikmez. Kaydedilir ama anı olmaz. Uzaktır. Daha da uzaklaşmaktadır git gide. "Renkler silinir". "Eskilik" içten içe hissedilmektedir. Otele gelen herkesin, bir süre sonra ardında iz bırakmadan çıkıp gitmesi defalarca yaşanmış bir olaydır. İnsan yüzlerinin bu hızlı değişimi, artık monoton bir şekilde bir sonrakine geçiveren görüntü şeritlerine dönüşmüştür. İnsanlarla tanışmak mümkün değildir; bir süre için insan görüntülerinden ötesine ulaşılamamaktadır. Bu karmaşa içinde nesnelerin sınırları belirsiz hale gelir. Her tür tanımın buharlaştığı bir uçuculuk halidir. Yalıtılmış hiç bir şey yoktur. Her şey gazdır. Hızla yayılır, karışır ve homojenleşir. Kendiliğini koruyamaz. Bu erime süreci ise, tam tersine, kalıcıdır. Katibi tedirgin eden de bu kalıcılıktır.
Başka bir açıdan, otelin kendisi de mimari bir nesne olarak kalıcılık içerir. Oysa aslında içinde barındırdığı sürekli bir göçebelik durumu vardır. Görsel örgütlenmesi, içerdiği geçiciliği saran bir kalıcıktır.
Geçiniz
Geçiniz, geçiniz
Üstelik tam zamanında geldiniz
- Az önce, biraz sonra ve şimdi -
Yani vakitlerden bir dokunma vakti
Ne güzel, hep birden çıkageldiniz.
İyi yaptınız, doğrusu çok iyi yaptınız
Siz sayın bayanlar, sayın baylar
Değil mi bundan böyle
Bir otel de sizin adınız. [Bir Otel De Sizin Adınız , Edip Cansever]
Diğer yandan, yolculuğun coğrafi heyecanı, bir kapalılık hissiyle sonuçlanmaktadır. Yeryüzünde uzayan rotalar, her yanı çevrili anlardan oluşmaktadır aslında. Bu anların gelip geçiciliği bunaltıcı olmaya başlar. Genişleyen bir uzam yerine, ufuk çizgisinin yerini beyaz duvarın aldığı odalardır otel. Otel, vaat ettiğini cazibeli bir görsel demet halinde sunmakla birlikte, kendi serüvenini yine zıt bir başka görsel paketle dile getirir. Bu bir dışavurum değil, içevurumdur.
Devamını okumak için tıklayınız.
0 Yorum
Yorum Yap