İlk ve ortaöğretimde öğrencilerin bir bölümünün ders
gördükleri okuldaki dersliklerinin belirlenmesinde kullanılan bu masum sınıf
işareti, ne yazık ki ülkemizde yıllardan beri süregelen orman yağmasının
hedefinde olan bir “arazi türünü” de anlatmaya yarıyor. Son günlerde
parlamentoda ele alınarak 15.1.2009 günü 5831 sayılı yasa olarak kabul edilen
yeni metin de işte bu 2/B arazisi ile ilgili. Gerçi yasa ile
getirilen düzenin 2/B ile doğrudan ilgili olmadığı söyleniyorsa da bunun doğru
olmadığı; düzenlemenin varacağı son “limanın” 2/B arazisini yağmalamak olduğu
görülüyor. Tıpkı daha önce anayasa değişikliği girişimi ve Anayasa
Mahkemesi kararıyla yürürlük kazanamamış 4766 sayılı yasanın 3. maddesi
ile amaçlandığı gibi, bunun “nihai amacının” da yağma olduğu erbabınca çok iyi
biliniyor.
Üzerinde çok konuşulmuş ve tartışılmış bu konu hakkında teknik düzeyde
yapılabilecek açıklamalar bu yazının sınırlarını aşıyor. Bu düzeyde yapılan
çalışmalar Orman Mühendisleri’nce tertiplenen “Orman
Kadastrosu ve 2/B Sorunu” başlıklı Sempozyumda (Eylül 2004) ele alınmış
ve enine boyuna tartışılarak irdelenmiştir. Bu toplantıya sunulan bildiriler ile
tartışma metinleri kitap olarak da yayımlanmıştır. Bu meyanda, orman hukuku
konusundaki davalara bakan yerel mahkemelerin kararlarını “temyiz” yoluyla
inceleyen Yargıtay 20. Hukuk Dairesi’nin Onursal Başkanı Yargıç
Sayın Ferruh Atbaşoğlu’nun bir süre önce Cumhuriyet’te üç bölüm
halinde çıkan inceleme yazısını (2/B Dayatmasında Yeni Senaryo) özellikle anmak
gerekir.
İlk soru şudur: Nedir bu 2/B? 2/B, 1956 yılında yürürlüğe girip de o zamandan
bugüne çeşitli tarihlerde birçok değişikliğe uğramış olan 6831 sayılı Orman
Kanunu’nun 2. maddesinin (B) bendinde yer alan hükümde tanımlanan arazidir. Bu
hükme göre orman kadastrosu yapılırken “31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen
bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş araziler ile şehir, kasaba ve
köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları, orman sınırları dışına
çıkarılır.” 2/B bu arazidir.
Bu işlemin (orman sınırı dışına çıkarılmanın) anlamı bu yerlerde “orman
rejimi”nin uygulanmayacağıdır; yani bu alanlar artık “orman değildir.” Öyleyse
nedir? Bu alanların, toprak (arazi) olarak niteliği ne olacaktır?
İlk bakışta bu sorunun yanıtı kolaydır: Özel mülkiyete tabi olanlar dışında
bu arazi, kamu mallarında “Hizmet Malları - Ortak Mallar – Sahipsiz
Mallar” şeklinde yapılan sınıflandırmada, “sahipsiz
mallar” kategorisine girer. Devletin “hüküm ve tasarrufuna” tabi bu
malların bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması “özel kanun hükümlerine
tabidir” (MK.m.715/III).
Bu tablo göz önünde tutulursa 2/B uyarınca orman sınırları dışına çıkarılan
bu alanlar için uygulanacak hükümleri MK.m.715’te sözü edilen “kamu mallarının
rejimi ile ilgili özel yasada” aramak gerekir. Ne var ki mevzuatımızda bugün,
bütün kamu mallarına ve bu meyanda sahipsiz mallara ilişkin sorunları çözecek
böyle genel bir yasa mevcut değildir. Bunun için, çözümü, münferit özel haller
için kamu yasalara konulan hükümlerde aramak icap eder.
Hemen belirtelim ki hukuk sistemimizde orman vasfını yitirdiği için orman
alanı dışına çıkarılan ve bu suretle devletin hüküm ve tasarrufuna tabi sahipsiz
mal kategorisine giren bu tür arazinin tabi olacağı hukuki rejim hem
anayasamızda (AY.m.170), hem de 2924 sayılı yasada (17.10.1983) gösterilmiştir.
Bu yerler sahipsiz mal rejimine tabi olarak kendiliğinden Hazine’nin
“tasarrufuna” geçecek ve tapuya Hazine adına tescil edilecektir. Bunun ardından
hak sahipleri saptanacak ve arazi buna göre ifraz edilip onlar adına tescil
edilecektir. Bu tescil işlemi için aranan şartlar ise şunlardır: Bağ, bahçe,
meyvelik, fındıklık vb. türünden tarım işleri yapılarak tarım alanına dönüşmüş
olanlar, buraları bu suretle kullananlara rayiç bedelleri üzerinden satılacaktır
(2924, m.11). Orman alanından çıkarılan yerlerdeki köy, kasaba, şehir
yapılarının bulunduğu yerler de üzerindeki yapısı bulunan kişilere, rayiç bedeli
üzerinden satılacaktır.
Buraya kadar özetlenen durum bakımından yasakoyucu pekâlâ işleyebilecek bir
sistem oluşturmuştur diyebiliriz. Ama, uzun süre devam eden zilyetlikle hak
iktisabı için yasalarda genel bir şart olarak aranan zilyetlik öğesi bakımından,
ormandan çıkarılan yerlerin şagilinin (işgal edenin), genel şarta ilaveten (1)
işgalinin tarım arazisinde yasada sayılan tarım türlerini içeren bir faaliyet
şeklinde gerçekleşmiş olması; (2) Yapılara ilişkin kullanma şeklindeki işgalin
bizzat müktesibin tasarrufu şeklinde olması; (3) Kendilerine satış yapılacak
kişilerin (şagillerin) orman köyü nüfusuna veya köy nüfusuna kayıtlı olmaları ve
en az beş yıldır orada ikamet etmiş olmaları gerekir. İşte, anayasa değişikliği
talebinden, yürürlüğü durdurulan ve 3. maddesi iptal edilen 4706 sayılı yasaya
kadar ortaya çıkan bu rejimi bozmaya yönelik girişimlerin sırrı bu ek koşullarda
yatmaktadır. Orman sınırı dışına çıkarılan ve tasarrufu devlete ait olan ve bu
nedenle de zilyetlikle iktisabı kesin olarak hukuken mümkün bulunmayan araziler,
orman alanlarına ve çevresine fiilen egemen olan “Arazi Mafyası” tarafından
“babalar gibi” satılmıştır.
Yukarıda belirtilen ek koşullar bir yana, köyle, ormanla hiç ilişkileri
olmayan bazı kimseler, yani mafyadan satın aldıkları(!) arazide “zilyet bile
olamayacak” kişiler (bu arada kamu mallarının muhafızı olması gereken kimi
politikacılar) söz konusu arazi üzerinde, devlet malının “gaspından” başka
anlamı olmayan fiili durumlarını kullanarak, buralardaki büyük arazileri işgal
altında tutmaktadırlar. Kendilerinden “burada ne aradıkları” sorulunca, hiç
utanmadan, “50 dönüm kadar zilyetlikten arazim var” diyebilmektedirler. Bu takım
arazi ve arsa spekülatörleridir.
İşte 2/B ile ilgili çeşitli yasa tasarıları girişimleri bunların baskısı ile
gündeme getirilmektedir. Halbuki bunlar, aslında mafyadan satın aldıkları(!)
arazinin zilyedi olamazlar. Sorunun özü buradadır: Spekülatör takımı aslında bir
“gasp”tan ibaret olan fiili durumu yasa değişikliği ile meşrulaştırmanın
peşindedir. Son yasanın gizli hedefi de bizce (önceki girişimler gibi) kısaca
budur. Çünkü araziyi satan(!) mafya da bu arazinin zilyedi değil “gâsıbı”dır.
Ya insanlar neden böyle önyargılı ve düşüncesiz? Bırakın artık at gözlükleriyle hayata bakmayı bu yasa mağdur olanların hakkını almak için çıkarılmış. Madem ormanları çok seviyoruz o zaman şehirleşmeyelim köy hayatına geri dönelim. Bunu neden yapmıyoruz arkadaşlar?