İş dünyası, Avustralya ve
Antarktika arasındaki buzla kaplı denizlere “demir, üre
veya amonyak serpiştirerek” küresel ısınmayla mücadelenin temel
şartlarından olan karbondioksit salımını azaltmayı, tabii aynı zamanda bu yolla
para kazanmayı hedefliyor. Birçok bilim insanı yönteme doğal hayatı tehdit
edeceği ve yararıyla zararının net olarak belirlenmediği gerekçesiyle karşı
çıkıyor.
ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki “Climos” ve Avustralya’daki
“Ocean Nourishment Corp” adlı şirketlerin 2010’da Antarktika’yı
çevreleyen Güney Okyanusu’nda denemeyi planladığı yöntem, suyun
yüzeyine az miktarda demir, üre veya amonyak serpiştirerek
“fitoplankton” adlı canlıların üremesine neden oluyor. Deniz
bitkilerindeki karbondioksiti emen bu mikroorganizmalar kısa sürede ölüp denizin
dibine çöküyor. Böylece, hücrelerine hapsettikleri karbondiyoksiti -bazı
uzmanlara göre onlarca yıl saklamak üzere- de okyanusun derinliklerine
götürüyor. Başka deyişle küresel ısınmanın nedeni olan sera gazlarından
karbondiyoksiti suyun dibine çekiyor.
Doğaya zararlı
İki şirketin yöneticileri, bilim dünyasında “okyanusu
zenginleştirme” olarak bilinen yöntemle sera gazı salımına neden olan
birçok şirket ve ülkenin kaynağı oldukları emisyonun bir kısmının okyanus
tarafından emilerek yok edilmesini sağlayabileceklerini savunuyor. Ancak, bilim
dünyası, maliyeti milyonlarca dolar olacak yöntemi “karbon
kredileri” adı altında piyasaya sunmayı planlayan şirketlerin projesine
sıcak bakmıyor.
Yöntemin 1999’daki ilk denemesine tanık olan ve konuya ilişkin araştırma
yapan, Antarktika İklim ve Ekosistem Kooperatif Araştırma Merkezi’nden
Tom Trull, bu yolla yılda 3.7 milyar ton karbondioksitin
emilebileceğini bunun insanoğlunun yıllık karbon emisyonunun yüzde 15’i olduğunu
belirterek şöyle devam etti:
“Sorunu tamamen değil kısmen çözecek bir yöntem için tüm gezegenin
ekosistemini değiştirmekten bahsediyoruz. Bu yöntem denizlerin ekosistemini ve
biyoçeşitliliğini tehdit altına sokar, başka olumsuz etkileri de olabilir. Doğal
yaşama uzun vadedeki etkisi ve karbondioksitin deniz dibinde ne kadar
hapsedileceği konusunda kesin veri yok.”
Kanada’daki Dalhousie Üniversitesi’nden John Cullen da
“Atmosferdeki karbondioksit miktarını azaltırken okyanusun derinliklerinde uzun
vadede karbon transferi artabilir. Ekolojik etkileri hesaplanmadan takip
edilecek bir yol değil bu” diyerek kaygısını dile getirdi.
Bilim dünyasının endişesini dikkate alan Uluslararası Denizcilik
Organizasyonu’nun “Londra Protokolü”ne imza atmış olan
ülkelerin çoğu bu yönteme sadece araştırma amaçlı izin veriyor. Ancak, iki
şirketin deneme yapmaktaki ısrarı birkaç yıl içinde bu yöntemin küresel
ısınmayla mücadele tartışmalarının unsurlarından olacağına işaret ediyor.
0 Yorum
Yorum Yap