2 gün süren önemli bir etkinlik. Adı:
Nanoteknolojide Ürüne Dönüştürülebilir Araştırma ve Ticarileştirme
Konferansı. Pazartesi günü Sabancı Center’da başladı.
Dün sona erdi. Katılım herkese açıktı. Akademisyenler, öğrenciler, sanayiciler,
icat yapanlar, fikri ya da projesi olup onu ürüne dönüştürmek isteyenler,
finansörler... Ulusal İnovasyon Girişimi ve Türk
Amerikan Bilim İnsanları ve Akademisyenleri (TASSA) Derneği tarafından
ortak düzenlenen etkinlikte hem Türkiye için özel öneme sahip tekstil, kimya,
enerji gibi bazı sektörlerde nanoteknolojinin uygulama alanları hakkında
bilgiler ve yenilikler paylaşıldı; hem de fikir sahipleri ile finansörleri
buluşturan bir proje pazarı yaratıldı. Fikir ya da ticarileşme aşamasındaki 50
proje sahibi yatırımcılarla buluştu.
Belli ki bu konuda iştah son derece kabarık. Zaten, kriz çığlıkları içinde
savrulup giden ülke gündemi içinde asıl konuşulup tartışılması, ulusca bir
strateji belirlenerek eyleme geçilmesi gereken konulardan biri nanoteknoloji.
Üstelik Türkiye’de bu alanda son derece önemli hatta ABD ve diğer gelişmiş
ülkelerle yarışan çalışmalar yapılıyor.
Ancak sorun akademik alanda yapılan çalışmaların ticari bir ürüne
dönüşmesinde. Daha doğrusu bir türlü dönüşememesinde... Bu noktada araştırmacı
ya da proje sahibi ile sanayici arasında “ara yüz” ya da “köprü” diye tabir
edilen bir yapılanmanın oluşturulması gerekiyor. TASSA Başkanı ve Drexel
Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Banu Onaral uzun yıllardan
beri ABD’de akademik dünyanın içinde yer alan başarılı bir isim. “Biz Drexel
Üniversitesi’nde bunu başardık. Üniversite bünyesinde bir araştırmanın ürün ve
hizmete dönüşümüne ilişkin yol haritası çıkardık. Böylece hem üniversitemizi
ABD’nin birinci lig üniversiteleri arasına soktuk hem de bölgesel bir güç haline
geldik” diyor. Ama hemen ardından da ekliyor: “Ben bile bir dönem önemli olan
bilim deyip, işin ticarileştirme kısmını daima göz ardı etmiştim.
Laboratuvarımın bir fikir mezarlığı haline dönüştüğünü çok sonradan fark ettim.
Şimdi bu konunun Türkiye’nin de gündemine girmesi için ciddi bir çaba içindeyim.
Ve görüyorum ki Türkiye’de de bunun örnekleri var..”
Evet.. Örnekler var... İçlerinde “ilki” Ege Üniversitesi.
Sizi şaşırtabilir, çünkü Ege Üniversitesi bir devlet üniversitesi. Bünyesinde
1998’den beri Prof. Dr. Fazilet Vardar Sükan’ın önderliğinde
faaliyet gösteren EBİLTEM (Bilim-Teknoloji Uygulama ve Araştırma
Merkezi) 2008 yılı için Avrupa’nın en başarılı teknoloji transfer
merkezi seçilmiş. 10 yıllık süreç içinde, bölge ekonomisine 42 milyon euro katma
değer ve 260 kişiye istihdam sağlanmış; 537 patent, 1019 marka başvurusu
yapılmış, 42 proje yatırıma dönüştürülmüş....
Eczacıbaşı Holding CEO’su Erdal Karamercan ise
nanoteknolojinin Türkiye’de gelişimi için sağlanması gereken koşulları şöyle
özetliyor:
* Üniversite temelli araştırma merkezlerinin finansal açıdan
desteklenmesi
* Üniversiteden çıkacak fikirlerin ticarileştirilmesi için gerekli
mekanizmaların oluşturulması
* Fon yaratmak için halka arz gibi metodların kullanılması
* Teknoloji alanındaki çalışmaların belli noktaya odaklanması
* Geleceğin inovasyonda olduğu, bilgi ekonomisinin gelecekte ekonominin
motoru olacağı konusunda farkındalık oluşması.
Erdal Karamercan’a göre, bu kavramların hepsi tek tek Türkiye’de var. Ancak
sorun bir araya getirmede. Karamercan “Bu aşıldığı takdirde Türkiye’nin
nanoteknoloji alanında gelişmesinin önünde herhangi bir engel olmayacak”
diyor...
Hep demiyor muyuz: Helva için gereken malzemelerin hepsi var ama bir türlü
pişiremiyoruz şu helvayı... Sizce neden?
0 Yorum
Yorum Yap