Unkapanı’ndaki İstanbul Manifaturacılar
Çarşısı, 1956’da bu alanda çalışan esnafı tek çatı altında toplamak amacıyla
yapılmıştı. İstanbul Belediyesi, altı bloktan her birini Bedri Rahmi, Kuzgun
Acar, Füreyya Koral, Eren Eyüboğlu, Yavuz Görey, Sadi Diren, Nedim Günsur’un
eserleriyle güzelleştirdi. Site İstanbul siluetinin önemli parçalarından birine
dönüştü.
Yarım yüzyıl sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Tarlabaşı,
Galata, Sulukule, Fener ve Balat, Süleymaniye, İkitelli’de yürüttüğü kentsel
dünüşüm projeleri kapsamına İMÇ’yi de aldı. Kiptaş, İMÇ’nin yerine Prestij
Konutları adı altında Osmanlı tipinde 50 ahşap villa yapmak için proje
hazırladı. 1300 işyerini temsil eden İMÇ Kat Malikleri Yönetim Kurulu, 2006
Mart’ında İstanbul İdare Mahkemesi’ne başvurup, yürütmeyi durdurdu. Danıştay, 8
Mayıs 2008’de bu kararı iptal etti. Belediyenin, İMÇ bloklarının yıkılmasını
öngören Tarihi Yarımada Koruma Amaçlı Nazım ve Uygulama İmar Planları yeniden
gündeme geldi. Tartışmalar yeniden başladı. İki uzmanla İMÇ’yi gezip, mimari
önemini konuştuk. Dr. Mehmet Alper, Kız Kulesi, Kadir Has Üniversitesi gibi çok
önemli onlarca tarihi eserin restorasyonuna imza atmış bir isim. Bodrum’daki
ünlü Halikarnas Disco’nun da mimarı. Prof. Dr. Uğur Tanyeli ise İTÜ, Michigan
Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi gibi kurumlarda ders veren bir mimarlık
tarihi uzmanı. İşte iki uzmanın görüşleri.
40 yıldır bakılmayan 9 eser gün ışığına
çıktı
İMÇ’yi bir açıkhava müzesine dönüştüren 9 eser, sanatsever
gönüllülerden oluşan Tangram Ekibi tarafından temizlendi. Kültür Bilincini
Geliştirme Vakfı ve İMÇ Yönetimi de destek verdi. Gönüllüler Koruma Kurulu’ndan
izin aldılar ve bir restoratörün başkanlığında eserleri temizlediler, ufak
parçaları yenilediler ve levhalar koydular. İMÇ’deki eserler: Kuzgun Acar (duvar
heykeli), Füreya Koral (seramik pano), Bedri Rahmi Eyüboğlu (iki mozaik pano),
Eren Eyüboğlu (mozaik pano), Yavuz Görey (dekoratif havuz-çeşme), Ali Teoman
Germaner (duvar rölyefi), Sadi Diren (seramik pano), Nedim Günsur (mozaik
pano).
Dr. Mehmet Alper
Alışveriş merkezi ya da müze olmalı
5347 sayılı Yenileme Yasası’yla gündeme gelen kentsel dönüşüm ve
kentsel yenileme alanları projeleri koruma çalışmalarında bazı rahatlamalar
sağlayacağı yolunda ümit veriyor. Ancak zaman içindeki gelişmeler bu
çalışmaların iyi ve kötü yönlerini gündeme getirecek. Beklentimiz, İstanbul’un
kültürel açıdan zengin, değerli topraklarda zaman içerisinde yapılmış kötü
örneklerin arındırılması, kente yakışan mekanların ve mimarinin oluşturulması.
1972’de, İstanbul Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi’ndeki mimarlık
öğrencisiyken, hocam Prof. Gazanfer Erim’in isteği üzerine İMÇ’yi inceleyip,
Bina Bilgisi açısından ödev hazırlamıştım. Aradan geçen zamanda, çarşının büyük
bölümünde tahribatlar, eklentiler oluşmuş. Geçitler, iç avlular son derece
bakımsız. Planlanan işlevi ve mimari başarısına uygun kullanılmıyor.
Çarşı, yapıldığı yıllardaki gibi, özgün mimarisine uygun
kullanılmalı. Bir ihtisas çarşısı ve alışveriş merkezi veya kamusal amaçlı müze,
sergi alanı olarak kullanılabilmesi için yeniden ele alınması uygun olabilir.
[Sayfa]
Prof. Dr. Uğur Tanyeli
Osmanlı evi projesi Süleymaniye’nin eteğinde Disneyland
kurmaya benziyor
İMÇ, 1950’lerin sonuyla 60’ların başlarına ait önemli mimari
örneklerden biri. Modernizmin yeni bir dönemecine işaret ediyor. O yıllarda
Hollanda’da Bakema, Van den Broek ve Team X gibi grupların mimarlıkta yapmayı
öngördükleri değişimin Türkiye’deki örneği. Bu anlayış, mimarlıkta tasarıma
mekansal bir canlılık katmak için, avlu, arkadlar gibi geleneksel elemanlardan
yararlanmayı öngörüyordu. Tekil bloklar yerine, gerçek bir kent parçası gibi
birbirine eklemlenmiş bileşenlerden oluşan sıkı bir doku tasarlamayı
hedeflemişti.
Mimar Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler, İMÇ’de bu tür
fikirleri hayata geçirdi. Avrupa ölçeğindeki yeni eğilimlerle Türkiye’yi
eşzamanlı olarak buluşturuyor. Kaldı ki, projesi iki ayrı yarışma sonucunda elde
edildi. Döneminin en gelişmiş tasarım uygulaması sayılabilir.
Sanat eserlerini kullanımı sıradışı
İMÇ, içinde dönemin güncel sanat yapıtlarına yer verişi
açısından, Türkiye’de hâlâ aşılmamış bir doruktur. O yılların tüm önemli Türk
sanatçılarının iki veya üç boyutlu yapıtlarından onlarcasını içerir. Bir tür
modern sanat açıkhava müzesi gibidir. Aynı çapta bir ikincisi yapılmadı. Hatta
kabaca şunu iddia edeyim: İMÇ’deki sanat yapıtlarının metrekare olarak toplam
yüzölçümü İstanbul Modern Sanat Müzesi’ndekilerden fazladır. Şimdi, o yapıtları
bakımsız bırakanlara, hırpalanmasına göz yumanlara ve kuşkusuz bu kompleksi
yıkıp yok etmek isteyenlere ne demek gerektiğine siz karar verin.
Çevresiyle uyumu gözetilerek
tasarlanmış
İMÇ, boş ve geniş bir yangın alanına kurulurken, gerisindeki
Süleymaniye Külliyesi dikkate alınarak tasarlanmış. Bu duyarlılık önemli.
Avlular gibi kamusal kullanımdaki mekanlar çok cömert bir biçimde ele alınmış.
Sonraki yıllarda yapılan çarşılarda, ekonomik zorlamalar nedeniyle, bu sosyal
sorumluluk duygusunu göremiyoruz. Bölgede başka önemli yapılar da var. Örneğin,
Sosyal Sigortalar’ın Zeyrek yapısı, Sedad Hakkı Eldem’in bir tasarımı. Hem çevre
topografyasına uyumu, hem de mimarının geleneksel kentsel biçimlenmeyi çağdaş
dünyaya taşımayı öngörüşü nedeniyle korunması zorunlu bir örnek. Hemen
aşağısındaki büyük Bizans sarnıcı, İstanbul topografyasının en müthiş anıtsal
görüntülerinden biri. Daha yukarılardaki İstanbul Belediye Binası da önemli
örneklerden. Son yıllarda pencere sistemi duyarsızca değiştirilen Tekel binası
ise İstanbul’daki ilk metal perde duvar uygulamalarından.
Tarihin tekrarı komedi yaratır
İMÇ’yi yıkıp yerine Osmanlı tipi yapılar yapmaktan daha saçma
bir proje olamaz. Onbinlerce metrekare kullanılabilir çarşı alanını yıkıp yerine
konut yapmak da anlamlı değil. Osmanlı mahallesi yapma savı ayrıca gülünç. Kaldı
ki, kamu kaynaklarını kullanarak istimlakler yapıp sonra da o alanda özel
şahıslara ev satmak yasal değil. Hepimizin ödediği vergilerle bazılarına mülk
edindiremezsiniz. Onun ötesinde, bir belediye yönetiminin kendi estetik,
toplumsal ideolojisinin bir sonucu olan "Osmanlı mahallesi ve konutu" gibi
mekanları toplum bütününe dayatmaya hakkı olamaz. Osmanlı konutu isteyenler bunu
kendi kişisel kaynaklarıyla yaparlar.
Ayrıca, bütün bu "incelikli" yorumları bir yana bırakalım, şöyle
söyleyeyim: Osmanlı konutu ve mahallesi yapma iddiası, burada kentin merkezinde,
Süleymaniye’nin eteğinde bir Disneyland yapmak demektir. Sadece dıştan geç 19.
yüzyıl İstanbul sokağına benzeyen, ama aslında çağdaş bir çevre yapacaksanız,
burası Disneyland olur. Tarihi tekrar etmeye kalkarsanız bundan ortaya komedi
çıkar. Bunu kime planlatırsanız planlatın, Disneyland yine
Disneyland’dir.
Uğur Tanyeli, "saçmalık" ve "komik" gibi kelimeler kullanarak aslında çok ölçülü ve terbiyeli davranmış. 21. yüzyılda, Osmanlı gibi düşünmeyen, Osmanlı gibi yaşamayan, Osmanlı gibi davranmayan, Osmanlı gibi giyinmeyen... kısacası "Osmanlı" olmayan bir topluma, sadece dış görünüşü ile "bazılarına" Osmanlı görünecek bir mahalle yapmak düpedüz maskaralıktır. Günümüz insanı ve toplumunun yanı sıra Osmanlı'yı da aşağılamaktır. Böyle bir maskaralığı da ancak maskaralar yapar.