Yapı Sektörünün Haber Portalı

Mimarlıkta Değerlendirme ve Estetik

Mimarlıkta Değerlendirme ve Estetik
Çevreyi yapay ve etkin olarak düzenleyen önemli uğraş alanlarından biri kuşkusuz mimarlıktır. Dolayısıyla, insanoğlu sürekli mimarlıkla iç içe yaşamış, çevresini etkilediği gibi, çevresinden de etkilenmiştir.

Karşılıklı bu etkileşim, sürekli yeni sentezlerin oluşumuna, yeni değerlerin ortaya konmasına neden olmuştur. Dinamik bir süreç olan bu olgu kültür tabakalaşmasının da en belirgin öğesidir. Algoritmik ve bütüncül bir yaklaşımla söz konusu süreci irdelemek kaçınılmaz olduğu kadar, “aydınlanma” olgusunun gereği neden, niçin, nasıl gibi soruların yanıtlanması da “düşünen insanın” önemli bir uğraş alanı olduğu yadsınamaz. İnsanı insan kılan düşünme yetisi ne denli ağırlıklı ve etkin bir biçimde kendisini hissettirirse, olayların açıklanması da o denli nesnel, olabildiğince “eksplisit” olur. Olabildiğince “eksplisit” olmasının nedeni de, kuşkusuz olayların nedenselliklerinin tümünün nesnel verilerle ortaya konamamasında yatar. Ancak, düşünen insan “implisit” verileri de kendi rölatif değer ve yöntemleriyle olabildiğince kantitatif veya sözel tanımlarla “eksplisit” bir biçimde ortaya koymaya çalışır.
Bilimin özünde nesnel olma çabası tartışılmaz. Ancak, her olgunun açıklanmasının da nesnel hale getirilmesi beklenmemelidir. Beklenilmesi gereken olgu üzerindeki yorumun veya değerlendirmenin nasıl yapıldığının “eksplisit” hale dönüştürülmesidir.
Literatür de, mimarlıkta “bilinçli değerlendirme” olarak geçen kavramın da yukarıda değinilen olguların nedenselliğiyle ilgili açıklamaların özünü oluşturduğu bir gerçektir. Öznel ve nesnel ölçütlerin yerine getirilmesiyle oluşan mimarlık sentezi ve bu sentez sonucunda ortaya çıkan ürünün bilinçli değerlendirilmesindeki yaklaşımların ve yöntemlerin çok çeşitli olduğunu izlemekteyiz. Bu çeşitlilik bir anlamda nasıl bir değer sistemiyle ürünün analiz edileceğinden ve seçilen analiz yöntemiyle nasıl değerlendirileceğinden kaynaklandığı gibi, değerlendirme ölçütlerine verilen ağırlıkların birbirleriyle olan dengesinden de ortaya çıkmaktadır. Başka bir deyişle, bir mimari ürünün simge olması en önemli bir ölçütse, yani diğer ölçütlerin toplam ağırlık skalası içinde yüz üzerinden yirmi ve buna karşılık simge olma amacı seksen ise, seçilecek değerlendirme yaklaşımının simgeleşmeyi öne çıkartan bir değer sistemine göre belirlenmesi doğal olacaktır.

“Mimarlıkta bilinçli bir değerlendirmede, ürünün estetik değerlerinin de nesnel olarak değerlendirilebilmesi olanaklı mıdır?” sorusu tarih boyunca yine çok tartışılan bir konu olmuştur.

Antikçağdan günümüze dek bu konuda çok sayıda yaklaşımın var olduğunu izlemekte, çeşitli felsefecilerin estetik değerler üzerindeki görüşleri doğrultusunda bu yaklaşımların belirginleştiğini görmekteyiz. Estetikle ilgili görüşleri tümünü bir makale içinde yansıtmak olanaklı olmasa da, birkaçından söz etmekte yarar var.
Plotin’e (205-270) göre estetik, parçaların birbirleriyle uyumunda değildir. Güzellik kalitedir. Kalitenin de kaynağı ruhtur (1).

Augustinus ise estetiği aşağıdaki cümlelerle ifade etmiştir. “Tanrısal düzen dışında hiçbir şey yoktur. Evrende düzensiz hiçbir şey olamaz.” Augustinus bu deyişiyle estetik olgusunun temelinde bir düzenin yattığını dile getirmektedir. Bu deyişe benzer bir görüşü de Pythagor’un veya Pythagorcuların söylemlerinde izlemekteyiz: “Omnia in mensura et numero et pondere disposuisti”. Her şey ölçü, sayı ve ağırlığa göre düzenlenmiştir. Platon’a göre ise güzellik ve iyilik doğru bir ölçüde ve simetride saklıdır (2).

Platon daha da ileriye giderek, “ölçüsüzlük çirkinlik” demiştir.

Kant bir şeklin güzel olup olmadığını, kişinin zevkinin saptayacağını söyler ve kişinin zevkinin de bilimsel bir sonuç olmadığını belirtmektedir. Güzelliğin bir kavramla ifade edilemeyeceğini, buna karşın “zevkin” kişinin kararı için bir genellemeyi içerdiğinden söz etmektedir. Ayrıca, Kant’ın felsefi görüşlerine bağlı olarak gelişen ve sanat tarihi yorumlarında büyük tartışmalara neden olan estetik karar verme gücünün tek ilkesi “işlevselliktir.” söylemine de burada değinmekte yarar vardır (3).
“Utilitas, venustas ve firmitas” (İşlevsellik, güzellik ve mukavemet) kavramlarını içeren yapı sanatının açıklanmasında da Kant’ın estetiği açıklamak için işlevselliği öne çıkarması mimarlıkta kantitatif bir değerlendirmenin önemini vurgulamaktadır. “Estetik” kavramanı ortaya atan Alexander Gottlieb Baumgarten (1714-62) de zevkin (geschmack) güzelin tanımında önemli bir rol oynadığını ileri sürmektedir. Yine Baumgarten “güzelliği” aşağıdaki biçimde tanımlanmaktadır: “Güzellik duyularımızla elde edilen (duygusal) bilginin mükemmel olma halidir” (Perfectio Cognitionis Sensitivae) (4).

Yukarıda estetikle ilgili bazılarını dile getirdiğimiz görüşlerin temel felsefelerini iki grupta toplamak olanaklıdır. Estetik değerin nesnelliğe büyük oranda yer veren bir değerlendirme yaklaşımıyla ortaya konması bir grubu oluştururken; ikinci grubu ise duyuların egemenliğinde gerçekleşen bir karar verme süreci oluşturmaktadır. Nesnel yaklaşım çabalarında, sayıların, geometrinin, ölçülerin, oranların egemenliği söz konusu iken, ikinci grupta “zevk” kavramı altında, öznelliği yücelten bir yaklaşımın öngörüldüğü dikkati çekmektedir. “Zevk”in nasıl ve hangi etkiler altında oluştuğunun ve toplumsal öğelerin “zevk”i nasıl belirlediğinin de ayrı bir araştırma konusu olduğu açıktır. Toplumların yönetim biçimlerinden üretim ilişkilerine kadar her toplumsal veri “zevk”in oluşumunu etkiler. Örneğin Marksist yaklaşımlar koşutunda biçimlenen yönetimlerde “zevk”in oluşumuyla Marksist olmayan toplumlardaki “zevk”in oluşumu farklı farklı olabilir (Ayrıntı için bkz. Philosophisches Wörterbuch).
Bu alanda araştırma yapanların bu yukarıda değinilen iki temel feslefî yaklaşımı simetrik, yani nesnel; ötekini euritmik, yani öznel, başka deyişle güzeli duyularla algılama olarak sınıflandırdıklarını da görmekteyiz. Yukarıdaki görüşler koşutunda mimarlıkta da tarih boyunca yapılan estetik değerlendirmeler irdelendiğinde işlev, biçim, taşıyıcı sistem, malzeme gibi ölçütlerin üzerinde durulmuştur. Özellikle biçimin analizleri yapılmış ve ortaya çıkan yatay veya düşeydeki biçimin (formun) bir düzen içinde gerçekleştiği öngörülmüştür. Bu düzenin geometrik olacağı gibi aritmetik kombinasyonların, dizilerin bir sistemi olduğu varsayımından hareket edilmiş ve bu varsayım kanıtlanmaya çalışılmıştır.

Yukarıda bütün estetik değerlendirme çabalarının amacı, insanın “güzel” bulduğu nesneyi, neden “güzel” bulduğunu anlama çalışmasında yatmaktadır. Ayrıca özellikle geometrik düzenle konuya ışık tutmak isteyen düşünürler, kuramcılar, sentez olgusunun da bilinçli olarak bir düzene bağlı olarak yapıldığını ortaya koymak istemişlerdir. Örneğin, “Ars sine scientia nihil est” (Bilime dayanmayan sanat hiçbir şey değildir) söylemiyle Fransız mimar Zean Mignot yaratma olgusunu nesnelleştirme çabası içinde olmuştur.

Palladio ve Vitruvius’un geliştirdikleri oransallıkla ilgili yöntemler estetik değerlendirmenin ve sentez olgusunun tanımlanmasını sağlamışlardır.
Kuşkusuz bu türlü geometrik ve aritmetik düzen aramaların yanında Heinrich Wölfflin (1864-1945) gibi kişiler de armoni üzerinde durmuşlardır. Onlar için önemli olan parçaların birbirleriyle olan ve yine parçanın bütünle olan uyumudur (5).
Güzel’in ne olduğunu ortaya koyma endişesinden yola çıkan estetik biliminde “güzel” kavramının “yarar” kavramıyla da ilintilendiğini görmekteyiz. “Yararlı olan “güzel”dir veya bir nesnenin “güzel” olması için “yararlı” olması gerekmez gibi hipotetik tezler ortaya atılmıştır.

Buna benzer tartışmalarda “iyi” ve “güzel” kavramları da estetik bağlamı içinde yorumlanmış, etik ve estetikle ilgili ilintiler ortaya konmuştur.
Bütün bu çabalar, yukarıda da değinildiği gibi insanoğlunun “güzellik” olgusunu tanımlama içgüdüsünden kaynaklanmıştır. Nesnel, herkes için geçerli bir sonuca varıldığı söylenemez. Ancak, “güzel” denilen nesnenin neden “güzel” olduğu üzerinde bazı yorumları yapma ve bu yorumların “neye” dayandığını açıklamak olanaklı olmuştur. Bu yorumların “neye” dayandığı “eksplisit”leşmiş olabilir, ancak “öz” nesnelleşmemiştir, çünkü yorumun dayanağı da hiçbir zaman nesnel olmamıştır. Doğadan esinlenmeler, altın oran, Fibonacci serisi gibi biçimsel oransallığa dayanan aritmetik veya geometrik modeller, modüler koordinasyon, modular (Le Corbusier) simülasyonlar, benzerlikler (Thiersch) ancak, evrensel güzeli yaratma ve yorumlama araçları olarak değerlendirilebilirler. Dolayısıyla, bunlar “öz” değil, tasarımda veya bir ürünün analizinde kullanılan tanımlanabilir yöntemlerdir. “Yarar-Maliyet”, “Yarar-Değer” veya “Değer” analizi ve bunlara bağlı geliştirilen değerlendirme teknikleri gibi mimarlıkta, endüstride bölge ve kent planlamasında kullanılan modellerin temelinde doğru karar verme veya bir ürünün amaca uygun olup olmadığının saptanması yatmaktadır (6). Üründen beklenen amaçların niteliklerine göre seçilen modellerin de amacı “eksplisit”leşmedir. Ancak, bu modellerle, yararların ekonomik bir büyüklükle ölçülmesinin sağlanması isteniyor ve dolayasıyla kalitatif ve öznel değerler gözardı ediliyorsa nesnel sonuçlara erişmek olanaklıdır. Hattâ “Yarar-Değer” analiziyle yapılan değerlendirmelerde estetikle ilgili değer amaçlarının da belli oranda gözetilmesinin olanaklı olduğu görülmektedir.
Yukarıda estetik ve mimarlıkta değerlendirme ile ilgili görüşler, bilgi çağı olan çağımızda hergün daha da fazla önem kazanmaktadır. Neyin ne kadar kantitatif, ne kadar kalitatif olduğunun bilinmesi ve bu konudaki bilgilerin ne olduğunun bilimsel bulgularla nesnelleşmesi çağımız insanı için kaçınılmazdır.

Estetik biliminin günümüzdeki önemi her geçen gün daha da artmaktadır. Çevrenin görsel kirliliği, insan yaşamını biçimlendiren çevre koşullarının estetik yönden değerlendirilmesi, 21. yüzyılda insanların mutluluğunu yakından belirleyeceğine bugün artık kesin gözüyle bakılmaktadır. Doğruyu görmek ve algılamak yeniden yaratmak için estetik biliminin çağımız koşutunda yeniden zenginleştirilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Özellikle, genç mimarların kitlesel üretimi estetikle ilintili olarak ele almalarına olanak verecek ortamı yaratmamız gereğine inanıyorum. Ayrıca, estetikle ilgili sorumların salt toplum kültürünün bir parçası olarak değil, tümünü kapsayacak biçimde ele alınması da gerekir.


KAYNAKLAR
1. V. Naredi; Rainer, Paul; “Architektur und Harmonie”, s.18, Bonn, 1999.
2. a.g.e., s.15.
3. a.g.e., s.29.
4. Klaus Georg, Buhr Manfred; “Philosophisches Wörterbuch”, s.137, Berlin, 1975.
5. V. Naredi; Rainer, Paul; “Architektur und Harmonie”, s.138, Bonn, 1999.
6. Tapan, Mete; “Mimarlıkta Değerlendirme Aracı Olarak Fayda Değer Analizi”, İstanbul, 1980.

Yapı 254

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.