Çevremizi yapay olarak düzenleyen en önemli uğraşlardan biri kuşkusuz mimarlıktır. Yaşamımızın her anında, her etkinliğinde onu hisseder, yargılar veya yorumlarız. Herkesin iç içe yaşadığı bir olgudur mimarlık olgusu.. Zaman zaman insanla bütünleşir, zaman zaman insandan uzaklaşır, ona ters düşer. Kısacası yaşamımızın bir parçasıdır, onunla yaşar, onunla ölürüz.
“Mimarlık” ve “insan” birbirlerini sürekli etkileyen iki kavramdır. Başka bir deyişle, mimari çevre insanoğlunun yaşam biçimini etkilediği gibi, insan da, yani mimarlığı yaratan varlık da mimarlığı etkiler. Değinilen bu karşılıklı etkileşim (=interaction) çözümlendiğinde (dekompoze) öğelerin çeşitliliği hemen göze çarpar. Töreler, gelenekler, iklim, yapının fiziksel özellikleri, sosyal ve kültürel değerler, özetle amaç sistemleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan değer sistemleri gibi öğeler bu çözümlenmenin sonunda ortaya çıkar (1).
Değinilen değer sisteminin oluşumunda önemli rol oynayan alt sistemlerden biri de mimarlıkta etiktir.
Mimarlık eyleminin sonunda ortaya çıkan ürünün bilinçli değerlendirilmesinin nesnel (objektif) ve öznel (subjektif) ölçütlere dayandırıldığı bir gerçektir. Mimarlıkta etik olgusunun da nesnel ve öznel ölçütlere göre değerlendirilebileceği tartışma konusu olabilir. “Bağıl etik” ve “evrensel etik” olarak, genelde etik kavramını iki sınıf altında toplamak olanaklıdır. Evrensel etiğin ortama bağlı olmadan, bir anlamda ideal değerler doğrultusunda oluştuğu varsayılmalıdır. Platoncu bir görüşün ürünü olarak da değerlendirilebilir. Buna karşıt, “bağıl” etik ortama bağlı olarak gelişen bir etik anlayışıdır. “Bağıl etik” (rölatif etik) kavramının mimarlık olgusunda daha geçerli olduğu düşünülebilir. Başka bir deyişle, mimarlıkta, ortamdan ortama değişebilen bir “etiğin” varlığından söz edilebilir. Kuşkusuz bu tartışmalar diğer meslek dallarında veya sosyal olgularda da yapılmaktadır. Örneğin bir kişinin “savaşa karşıyım” deyip, daha sonra “ben savaşa karşıyım ama bu savaşa katılarak ülke ekonomisinin düzlüğe çıkacağına inanıyorum; o nedenle bu kez ülke yararına savaşa evet diyorum” demesi arasında etiksel nitelik yönünden farklılıklar olduğunu vurgulamakta yarar vardır. Birinci yaklaşım, yani savaşa karşı olma, “evrensel” veya “ideal” etik anlayışının bir sonucu iken, bir sonraki yaklaşım ise “bağıl etik” anlayışının bir sonucudur.
“Mimarlık ve etik ikilemini ‘bağıl ve bağıl olmayan’ etik kavramlarla irdelemek ne kadar doğru ve gerçekçidir?” sorusu, tartışılması gereken bir konudur. Mimarlık mesleğinin kanımca, en hassas konularından biri, yine etik kavramının neyi içerdiği ve niteliğidir. Yaklaşık kırk yıllık meslek yaşamımda öğretim üyesi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu üyesi, proje müellifi, yönetici olarak bu etik sorunuyla karşı karşıya kalmış bir mimar olarak mimarlık eyleminde büyük oranda “evrensel etiğin” değer sisteminin geçerli olması gerektiği sonucuna vardım. “Büyük oranda” dememin nedeni, özellikle ülkemizdeki hızlı değişimin sonucu “bağıl etiğin” yukarıda da değindiğim gibi çoğu kez geçerli olduğunu görmüş olmamdan kaynaklanmaktadır (2).
Dolayısıyla “evrensel etiğin” her zaman geçerli olabilmesi için, ortamında “evrensel etiği” yeğleyen, “evrensel etiğin” kurallarını benimseyen bir toplumun varlığından söz edilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Evrensel etiğin beraberinde getirdiği ahlakî değerlerin temel çıkış noktasının toplumsal yararı yücelten öğeler olduğunu da bu fırsatla dile getirmeyi de uygun bulmaktayım. “Birey için mi? Toplum için mi?” sorularının yanıtı da tartışma konusu olabilir. Tartışmalar sonucunda tarafların ortak bir noktada buluşmaları da her zaman beklenmemelidir. Önemli olan değer ve amaç sistemlerinin saydamlaşması eksplisit hale dönüşmesidir. Başka bir deyişle, değerlerin, yargıların tartışılabilir hale dönüşebilmesidir. Ayrıca, toplumsal değerin yine toplum tarafından irdelenebilmesi ve toplumun her türlü üretim mekanizmalarını denetleyebilme olanağına erişebilmesi gerekir.
Önemli tartışma konularından biri de “toplumsal değerlerin” ne olduğu noktasında odaklanmaktadır. Kuşkusuz “toplumsal değerin” oluşumunda yasaların, yönetmeliklerin önemi vardır. Ancak yasaların yorumlanması ve uygulanmasında kişisel değerlerle, toplumsal değerler arasında zaman zaman çatışmalar çıkabilmektedir. Özellikle bu durum yoruma gerek duyulan yasalarda veya yeterince açık olmayan yönetmeliklerde söz konusu olabilmektedir. Örneğin, bu tür tartışmalara kentsel planlama çalışmalarında, sıkça rastlamak olanaklıdır. Örneğin bir bölgenin iskâna açılıp açılmaması veya tarım alanının endüstri alanına çevrilmesi gibi planlama kararları sonucunda ortaya çıkan “toplumsal değer”in oluşumunun nesnel değerlendirilmesi tartışmalara yol açmaktadır. Dolayısıyla “toplumsal değer veya yarar” gibi önemli kavramların kullanılması ve gerçekten oluşan yarar ve değerin toplumsal nitelik kazanabilmesi yukarıda değinilen nesnellikle ve açık tartışma ortamıyla sağlanabilecektir.
“Evrensel etiğin, kantitatif nesnel ölçütleri nelerdir?” sorunsalı da kuşkusuz tartışılması gereken bir konudur. Bu konuda dar anlamda bir meslek etiğinden söz etmek olanaklı olabilir. Başka bir deyişle, örneğin bir çatı detayının doğru tasarlanması ve uygulanması veya malzemeden kâr amacıyla tasarruf edilmemesi veya tasarımın işleve yönelik amaçları yerine getirmesi veya salt iç mekânda kullanılabilen bir gerecin dış mekânda kullanılmaması gibi, bir mimarın bir tasarım ürününde gerçekleştirmesine yönelik çabaları “evrensel etiğin” bir sonucu olabilir.
Bu anlamda bir dizi örneği vermek olanaklıdır. Ancak mimarlığın nesnel olmayan, öznel olan nitelikleriyle ilgili çabalarında da bu meslekî etiğin sağlanabilmesi sorunsalı, kanımca biz mimarların üzerinde durması gereken önemli kuramsal çalışma alanı olmalıdır.
Etik kavramı insanın varlığıyla eşyaştadır. Estetik sorunsalıyla da eşyaştadır. Ancak, yine insanoğlu neyin etik, neyin estetik olduğu konusunda her zaman aynı yargıyı birbirleriyle paylaşmamıştır. Çoğu kez kendisinin verdiği yargıları irdeleme olasılığını da bulamamıştır, insanoğlu… İnsanın kendisini aydınlatabilmesi için düşünmesi ve önyargısız nesnel değerlendirmeleri amaçlaması gerekir. Böyle bir amaç da ancak kültürel düzeyin yükselmesiyle sağlanabilir. Mimarlıkta da etik sorunu toplumun kültürel ortamından bağımsız irdelenemez.
KAYNAKLAR
1. Tapan, Mete; “Mimarlıkta Değerlendirme Aracı olarak Fayda Değer Analizi”, İstanbul, 1980.
2. Bu konuda bakınız; Bozkurt Güvenç; “Sosyal ve Kültürel Değişme”, Ankara, 1976.
Yapı 256
“Mimarlık” ve “insan” birbirlerini sürekli etkileyen iki kavramdır. Başka bir deyişle, mimari çevre insanoğlunun yaşam biçimini etkilediği gibi, insan da, yani mimarlığı yaratan varlık da mimarlığı etkiler. Değinilen bu karşılıklı etkileşim (=interaction) çözümlendiğinde (dekompoze) öğelerin çeşitliliği hemen göze çarpar. Töreler, gelenekler, iklim, yapının fiziksel özellikleri, sosyal ve kültürel değerler, özetle amaç sistemleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan değer sistemleri gibi öğeler bu çözümlenmenin sonunda ortaya çıkar (1).
Değinilen değer sisteminin oluşumunda önemli rol oynayan alt sistemlerden biri de mimarlıkta etiktir.
Mimarlık eyleminin sonunda ortaya çıkan ürünün bilinçli değerlendirilmesinin nesnel (objektif) ve öznel (subjektif) ölçütlere dayandırıldığı bir gerçektir. Mimarlıkta etik olgusunun da nesnel ve öznel ölçütlere göre değerlendirilebileceği tartışma konusu olabilir. “Bağıl etik” ve “evrensel etik” olarak, genelde etik kavramını iki sınıf altında toplamak olanaklıdır. Evrensel etiğin ortama bağlı olmadan, bir anlamda ideal değerler doğrultusunda oluştuğu varsayılmalıdır. Platoncu bir görüşün ürünü olarak da değerlendirilebilir. Buna karşıt, “bağıl” etik ortama bağlı olarak gelişen bir etik anlayışıdır. “Bağıl etik” (rölatif etik) kavramının mimarlık olgusunda daha geçerli olduğu düşünülebilir. Başka bir deyişle, mimarlıkta, ortamdan ortama değişebilen bir “etiğin” varlığından söz edilebilir. Kuşkusuz bu tartışmalar diğer meslek dallarında veya sosyal olgularda da yapılmaktadır. Örneğin bir kişinin “savaşa karşıyım” deyip, daha sonra “ben savaşa karşıyım ama bu savaşa katılarak ülke ekonomisinin düzlüğe çıkacağına inanıyorum; o nedenle bu kez ülke yararına savaşa evet diyorum” demesi arasında etiksel nitelik yönünden farklılıklar olduğunu vurgulamakta yarar vardır. Birinci yaklaşım, yani savaşa karşı olma, “evrensel” veya “ideal” etik anlayışının bir sonucu iken, bir sonraki yaklaşım ise “bağıl etik” anlayışının bir sonucudur.
“Mimarlık ve etik ikilemini ‘bağıl ve bağıl olmayan’ etik kavramlarla irdelemek ne kadar doğru ve gerçekçidir?” sorusu, tartışılması gereken bir konudur. Mimarlık mesleğinin kanımca, en hassas konularından biri, yine etik kavramının neyi içerdiği ve niteliğidir. Yaklaşık kırk yıllık meslek yaşamımda öğretim üyesi, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu üyesi, proje müellifi, yönetici olarak bu etik sorunuyla karşı karşıya kalmış bir mimar olarak mimarlık eyleminde büyük oranda “evrensel etiğin” değer sisteminin geçerli olması gerektiği sonucuna vardım. “Büyük oranda” dememin nedeni, özellikle ülkemizdeki hızlı değişimin sonucu “bağıl etiğin” yukarıda da değindiğim gibi çoğu kez geçerli olduğunu görmüş olmamdan kaynaklanmaktadır (2).
Dolayısıyla “evrensel etiğin” her zaman geçerli olabilmesi için, ortamında “evrensel etiği” yeğleyen, “evrensel etiğin” kurallarını benimseyen bir toplumun varlığından söz edilmesi gerektiği düşüncesindeyim.
Evrensel etiğin beraberinde getirdiği ahlakî değerlerin temel çıkış noktasının toplumsal yararı yücelten öğeler olduğunu da bu fırsatla dile getirmeyi de uygun bulmaktayım. “Birey için mi? Toplum için mi?” sorularının yanıtı da tartışma konusu olabilir. Tartışmalar sonucunda tarafların ortak bir noktada buluşmaları da her zaman beklenmemelidir. Önemli olan değer ve amaç sistemlerinin saydamlaşması eksplisit hale dönüşmesidir. Başka bir deyişle, değerlerin, yargıların tartışılabilir hale dönüşebilmesidir. Ayrıca, toplumsal değerin yine toplum tarafından irdelenebilmesi ve toplumun her türlü üretim mekanizmalarını denetleyebilme olanağına erişebilmesi gerekir.
Önemli tartışma konularından biri de “toplumsal değerlerin” ne olduğu noktasında odaklanmaktadır. Kuşkusuz “toplumsal değerin” oluşumunda yasaların, yönetmeliklerin önemi vardır. Ancak yasaların yorumlanması ve uygulanmasında kişisel değerlerle, toplumsal değerler arasında zaman zaman çatışmalar çıkabilmektedir. Özellikle bu durum yoruma gerek duyulan yasalarda veya yeterince açık olmayan yönetmeliklerde söz konusu olabilmektedir. Örneğin, bu tür tartışmalara kentsel planlama çalışmalarında, sıkça rastlamak olanaklıdır. Örneğin bir bölgenin iskâna açılıp açılmaması veya tarım alanının endüstri alanına çevrilmesi gibi planlama kararları sonucunda ortaya çıkan “toplumsal değer”in oluşumunun nesnel değerlendirilmesi tartışmalara yol açmaktadır. Dolayısıyla “toplumsal değer veya yarar” gibi önemli kavramların kullanılması ve gerçekten oluşan yarar ve değerin toplumsal nitelik kazanabilmesi yukarıda değinilen nesnellikle ve açık tartışma ortamıyla sağlanabilecektir.
“Evrensel etiğin, kantitatif nesnel ölçütleri nelerdir?” sorunsalı da kuşkusuz tartışılması gereken bir konudur. Bu konuda dar anlamda bir meslek etiğinden söz etmek olanaklı olabilir. Başka bir deyişle, örneğin bir çatı detayının doğru tasarlanması ve uygulanması veya malzemeden kâr amacıyla tasarruf edilmemesi veya tasarımın işleve yönelik amaçları yerine getirmesi veya salt iç mekânda kullanılabilen bir gerecin dış mekânda kullanılmaması gibi, bir mimarın bir tasarım ürününde gerçekleştirmesine yönelik çabaları “evrensel etiğin” bir sonucu olabilir.
Bu anlamda bir dizi örneği vermek olanaklıdır. Ancak mimarlığın nesnel olmayan, öznel olan nitelikleriyle ilgili çabalarında da bu meslekî etiğin sağlanabilmesi sorunsalı, kanımca biz mimarların üzerinde durması gereken önemli kuramsal çalışma alanı olmalıdır.
Etik kavramı insanın varlığıyla eşyaştadır. Estetik sorunsalıyla da eşyaştadır. Ancak, yine insanoğlu neyin etik, neyin estetik olduğu konusunda her zaman aynı yargıyı birbirleriyle paylaşmamıştır. Çoğu kez kendisinin verdiği yargıları irdeleme olasılığını da bulamamıştır, insanoğlu… İnsanın kendisini aydınlatabilmesi için düşünmesi ve önyargısız nesnel değerlendirmeleri amaçlaması gerekir. Böyle bir amaç da ancak kültürel düzeyin yükselmesiyle sağlanabilir. Mimarlıkta da etik sorunu toplumun kültürel ortamından bağımsız irdelenemez.
KAYNAKLAR
1. Tapan, Mete; “Mimarlıkta Değerlendirme Aracı olarak Fayda Değer Analizi”, İstanbul, 1980.
2. Bu konuda bakınız; Bozkurt Güvenç; “Sosyal ve Kültürel Değişme”, Ankara, 1976.
Yapı 256

0 Yorum
Yorum Yap