- yapi.com.tr
- 21.05.2007
- GÜNDEM
- 2 okunma
Metropolitan/Anadolu
Metropolitan/Anadolu
Tam 5300 tarihi eser, neredeyse 150 yıllık uykusundan uyandı. Metropolitan Müzesi "Yunan ve Roma" bölümünde ilk kez sergilenen
Sözcüğün aslı Yunanca. Sanatın çeşitli dallarını yansıtan "musa-esin perisi"nden türetildi, dilimize Fransızca'dan geldi, "muse" devşirildi ve "müze" oldu. Dünya, geçen Cuma'yı işte bu sözcüğe adadı, "Dünya Müzeler Günü" kutlandı. Türkiye bununla yetinmedi, UNESCO'nun öngördüğü bu özel günü bir haftaya yaydı. Peki, bu kutlama haftasından yola çıkarak müzelerin tarihinde şöyle bir yolculuk yapmaya, Türkiye'den dünyaya yayılan, dünyanın ünlü müzelerini zenginleştiren Anadolu kaynaklı eserlere bakmaya ne dersiniz? Hele de ilk kez ortaya çıkarılanlar varken...
Önce müzelerin neden ve nasıl kurulduğuna bakalım... Sanat yapıtlarının biriktirilerek bir çatı altında toplanmasında asıl rol Vatikan'ın. Avrupa'nın klasik antik dünyaya açılması olarak tanımlanan "Rönesans" dönemine koşut olarak bu rolü üstlenen Papalık, sonraki yüzyıllarda çeşitli ülkelere yolladığı misyonerlerine, oralarda buldukları sanat yapıtlarını Roma'ya göndermeleri talimatını verdi. Talimata uyuldu ve böylece Vatikan, dünyanın belli başlı "ansiklopedik" müzelerinden biri haline geldi.
"Ansiklopedik müze" dünya coğrafyasında yatay, tarihinde dikey A'dan Z'ye, her alandaki sanat yapıtlarının bulunduğu bir sanat kurumu. Bu kurumu "imparatorluk" müzeleri izliyor, St. Petersburg'da Ermitaj, İstanbul'da Arkeoloji, Topkapı... Sonra sıra "Anadolu Medeniyetleri" gibi ulusal müzelere, onlardan da İzmir, Antalya gibi bölge müzelerine geliyor. Bu müzelerin izleyicileri ise kent, meslek, belirli bir konuya odaklanan ya da özel müzeler. Vatikan'ın dışında Londra'da British, Paris'te Louvre, New York'ta Metropolitan Sanat Müzesi (MET) de birer "Ansiklopedik Müze".
1870'te kurulan MET, geçen 20 Nisan'da olağanüstü bir aşama geçirdi. Müzenin "Yunan ve Roma Bölümü" 15 yıllık araştırma, beş yıllık düzenleme ve 220 milyon dolar harcama ile "müze içinde müzeye" dönüştürüldü.
Philippe de Montebello 1977'den bu yana, yani otuz yıldır MET'nin müdürü. "1870'lerden bu yana depolarımızda olan yapıtlardan 5300'ünü ilk kez sergiliyoruz" diyor. Yalnızca Yunan ve Roma Bölümü'nde sergilenen eser sayısı yaklaşık 17 bin. Kuşaklar boyu gözden uzak tutulan bu eserler İÖ 900 ile İS 4. yy başına değin geniş bir dönemi ve Helenistik, Etrüsk, Güney İtalya, Roma sanatlarını kapsıyor.
Montebello, alçak gönüllülükle "Bu alanda dünyadaki en iyi müzelerden biri oldu" dese de, görenler MET'in rakiplerinin önüne geçtiği kanısındalar.
Bu düzenlemede önemli görevi, bölümün 52 yaşındaki yöneticisi Porto Riko kökenli, Dr. Carlos Picon üslendi. Picon bu göreve Karun Hazinesi'ni müzeye alan, Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal'ın sınıf arkadaşı Alman soylusu Dr. Dietrich von Bothmer'in yerine, 1990'da getirildi. Karun Hazinesi davasının kaybının bu değişiklikte etkin olduğu söyleniyor. Üstelik, hazinenin geri verilmesini örnek alan İtalya ve Yunanistan da kaçırılan eserlerinin peşine düştüler, MET, Paul Getty ve Boston Müzeleri'nden toplamaya başladılar. Bu eserlerden biri 1970'lerde İtalya'dan kaçırılan, Dr. Von Bothmer'in bir milyon dolar verdiği Euphranios Vazosu. Vazo ve bazı gümüş mezar buluntuları da İtalya'ya geri gitti.
HOPE DİONYSOS'U...
Dr. Picon, bu geri dönüşleri New Yorker Dergisi'ne şöyle değerlendiriyor:
"Geçen yıl Avrupa'da, özel bir koleksiyondan ölü gömme küpü aldım. Kimse buna yasadışı diyemez, çünkü yüzde 99.99 belgeli. Öteki alanlarda olduğu gibi, müzecilikte de kurallar değişiyor, yeni oluşumlar yaşanıyor... Bu olayların kökeninde, aydınlanma çağında, 19. yy'da başlayan hazine avcılığı vardı. Amaç, gidebildiğin kadar uzak ülkelere gidip o tarihlerde tahriple karşı karşıya kalan nesneleri getirip güvenlik altına almaktı. Şimdi artık birileri kendi bahçesini kazdığında bir sikke bile bulsa, buna 'yağma' ya da 'tecavüz' diyorlar."
Önceki yıl Florida'da Amerikalı müzeciler ve antika galeri sahiplerinin yaptığı bir toplantıda "Bir Türk gazetecinin başlattığı tarihsel mirası yağmalama ile mücadeleye karşı alınacak yasal önlemler" tartışılırken kulağım çokça çınlatılmıştı. Picon'ın sözleri de kulağımın boşuna çınlamadığını gösteriyor.
Dr. Picon MET'te göreve başlamadan önce, kayıp bir mermer heykel üzerine bir makale yazmıştı. Bu makalede anlatılan, "Hope Dionysos"u adı verilen bir heykeldi. ABD cumhurbaşkanlarından Benjamin Franklin'in torununun torunu Francis Howard 1917'de Londra'da düzenlenen bir müzayedede "Hope Ailesinin" koleksiyonundan şarap tanrısı Dionysos'un bir heykelini satın almıştı. Bu nedenle heykel "Hope Dionysos'u" olarak biliniyordu, ancak o tarihten sonra nerede olduğu hakkında bilgi bulunmuyordu.
1989'da New York'ta Sotheby's Müzayede evi yöneticisi Richard Keresey, Dr. Picon'a ilginç bir heykelin satışa çıkacağını bildirdi. Heykel, kayıp "Hope Dionysos"u idi. Dr. Picon, heykeli ve kendini MET'ye kazandıran bu müzayedenin yapıldığı gün Sotheby's salonunda olup bitenleri basın bölümünde izlemiştim!
Bu arada bir adı daha anımsamadan geçmeyelim! MET'deki yeni düzenlemede Türkiye'de Afyon Karahisar'ın Emirdağ ilçesinde Amorium antik kentini kazan İngiliz arkeolog Dr. Christipher Lightfoot'un da rolü büyük. Türkiye bağlantılı bazı arkeolojik kitapları İngilizceye çeviren, özellikle sikke ve cam yapıtlar konusunda çeşitli çalışmaları bulunan Roma sanatı uzmanı Dr. Lightfoot Picon'un yardımcısı olarak 1999'dan bu yana her an müzenin deposu ile yeni galeriler arasında koşuşturup duruyor....
YAŞLI VE GENÇ HERKÜL
Gelelim, bu müze içinde müze diyebileceğimiz "Yunan ve Roma" bölümünde nelerin olduğuna... Anıtsal sütunların iki kat yüksekliği bulup cam çatılı avlu oluşturduğu eski lokanta ve kafeteryanın yerinde açılan galerinin adı "Leon Levy ve Shelby White Galerisi". (Anımsanacağı üzere Perge'den kaçırılan mermer "Yorgun Herkül" heykelinin altı Antalya Müzesi'nde, üstü bu çiftte bulunuyor.) Çift, salona adlarını vermek için MET'ye 20 milyon dolar bağış yaptı. Önceki yıl ölen Leon Levy adına eşi, müzeye ayrıca görkemli 20 parça yapıtı da bağışladı. Açılışta konuşan Shelby White "Eşim Leon Levy, 'geçmiş uygarlıkları incelemenin bugün kendimizi daha iyi tanımaya neden olduğuna inandığını' söylerdi" dedi "Burasının bundan daha iyi düzenlenebileceğini sanmıyorum. Bundan dolayı çok heyecanlandım".
Salona açılan yan galerilerde Hellenistik sanat (İÖ 4-1.yy) ağırlıklı Güney İtalya buluntuları, aralarında Ecebat buluntuları da yer alan Helenistik dönem hazineleri, eşsiz resimli şarap kapları, Sardes'ten Artemis Tapınağı'nın sütunu, dünyada İtalya dışında benzeri olmayan Roma duvar resimleri, mermeri antik dönemde Anadolu'dan gitme Roma lahitleri, İstanbul'a adını veren Büyük Konstantin'in anıtsal mermer başı, Etrüsk bölümünde dünyada bir benzeri olmayan, Ahileus'u Troia önünde gösteren eşsiz bronz araba, mermerden Amazon kadın heykeli bulunuyor. Asma katta ise Etrüsk sanatının dışında, aralarında Ege'nin Kiklad Adaları'ndan ünlü harp çalan bir müzisyen heykeli gibi parçalar öne çıkıyor.
İsa'dan Sonra'nın ilk yıllarda yapılmış, bronzdan "soylu erkek çocuk" heykeli ise izleyenleri büyülüyor. Çünkü Yunan ve Roma döneminde çokça yapılan bu bronz heykeller, sonraki yüzyıllarda madeni için eritildiğinden günümüze az sayıda örnek kaldı. Bu bölümde güçlü Herkül'ün gençliğini ve yaşlılığını gösteren, normal insan boyundan büyük İ.S. 1. yy'dan iki mermer heykel de sergileniyor. Roma'da bulunduğu sanılan mermerden görkemli Dionysos Lahdi, Roma imparator portreleri de salonu zenginleştiriyor. Bunlar oldukça pahalı işler diyorsanız, Leon ve Shelby çiftinden başka adları da anımsamak gerekiyor. Dr. Picon'a "Kendi kurumuna almayacağın yapıtları bana aldırma" diyen New Yorklu modacı Bill Bliss, mirasının yarısının yanı sıra koleksiyonunu da MET'ye bağışladı. Yapıtlar dışındaki nakdi bağışın 22 milyon dolar olduğu söyleniyor.
MET'nin yeni bölümü bizim eksikliklerimizi de gözler önüne çıkarıyor. Peki, şimdi ne yapılacak? Yorgun Herkül'ün üstü Shelby White'tan ne zaman alınacak? Peki, Kültür bakanları Fikri Sağlar, Timuçin Savaş, Ercan Karakaş, Köksal Toptan, Agâh Güner Oktay, İsmail Kahraman, İstemihan Talay, Erkan Mumcu, Atilla Koç bugüne kadar ne yaptıklarının ya da yapmadıklarının hesabını en azından kendilerine verebiliyorlar mı?
Eksiklikleri, yapılmayanları yine, Türkiye'de çeşitli geziler yapan Dr. Picon gösteriyor:
"Şimdilerde, 'Yunanistan ve Türkiye'deki arkeologlar Amerika'dan geri gelen bütün bu nesneleri nereye koyacağız', diye soruyorlar. Doğru dürüst depoları, sergileyecek galerileri yok. İtalya, Boston'dan geri aldıklarını yalnızca bir hafta sergileyebildi. Şimdi o yapıtlar nerede? Deponun birinde yok olup gitmiyor mu? Ne üzücü bir durum! Oysa Euphranisos Vazosu 35 yıldır burada çok güzel sergileniyordu!"
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap