Yapı Sektörünün Haber Portalı

Medyanın Toprakla İmtihanı

Yazar Yusuf Yavuz, Rahşan Ecevit’in çıkışıyla gündemi bir süre meşgul eden yabancılara toprak satışı konusunu haritalar ve grafik bombardımanıyla tartışan gazetelerin tutumunu, iktidarın politikasını ve tüm bunların tartışmaların merkezindeki Kaş’ta nasıl yorumlandığını inceliyor.

Medyanın Toprakla İmtihanı
Yazar Yusuf Yavuz, Rahşan Ecevit’in çıkışıyla gündemi bir süre meşgul eden yabancılara toprak satışı konusunu haritalar ve grafik bombardımanıyla tartışan gazetelerin tutumunu, iktidarın politikasını ve tüm bunların tartışmaların merkezindeki Kaş’ta nasıl yorumlandığını inceliyor.

Geçtiğimiz haftanın gündem konularından biri olan yabancıya toprak satışı tartışmaları, gazete sayfalarından televizyon tartışmalarına sıçrayarak devam etti. 10 Temmuz günü Milliyet’te yayımlanan ve “İşte o harita” başlığıyla manşete taşınan Can Dündar imzalı haberde, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan grafik ve rakamlar sıralanırken bir gün sonra Hürriyet’in ekonomi sayfası da aynı grafik geleneğini devam ettiriyordu.

Hürriyet’in haberine geçmeden önce birkaç detayı daha aktarmakta yarar var. Rahşan Ecevit’in son bir aydır medyada yer alma biçiminin oluşturduğu ‘haleti ruhiye den olsa gerek, Rahşan hanımın aslında iki yıldır değişik aralıklarla gündeme getirmeye çalıştığı, gazete sayfalarında ve televizyon ekranlarında sürekli vurguladığı yabancıya toprak satışı konusu, Ertuğrul Özkök’ün köşesine taşınıncaya kadar büyük medyada nedense es geçildi. Rahşan hanımın, E. Özkök’ün aklını karıştıran açıklamalarının oluşturduğu fonda, Doğan Grubu gazeteleri arasında sürüp giden bir “paranoya mı, işgal mi” paslaşması gözlerden kaçmaması gereken bir ayrıntıydı.
Bir Lüksemburg kaç Büyükada eder?
Yabancıya toprak satışı tartışmasını yürüten Doğan Grubu gazeteleri, köşe yazarları ve habercilik anlayışlarıyla bu konuda kamuoyunda varolan kafa karışıklığını daha derinleştirerek kendi kendini tekzip eden bir görünüm sergilerken ortaya yine grafikler ve rakamlar dökülüyor, Milliyet’ in manşetinin ertesi günü Hürriyet’ te, “Türkler parayı bastırdı, Avrupa’dan Lüksemburg kopardı” başlığı atılıyordu. Manidar biçimde yabancıya toprak satışı tartışmasıyla paralel sunulan TAM Vakfı Başkanı Faruk Şen’in açıklamaları da Türklerin Avrupa’da edindiği taşınmazların dökümünü veriyor ve 255 bin Türk vatandaşının Avrupa’da edindiği taşınmazların toplamının Lüksemburg kadar bir alana eşit olduğu vurgulanıyordu. Türkiye’deki yabancıların edindiği taşınmazların da “33 Büyükada” büyüklüğünde olduğunu da yine Hürriyet’in haberinden öğreniyorduk (!)
Faruk Şen’ in başkanı olduğu Türkiye Araştırmalar Merkezi’nin, AKP Hükümeti’nce yangından mal kaçırırcasına bir gecede meclisten geçirilen yasalarla toprağı elinden alınan Anadolu köylüsünün dönüşen yaşamı üzerine neden bir sosyal araştırma yapmadığı sorusunun cevabını yine kıyılarda konuştuğumuz köylülerin açıklamaları arasından bulmaya çalışalım.
Büyükada- Lüksemburg karşılaştırmalarıyla sunulan toprak satışı tartışmaları aslında uzun süredir model olarak anılan başka kentsel vurgularla da sürüyordu. Türk emlak piyasasına son iki yıldır hızlı bir giriş yapan ve Türkiye’nin ilk emlak marketini Antalya’da açan Amerikan emlak devi Remax’ın Türkiye Koordinatörü Murat Goldstein, bu yılın başlarında Antalya Ticaret Odası’nda yaptığı konuşmada, “Antalya Avrupa’nın Florida’sı olacak” cümleleriyle emlak piyasasına yapılan kentsel vurgunun fitilini ateşliyordu. Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince, Antalya’da bir Disneyland kuracağını açıklarken, AKP’ye yakınlığıyla bilinen başka yatırımcılardan da sık sık Güney kıyılarımızda Dubai modelli yeni yaşam alanları kurulacağı açıklamaları bir birini izliyordu. Kredili, teşvikli ve tahsisli bu yeni dönemin ruhuna koşut olarak; Antalya, Burdur ve Isparta gibi Akdeniz illerinde toprak satışı yapan yabancı emlak acentaları, mülk edinen müşterilerine bir haftalık lüks tatiller sunarak, emlak sektörüne de “promosyonlu satış” kavramını kazandırıyorlardı.
Tahsise çıkmak!
Türkiye’de AKP iktidarıyla birlikte baş döndürücü bir hıza ulaşan toprak yağmasının boyutları hakkında şimdiye kadar kapsamlı bir araştırma yapılmış değil. Ne ülkenin en verimli tarımsal üretim merkezlerinden biri olan Dalaman TİGEM’in Katar şeyhlerine peşkeş çekilmesi, ne Antalya ovalarında Hollanda ve Belçikalı şirketlerin kendi ürünlerini üretip akşama pazarlarına sunması, ne de ülkenin en değerli ormanlarının Golf turizmi ve Maden Yasasıyla birlikte talana açılması, bu vahşetin boyutlarını anlamaya yetmiyor. Her fırsatta “tahsisi gelen” Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç’un, yurt gezilerinde uyanık kaldığı dönemlerde dilinden düşmeyen “Yakında tahsise çıkacağız!” açıklamaları da yetmiyor.
Gülerek gelip, Azrail kesiliyorlar...
Bakanlığın tahsis tutkusu ve genel olarak AKP iktidarının “parayı verene satarız” biçiminde özetlenebilecek siyasi anlayışı aklımızı karıştırsa da; Kaş’ın Gökseki Mahallesi’nde görüştüğümüz ve bölgede ilk toprak satan köylülerden biri olan 75 yaşındaki Ali Bayır’ın; “Kimin ne olduğunu bilemiyoruz. Şimdi eski düzen gitti, yeni gelenlerle geçinemiyoruz. Anacığım, babacığım diye geliyorlar, sonradan Azrail kesiliyorlar!” cümleleri belki de toprak satışı konusunda onlarca uzmanın tahlillerinden daha gerçekçi bir durum tespitine işaret ediyor.
Karabibik’ten, Ali Çavuş’a küresel topraksızlaştırma
Türk edebiyatının kilometre taşlarından biri olan Nabizade Nazım’ın Karabibik adlı öyküsü, Anadolu konulu ilk sosyal gerçekçi edebi metin olarak kabul edilir. Nabizade Nazım, bu öyküyü 1891 yılında, “Temre” adıyla Kaş’a bağlı küçük bir köy, günümüzdeyse ilçe olan Demre’de kaleme almıştır.
Nabizade Nazım, öykünün kara yüzlü, yoksul karakteri Karabibik üzerinden, 1891’in “Temre” sinde; Rum seçkinlerin ve feodal toprak ağalarının oluşturduğu sınıfın, yoksul bölge halkının toprağını elinden almasını anlatır. 115 yıl sonra yine aynı bölgedeyiz; Rum seçkinlerin yerini, İngilizler; toprak ağalarının yerini de küresel emlak pazarının yerli temsilcileri almışlar. Bugünkü gelinen noktada ortaya çıkan fotoğraf, Karabibiklerin sayılarının hızla çoğaldığını gösterse de, küresel sermayenin denetimsiz saldırısı karşısında silueti silikleşen Ali Çavuş’un, Karabibik’ten devraldığı sınıfsal tavır, yarına tuz buz olmuş bir sosyal fotoğraf bırakacaktır.
‘ÖNCE MARDİNLİ MİDYECİ EV ALSIN’
Nihat Genç (Yazar) : Avrupalılar; öteki, yukarıdan bakan, dışlayan kültürleriyle geliyorlar. Halkın deyimiyle aşağılayan, küçümseyen bakışları var ve bunları yenemezler. Bu da olsun, burada fikirleri değişebilir... Buna da itirazımız olamaz. Ama ülke topraklarını müsaade edin, önce ülkemiz insanlarıyla bölüşelim. Mardin’den yirmi yıl önce gelip, yirmi yıl midye satan bir insan Kalkan’dan ev alamayacak ama İngiliz alacak. İşte buna üzülmeliyiz...
CHP Genel Başkan Yard. Onur Öymen: Yabancıların bizimle kaynaşmalarını, dilimizi, kültürümüzü öğrenmelerini bekleriz; gettolar oluşturmalarını, izole bir yaşam sürdürmelerini değil.
Halis Şahan (İnşaatçı- Harita Mühendisi):
Antalya’daki ya da buradaki emlak şirketlerinden 500 dönümlük arazi talepleri geliyor. 100, 200, 500 villa yapılabilecek arazi arayanlar sık sık araştırma yapıyorlar. İnternet yoluyla, uydu fotoğrafları indirilen araziler yabancı alıcıların beğenisine sunuluyor...Yabancılar kendileri pişirip, kendileri yiyorlar!
Maşallah Sayalı ( Emlakçı): Burada bir restoranın mutfağı ne kadar denetlenebiliyorsa, yabancıların vergi denetimi de o derecede kontrol ediliyor...
Salim Cengiz (Avukat): Gençlerimiz paralı bir yabancı kadınla evlenip, hayatını kurtarmak istiyor. Bu nedenle köydeki Ayşe’miz, Fatma’mız evlenemiyor. Kimliğimiz yok oluyor, biz buna hazır değildik!
Suzanne Swan (Gazeteci- Yazar): Mesela bu yasayı çıkardılar, bir arkadaşım bana sordu; “Neden” dedi, “ Türkiye’de yabancılara bir hediye veriyorlar?”
Kemal Parlak ( Elektrik Tesisatçısı): Önümdeki komşum Alman, yanımdaki İngiliz; diğeri de Hint asıllı İngiliz. Hepsi yabancı yani. Burası bizim ülkemiz, bu insanlar burada ikamet ediyor, buna bir şey demiyoruz ama ticaret yapıyorlar. Mesela Alman komşumuza kamyonla şarap geliyor. İnanamazsınız, kamyon geliyor, boşaltıp gidiyor şarapları!
Faruk Şen (TAV Başkanı): Daha çok alsınlar! (Hürriyet’e yaptığı açıklama)
Ali Bayır (75- Çiftçi): Biz ne desek boş hemşehrim!...

0 Yorum

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlidir.