İstanbul Üniversitesi (İÜ) Deniz Bilimleri ve
İşletmeciliği Enstitüsü’nün yürüttüğü “Su Kalitesi İzleme
Araştırması”nda görev alan Yrd. Doç. Dr. Ahsen
Yüksek’in araştırmalarına göre Marmara Denizi, su
kirliliği ve balık türleri açısından ciddi bir tehlike ile karşı karşıya.
Yüksek, Haliç’in iç kesimlerinde balık türü çeşitliliğinde düşş tespit
edildiğine, eski yayınlara göre Karadeniz ve Marmara’da yaşayan fokların artık
burada bulunmadığına dikkat çekiyor. Yüksek’e göre Marmara Denizi’ndeki
körfezler yanlış kullanılıyor ama Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerin de yaşanan
kirlilikte etkisi büyük.
Deniz Temiz Turmepa, Temmuz 2008 sayısında Marmara
Denizi’nde yaşanan kirliliğe geniş yer ayırdı. İÜ Deniz Bilimleri ve
İşletmeciliği Enstitüsü’nün yürüttüğü “Su Kalitesi İzleme Araştırması”nda görev
alan Yrd. Doç. Dr. Ahsen Yüksek, Haliç’in balık çeşitliliği konusunda yürütülen
projede de çalışmalarını sürdürüyor.
Yüksek, Galata ve Unkapanı köprüsü arasındaki kısmın iç kesimlerinde tür
çeşitliliğinin düştüğüne dikkat çekerek “Eski Galata Köprüsü’nün Haliç’in su
sirkülasyonunu olumsuz etkilemesi ve su kalitesini bozması bu bölgelerde yaşayan
türleri olumsuz etkiledi” diyor.
Tüm Marmara genelinde Çevre ve Orman Bakanlığı ile su kalitesi ve plankton
üzerine araştırmalar da yaptığını belirten Yüksek; Gemlik, İzmit, Erdek
körfezlerinin yanı sıra dere girdilerinden 1000-1200 metrelik çukurlara,
fabrika-kanalizasyon atıklarına kadar Marmara Denizi’nden toplam 90 noktada
kirleticilerin kaynağı ve nitelikleri hakkında bilgi topladıklarını
anlatıyor.
Tüm insanlığın yayılımcı, yok edici politikası yüzünden Marmara’nın zarar
gördüğüne vurgu yapan Yüksek, “Eski yayınlara göre Karadeniz ve Marmara’da
yaşayan nesli tehlike altında olan foklar, bilim adamlarının çabaları ile halen
Akdeniz ve Ege’de yaşatılıyor. Azalan türlerin sorumlusu sadece Türkiye değil.
Balıkçılığa ve kirliliğe bağlı sorunlarda Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin,
hatta Orta Avrupa’nın Akdeniz’de ise Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkelerin etkisi
var. Marmara Denizi’nde de körfezlerimizi yanlış kullanıyoruz. Örneğin İzmit
Körfezi’ne Türkiye’nin en önemli sanayisini getirmişiz. Bu kadar popülasyonun ve
sanayinin atığı, nehirlerle veya deşarjlarla alıcı ortam olarak İzmit Körfezi’ne
gelmekte, dolayısıyla Marmara’ya veriliyor” diyor.
Gemlik ve Bandırma körfezlerinin çok zor durumda olduğuna vurgu yapan Yüksek,
su kalitesindeki bozulmaya paralel olarak çözülmüş oksijen miktarının iç
kısımlarda yok denecek kadar azaldığını ifade ediyor. İç kısımlardaki
biyoçeşitliliğin de yok olmak üzere olduğunu söyleyen Yüksek şöyle
konuşuyor:
“Ben Gemlik Körfezi orta hattında, derin bölgelerinde sıfır oksijen tespit
ettim. Sıfır oksijen demek canlı yok demektir. İzmit Körfezi’nde de aynı durumla
karşılaştık, ama orada rehabilitasyon ile geriye dönüşler de oldu. Denizel
ortamı yok ettikten sonra geriye dönüşüm son derece pahalı rehabilitasyonlar ile
gerçekleşmektedir ki bu, ülke ekonomisi için büyük yüktür.”
Yüksek, 1980’li yıllarda Haliç’te hiçbir canlı türüne rastlanamazken bugün
yapılan rehabilitasyon çalışmaları sonrasında Haliç’in 36 balık türünün
yumurtlama ve yavru geliştirme sahası olduğunu, ancak deltanın yanlış
kullanımının İstanbul’a büyük bir ekonomik diyet ödettiğini
vurguluyor.
[Sayfa]
Nüfusa bağlı kirlilik ve biyolojik çeşitlilik
Yüksek, Marmara Denizi’nde en büyük sorunlardan birinin denize doğrudan
verilen deşarjlar olduğuna dikkat çekiyor. Artan nüfusa bağlı kirliliğin
denizleri tehdit ettiğini anlatan Yüksek, “Bir bölgeye kaldırabileceğinden daha
fazla yük verirseniz bunlar gübre görevi görerek o bölgede aşırı bir plankton
artışına neden olur. Bu aşırı artış beraberinde kitlesel ölümlere neden olur ki
bu da ortamda bakteriyel faaliyetlerin artması, oksijenin ortamdan yok olması
demektir. Oksijenin olmadığı ya da azaldığı bölgede canlılıktan söz edilemez.
Yani biyolojik çeşitlilik tahrip olur. Bu durumun etkilerini Marmara’nın
körfezlerinde açıkça görmekteyiz” diye konuşuyor.
İstanbul’da denize girilebilecek yerler
Ahsen Yüksek, İstanbul’da yaklaşık 300 noktadan koliform ve bakteriyel
kirlilikle ilgili ölçümler yaptıklarını anlatarak sonuçları şöyle
değerlendiriyor: “İstanbul’da denize girilebilecek en güzel yer Adalar.
Büyükçekmece, Yeşilköy biraz yoluna girmeye başlasa da yine sorunlu alanlar.
Suadiye’de yüzey deşarjlarının kısmen kesilmesi veya kontrol altına alınarak
derin deşarja verilmesi; Tuzla’da, Ataköy’de ileri derecede arıtma sistemlerine
geçilmesi, Zeytinburnu’nun tamamen ortadan kaldırılması, Haliç’teki bütün yüzey
akıntılarının tamamen engellenmesi, kuzey ve güney Haliç projeleri ile derin
deşarja bağlanması olumlu gelişmeler.”
0 Yorum
Yorum Yap