- yapi.com.tr
- 16.03.2007
- GÜNDEM
- 2 okunma
Magnum Modern
Bu yazıyı Ankaralı sanatsever, genç okurum Mert Uludağ’a adıyorum...
Para bolluğuyla çakışan görgü yoksunluğu, uygarlık yıkıcıdır. Türkiye’nin yeni
Bu yazıyı Ankaralı sanatsever, genç okurum Mert Uludağ’a adıyorum...
Para bolluğuyla çakışan görgü yoksunluğu, uygarlık yıkıcıdır. Türkiye’nin yeni zenginleri, ulusal ve yerel çapta “ihaleci” muktedirlere bakın, bir de memleketin haline, ne demek istediğimi anlarsınız. Annemin deyişiyle b.k üstüne badem oturtmaya çalışır, kültürsüz zenginlik...
Ancak görgüyle birleşen varsıllık, ancak kültürle bütünleşen zenginlik uygarlık yapıcı, değer yaratıcıdır. Türkiye’nin köklü sanayicileri, kültürlü zenginleri, uzun süredir özellikle İstanbul’da böyle değerler yaratıyor. Görgüsüzlüğün yıktığı muhteşem bir uygarlıktan tarihe “kurtarılmış tanıklık” bırakmaya, hatta üstüne yeni, kalıcı taşlar koymaya çalışıyorlar. Sabancı, Eczacıbaşı, Koç, Kıraç aileleri, ne yaptığını bilen sanatsever varsılların başında geliyor. Festivaller düzenliyor, orkestralar, tiyatrolar, müzeler kuruyorlar. Her biri ayrı bir güzellik katıyor yaşamımıza, hepsini saygıyla anıyoruz ve gelecek kuşaklar da anacak.
***
Sanatta tercihler vardır ve ben de modern sanata daha duyarlıyım. dolayısıyla İstanbul Modern’in ayrıcalıklı bir yeri var indimde.
Dünyadaki benzerlerinin hemen hepsini gezdim, elbette daha küçük, daha sınırlı, ama tam da bu yüzden daha insani boyutlarda, sımsıcak, aydınlık, sevimli bulduğum için bayılıyorum İstanbul Modern’e.
Birbirinden, üstelik dünya çapında ilginç ve özgün sergiler açılıyor, İstanbul’a her gelişimde “Acaba ne kaçırdım?” telaşıyla en az bir kere tavaf ediyorum, sevgili müzemi. Her defasında da Oya ve Bülent Eczacıbaşı’nı, hiç yüksünmediğim bir minnet ve şükranla anıyorum. Hele Oya Eczacıbaşı’nın emeğini, saygıyla selamlıyorum.
İstanbul Modern’in sonuncu büyük sergisi, “Magnum Fotoğrafları ile Türkiye”. İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra, Robert Capa’nın birkaç meslek yoldaşıyla kurduğu bir fotoğrafçılık kooperatifi olan Magnum Ajansı, başlıbaşına bir efsane. Türkiye, zaten tepeden tırnağa destan. İşte bu sergi, İstanbul Modern’in hem Magnum Ajans’ı 60. kuruluş yıldönümünü kutlaması, hem de Magnum’un dünya çapında 16 fotoğraf sanatçısının merceğinden 60 yıllık bir Türkiye kutsaması.
***
Kutsaması diyorum, çünkü fotoğraf durdurulan an, zamandan çalınan ve bozulmadan korunan bir parçadır. Göz ne geçmişi zapteder ne geleceğe hükmeder. Oysa fotoğraf, fethettiği anlarla geçmişten geleceğe köprüler kurar, tanıklığı durağandır ama hayalin başladığı noktadır ağırlık merkezi.
Muhteşem bir sergi, “Magnum Fotoğrafları ile Türkiye”. Ülkemizin nereden nereye geldiğinin baş döndürücü romanını seyretmenin yanısıra, adeta her fotoğrafta bir aynaya bakar gibi, binbir suretten oluşan toplumsal benliğimizi görüyoruz, sergide yer alan 205 fotoğrafta.
Herkes başka bir hayal görebilir. Ama ben, Costa Manos’un 1962’de Elia Kazan’ın “Amerika Amerika” filmi çekiminde aldığı Rum göçmenlerin karelerinde, Leonard Freed’in 1965, Gilles Peress’in 1973’te Almanya garlarında, Fransa, Belçika işçi yurtlarında durdurup ölümsüzleştirdiği Türk göçmenleri buldum. Alex Webb’in 2001 ve 2004’teki Yenikapı fotoğraflarında, Türkiye’nin özetini okudum. Martin Parr’ın 1994’te, Kalkan’da uygun adım ilerleyen “atlı turist, yaya rehber” fotoğrafı karşısında ise, pes dedim, tutamadım kendimi, dakikalarca güldüm, öylesine “biz”, bizim resmimizdi durdurulan an. Nikos Economopoulos’un 1988 Aksaray Yakınları karesine bakarken, uzaklardan bir yerlerden, Fellini göz kırpıyor gibi geldi nedense...
Küratörleri Engin Özendes ve Diane Dufour’u hararetle kutlarım.Mutlaka görülmesi gereken bir sergi, Magnum. Çocuklarınızı da götürün, çünkü sergiyle ilgili eğitim çalışması “Zamanı Durdurma Oyunu” ve “Karanlık Oda” onlar için düşünülmüş.
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap