Son dönemde başlayan "ev edindirme seferberliği" çerçevesinde gazete sayfalarını, televizyon ekranlarını kaplayan yeni konut projelerinin çoğu izole edilmiş, yüksek duvarlarla çevrili, yeni ve mutlu bir hayat vaat ediyor! Parayla mahallelerin satın alınamayacağını savunan düşünüre inat, pazarlanan yeni yapılara, huzur dolu site içi sokaklar da dahil:
"Şehrin merkezinde, hem çok güvenli, hem de sosyal ve sportif olanaklar sunan bir yerde yaşamak... Daha güzel bir yaşam için... 24 saat lazerli, kameralı güvenlik hizmeti, huzurunuz için..."
1980'li yıllarda özellikle Amerika'da hızla artan kapalı yerleşmeler (gated communities) müstakil villalardan oluşan, yüksek duvarlı, parmaklıklarla çevrili güvenli ve izole siteleri tarif ediyordu. Bugünse bu konut biçimi villaların yanı sıra apartman konutlarını da içerecek şekilde yeniden tanımlandı ve pek çok metropole yayıldı. Peki, her gün, her yerde pazarlanan bu mutluluk veren korunaklı site içi konutlar, dış dünyadan izole edilmiş halleriyle içeridekiler ve dışarıda kalanlar için ne ifade ediyor, toplumsal hayatı nasıl etkiliyor ya da etkilemesi bekleniyor?
GÜVENLİK VE DIŞARIDAKİLER
"Parsellenmiş alanların materyalist çağrışımıyla, insanların her günkü güzergâhlarındaki sokakları ve parkları birilerinin kendi kullanım alanlarına dahil etmeleriyle sosyal sınırlar keskince çizilmiş oluyor" diyor Kaliforniya Üniversitesi Antropoloji bölümünden Profesör Teresa P. R. Caldeira, "duvarlar ve 'müdafaa cepheleri' inşa ediliyor; sınırlardaki geçiş gözetim altında... Böyle bir şehirde sınırlar geçildiğinde, saldırı, korku ve korunmasızlık duygusu var demektir, kısacası; şüphe ve tehlike."
Bunun son örneğini geçen ay Adana'da iki kişinin tacizinden kaçarak bir siteye giren ve hırsız sanılarak "güvenlik" görevlilerinin gözleri önünde bıçaklanıp "etkisiz" hale getirilen TRT çalışanının ölüm haberiyle yaşadık. Sınırları aşan bir yabancının şüpheyle yaklaşıldığı sitelerde artık dışarıdakiler korkulması gereken "ötekiler" halini alıyor, zihinlerdeki düşman modeli yanlış hedefler yaratıyor.
Profesör Caldeira devam ediyor:
"Suçtan korkma, tüm güvenlik ve şiddet biçimlerini meşru hale getirmek için kullanılıyor, öte yandan günlük konuşmalar içinde çokça geçen suç haberleri zihinlerde kalıplaşmış suçlu modeli yaratıyor. Farklı sosyal gruplar, tehlikeli, kaçınılması ve güvenlik görevlileri tarafından gözetlenmesi gerekenler olarak etiketleniyor."
11 Eylül olayları sonrasında Amerika'da korunaklı sitelere olan talepteki artış Prof. Caldeira'yı doğruluyor, suç ve güvenlik korkusunun (uluslararası politikada olduğu gibi) yeni konut yapılarının pazarlanmasında da ön plana çıkarıldığını gösteriyor.
SOKAK YASAKLI ÇOCUKLAR...
Peki korunaklı bu kapalı yerleşmelerin gerçekten güvenli olduğu doğru mu? Bu konutlar pazarlanırken temel vurgulardan biri olan "çocukların güvenli oyun oynamaları" şehirden izole olmadan mümkün değil mi? Güvenlik sorusuna araştırmacıların yanıtı, hırsızlık suçlarında kapalı yerleşmelerle, sokaklardaki oranlar arasında bir farklılık olmadığı. Bunun nedeni, bu konutların güvenlik korumaları artmış gözükse de hedef oluşturmaları ve sakinlerinin yüksek güvenlik algısı nedeniyle daha tedbirsiz davranmaları. Çocuklar açısından kapalı konutların değerlendirmesini çocuk dostu mekânlar ve toplumsal katılım konularında Türkiye ve Amerika'da Birleşmiş Milletler'in de desteklediği pek çok projeye imza atan Mimar ve Çevre Psikoloğu Selim İltus'a sorduk:
"Bu çocuklar, yalnızca kendi sosyal sınıflarından olan çocuklarla oynuyorlar. Bir de çocukların 'coğrafi bilgilenme' konusu var. Bu sitelerde oturan kaç çocuk, kendi başına şehirde bir noktadan öbürüne gidebilir acaba? Kentin coğrafyası bilişsel olarak ne kadar beyinlerindedir? Bunlar önemli sorular. Üstelik, bu site içinde çocukların ne kadar özgür bırakıldıkları da bir başka konu. Bütün güvenlik önlemlerine karşı, kaç anne çocuğunu (kaç yaşında) kendi başına oynasın diye sitenin çocuk bahçesine yolluyor acaba? Bu araştırılmalı."
"Başka alternatif var mı" sorumuzu İltus şöyle yanıtlıyor: "Tabii ki var. Şehrin o kaynaşmış dokusu korunabildiği, komşuluk ilişkileri sürdürülebildiği ve sokak hayatı canlandırılabildiği sürece, güvenlik sorunu zaten ortadan kalkar. Herkesin gözü kulağı çevresindekileri korumak için seferber olur. Gerçek toplumsal kaynaşma da ancak bu şekilde sağlanır, zenginlerin dikenli teller arkasına saklanmaları ile değil."
Bugün zenginlerin ve fakirlerin mekânsal olarak ayrıldığı metropollerdeki çalkantılar İstanbul'un içinde yer aldığı, gelişmekte olan ülke metropolleri için de uyarı niteliği taşıyor. Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone, 2001 yılında bu tür kapalı yerleşmelerin yapımını, toplumsal hayata olumsuz etkileri nedeniyle, engelleme kararı almıştı. Geçtiğimiz aylarda Paris banliyölerindeki şiddet olaylarında da bu mekânsal ayrımın tamamlayıcı etken olduğu kabul görmüştü.
Aralık ayında Sydney'in güney banliyölerinde Ortadoğu asıllı Avustralyalılara saldıran "Beyaz Avustralyalı" gençlerin isyan hareketinde de toplumsal ve mekânsal ayrışmanın etkisinden söz edilebilir miydi? Uluslararası üne sahip Kentsel Sosyolog ve Sydney Metropolünün Stratejik Planlama Başkanı Prof. Edward Blakely bu sorumuzu şöyle yanıtladı: "Bu isyancıların hissettikleri şeylerden biri Sydney'in korunaklı ve fiziksel olarak göçmen azınlıklardan kendini uzaklaştıran ve hızla büyüyen zengin sınıfı karşısında artan yabancılaşma duygusu. Bu nedenle duvarlar ve kapalı kapılar yeni göçmenlerin birçoğu için fırsat kapılarının kendilerine kapalı olduğunun da birer sembolü."
ÖYLEYSE ÇÖZÜM...
Çözüm için belki eşitsizliğin ve ayrışmanın daha uçlarda yaşandığı, izole yapılaşmanın hızla arttığı bir ülkenin kentsel tasarımcılarına kulak vermek gerekecek. Kapalı yerleşmeler üzerine yapılan uluslararası konferansı büyük çabası sonucu 2005 yılında kendi ülkesine, Güney Afrika'ya taşıyan kentsel planlama uzmanı Karina Landman, çevre tasarımı yoluyla suçun önlenmesi alanındaki tecrübesini bize şöyle aktardı:
"Bu ülkedeki pek çok insan, bir yerleşim yerini kapalı hale getirmenin daha güvenli sokaklara ya da mekâna sahip olmak için tek yol olduğunu düşünüyor. Oysa suçu, özellikle eşitsizliğin ve toplumsal ayrışmanın yüksek olduğu ülkelerde kapısız ve duvarsız çözümlerle engellemek daha doğru. Bunun için çevresel tasarım teknikleri kadar topluluk bazlı, katılımcı stratejiler de gerekli."
Landman bize suçu engelleyen çevre tasarımları içinde kamusal alanları birbirine bağlayan iyi tasarlanmış geçiş yollarını, çoklu kullanım alanlarını, sokakların uygun aydınlatılmasını, 24 s
Haberi sosyal medyada paylaşın.
0 Yorum
Yorum Yap