Türkiye'de en güvenilir yatırım aracı olarak altın ve
gayrimenkul görülür. Yapılan yatırımın hiçbir zaman zarar ettirmeyeceğine
inanılması, fiyatların bugüne kadar ciddi anlamda şişmemesinden kaynaklanıyordu.
Ancak, sonsuza kadar yükselmesi mümkün olmayan fiyatlar elbette denge noktasını
bulacak ve iyimserliğin zirvesinde alışa geçenler için zarar yaratacaktır.
Sonuçta "emlak piyasası borsa gibidir". Onun kadar hızlı olmasa da inişleri
çıkışları olması doğaldır.
Konut fiyatlarının bir özelliği de piyasa hareketlerini oldukça geç
yansıtmasıdır. Kriz de yaşansa, durgunluk da olsa fiyatların bir anda tepetaklak
olmasını beklemek gerçekçi olmaz. Bunun için bir süreç gerekmektedir. Maalesef
inşaatı yapanın veya evini satmak isteyenin sıkışması fiyatları aşağı
çekecektir. Sıkışma; ilk etapta talep yetersizliğinden satılmak istenen
gayrimenkulün elde tutulma süresini uzatacak daha sonrasında ise fiyatları
talebin olduğu noktaya doğru itecektir.
2006 Mayıs ayından itibaren adım adım durgunluğa giren gayrimenkul sektöründe
birçok şirket, ekim başından itibaren krizin derinleşmesi üzerine yeni
projelerini erteleme kararı aldı. Şu anda alıcılar ve yatırımcılar bekleme
sürecinde. Genelde elindeki mülkü satmak isteyenler fiyat indirmekte tereddütlü
davranıyorlar. Ancak denge alıcı tarafında bozuluyor. Bırakınız emlak alım satım
aktivitesinin kendisini, bunun için çıkan gazete ilanlarının azalması bile
durumu özetliyor. Bireysel olarak verilen satılık daire, kiralık dükkân
ilanlarında da ciddi bir düşüş var. Emlak ofislerinin çoğu daha az para
kazandıran kiralamaya sevinir hale geldi.
Talep erteleniyor
2002 yılından sonra özellikle konut fiyatlarının artmasında, yabancıların
Türkiye'nin sahil kasabalarında ev almasının da etkisi büyüktü. Kriz nedeniyle
Avrupa'dan gelen konut talebinin azalması, alım gücünün düşmesi ve güven
problemleri nedeniyle yabancıya satışlar durma noktasına geldi. Tabii bunda
yabancıya yapılan mülk satışını düzenleyen kanunun ikide bir değişikliğe
uğramasının da payı yadsınamaz. Konut almak isteyen binlerce yabancının
dolandırılması da potansiyel alıcıyı ürkütmesi açısından unutulmaması gereken
bir diğer unsur.
Mevcut konjonktürde en büyük darbeyi yatırım için gayrimenkul alanların
yemesi beklenebilir. Neticede kullanılmak üzere konut edinenler ihtiyaç
karşılaması açısından zarara pek bakmazlar. Gerçekte Türkiye'de alım gücünün
yetersizliği nedeniyle konut ihtiyacı bir türlü talebe dönüşemez. Çünkü konut
almak fazladan masraf kapıları açacağı için ertelenir de ertelenir.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü verilerine göre ülkemizde son 5 yılda 6.4
milyon adet gayrimenkul satıldı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
verilerine göre de 2003 yılı sonunda 786 milyon YTL olan konut kredilerinin
toplam miktarı, 2007 yılı sonunda 32 milyar 448 milyon YTL'ye yükseldi. Durumu
ertelenen taleplerin karşılanması olarak tasvir edersek, şimdi yine taleplerin
erteleneceği günlere giriyoruz.
Faizler artar, fiyatlar düşerse
Bu dönemde özkaynaklarını güçlendirmek isteyen bankaların konut kredilerinde
çok sıkı olması ve artan faizler ile birlikte kredilere talebin azalması da
emlak piyasasını etkileyecektir. Faiz oranlarının, her zaman olduğu gibi
sektördeki canlanma üzerinde çok büyük etkisi olacaktır. Piyasalar iyi olunca
faizler düşer fakat emlak fiyatları artar.
Faizler yükselirken bu sefer emlak fiyatları düşüş sürecine girer. Nitekim
elinde nakit parası olan için zamanlama büyük fırsatlar sunarken kredi ile alma
sürecinde belli bir seviye korunur, fazla fark yaratmaz. Bu durum satıcının acil
nakit ihtiyacına kadar sürer. Bu aşamadan sonra fiyatlar faiz ile arasındaki
ilişkiyi koparır ve daha hızlı olarak neredeyse maliyetlerine geriler.
Ancak Türkiye'deki büyümenin hız kesmesi ve 2009 yılı beklentilerinin oldukça
düşük kalması ister istemez bir baskı oluşturacaktır. Strateji olarak eğer yeni
gelişmeler olmaz, ortam müsait olursa 2009 ortalarından itibaren faizler yüksek
olsa bile ucuz fiyatlı konut alınabilir. Faizlerin düşmesi ile belirli bir ceza
ödeyip refinansman yapılır ve alınan konut kredisinin faizleri yeni ortama göre
ayarlanıp düşürülebilir. Ancak bunun gerçekleşmesi için Türkiye'nin bazı önemli
adımları atıp güven ortamı oluşturması, bununla beraber dünya piyasalarının da
belirli bir istikrar kazanması gerekmektedir.
0 Yorum
Yorum Yap