Mimarlık öğrencisiyken “yaşamı kavrama”mızı sağlayan
güzel bir söz vardı; “Kentler düzenin aynasıdır”... Nedense
zamanla söylenmez oldu... Oysa varoşlardaki gecekondular ile merkezdeki
gökdelenler, kenti sarmalayan yoksulluk ile kenti sömüren bir varsıllığın
simgeleri değil de nedir?... “Eşzamanlı” yaygınlaşmaları da aynı dengesizliğin
“artarak” sürdüğünü göstermiyor mu?..
Son zamanlarda ise varoşlar en pahalı villa siteleriyle doldu. Hatta en
görkemli “çağdaş konaklar” ormanlarda, su havzalarında gecekondularla yan
yana... Yani, gelecek kuşaklar adına sözde “imara yasak”lanmış araziler, barınma
amaçlı kaçak konutlarla “yaşama” amaçlı kaçak sitelerin “komşu” oldukları ortak
inşaat alanları... Siteler, komşularına karşı etraflarını sur duvarlarıyla
çevirmişler; kapılarında “sivil silahlı kuvvetler” ve adım başı gözetleme
kameraları..
Komşu gecekonduların ise böyle bir dertleri olmasa da artık başka bir
“korku”ları var; şu yeni “kentsel dönüşüm” yasası..amansız ve acımasız. Evler
“mortgage pazarı”nın “TOKİ arsaları”na dönüşürken, sakinleri de dağbaşındaki
“sürgün blokları”na gönderiliyorlar...
‘Uzay’la komşuluk!
Böylesi bir “kentsel değişim”in gökdelenleri de bir âlem! Artık “şirketlere
ofis” amaçlı değil, adına “rezidans” denen “ayrıcalıklı konut”lar için
yükseliyorlar... Kente en tepeden bakabilmek, hatta bir rezidans reklamındaki
deyişle “uzayla komşu olmak”, doruklara çıkan imar rantının yarattığı yeni
zenginlik kültürü... Parası olanlara kentin istediği yerinde yükselme özgürlüğü
“demokrasi”nin (!) de göstergesi sayılıyor...
Kente zarar veren bu şımarık kulelere şehircilik hukuku adına “dava açmak”
ise imardaki eşi görülmemiş bir “adaletsiz”liği toplum adına sorgulamak
olduğundan, yakında “Ergenekon”a bile girebilir... Böylesi bir “kalkınma”(!)
görüntüsü, her yönüyle “yağma düzeni”nden başka hangi ortamda görülebilir?
Denebilir ki kentler, hiç bu kadar açık ve seçik “düzenin aynası”
olmamışlardı...
‘Sahte pazar’lar
Bu tarihsel aynada binlerce yıllık “alışveriş kültürü”müzün öldürülmesi de
var... Sahipsiz kalan eski çarşılar, siyasi koruma altındaki dev alışveriş
merkezlerine karşı “yaşama savaşı”ndalar... Geleneksel pazarlarımızı yok eden
“tüketim hangarları”nda, herkesin hoşuna gitsin diye “sahte pazar yerleri” bile
düzenlemeye başladılar...
Halkın “beslenme parası”nı çarşıdaki tanıdık esnafa değil, mega marketlerin
adını bile bilmediği küresel şirketlerine vermesi için seferberlik halindeler.
Pazar günleri çarşı pazar kapalı, ama süpermarketler “halkın hizmetinde”!..
İşte böylesi bir kent yaşamı, “soygun ekonomisi”ne bağlı bir düzenin aynası
değil midir?
‘Tarihimsi’ projeler
Gelelim tarihi kent dokularına... Eski evler ve tarihi sokaklar, yıllardır en
“muhafazakâr” siyasetlerin en yıkıcı imar politikalarıyla yok edilerek
apartmanlara dönüştürüldüler. Bir semtin, 30-40 yıl arayla çekilmiş iki
fotoğrafı, kültür ve uygarlık düşmanı bir düzenin adeta “dev aynası” gibidir...
Bu “vahşi” rant saldırısından, korumacıların onca baskı ve tehditleri
göğüsleyerek büyük özverilerle kurtarabildikleri elde kalan son dokuları ise
şimdi de “turistik dekor” projeleriyle tarihten siliyorlar...
Kimler mi?
Birincisi, tarihi evlerimizde yine “biz”lerin yaşaması gerektiğini
kavrayamayan sözde modern kafalar... İkincisi de kültürel birikimlerle iç içe
yaşamayı, “toplumu kimliksizleştirerek” sömürmenin engeli gören, kökü dışarıda
anlayışlar.. Bunlar, “yandaş” sermayeleriyle ve “özgür”(!) tasarım düşkünü
mimarlarla birlikte, son kalan eski kent dokularını insanlarından da
arındırarak, “tarihimsi” dekorlu “rant projeleri”ne kurban ediyorlar... Bunun
“neyin aynası” olduğunu ise sormayın; çünkü yanıtını “edep dahilinde” vermek
mümkün değil...
0 Yorum
Yorum Yap